"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasi, talep ederseniz olur

16 Nisan 2019, Salı
Bilhassa aydınlar aykırı düşünme hakkını sonuna kadar kullanmalı ve kullanabilmeli. Korkmamak ve yazıp söylemek esastır. Demokrasi, talep ederseniz var. Etmezseniz gelmez.

Ethem Atay Semineri - 7

***

Moderatör: Şu anda bir sistem var gibi gözüküyor ama yapılmak istenen şu: Bir padişah bulduk ya da bulduruldu, bütün kurumlar, kurullar, memurlar buna “evet efendim, tamam abi” desin denilen bir yapı var. Bir sistem ya da omurga yok deniyor. Siz bu konuda ne dersiniz? Doğru ise, bu durumdan daha çabuk çıkabilmek için neler yapılmalı?

Prof. Atay: Sorunuza bir anekdotla cevap vereyim. Geçen günlerde Paris’te bir asistan arkadaşımızla kitapçıları gezdikten sonra bir kafede oturduk. Yan masada çok güzel Fransızca konuşan ama tipinden Fransız olmadığını anladığımız bir hanım ve bey vardı. Hangi dili konuşuyorsunuz diye sordular. Türkçe dedik. “Haaaa l’Empire Ottoman” dedi. Filistinliymişler. Yirmi senedir Paris’te yaşıyormuşlar. İlk sorusu şu oldu: “Comment il va Le Sultan?” yani “Sultanınız nasıl?”

Ben de düzelterek dedim “Sultan değil, sultan républiquenne”. Yani “cumhuriyetin başı” gibi bir anlamda düzeltmeye çalıştım.

Yine bir başka yabancının ilk sorusu şuydu: Türkiye’deki seçimler demokratik mi? Ben de politik bir cevapla “Dünyada olduğu kadar demokratik” dedim. Ama “Gelişmiş demokrasiler kadar” diyemedim ne yazık ki.

İNSANIN KANINA DOKUNUYOR

Bir başka dergi, Le Point, kapağa Sayın Erdoğan’ı koymuş ve altına Le dictateur yazmış. Bunu görmek bir Türk olarak bizi üzüyor hatta insanın kanına dokunuyor. Ama sebebini de bilmemiz lazım. Bu tablonun sebebi şu: Bu dergi Sayın Erdoğan’dan randevu istemiş, alamamış. Onun adına görüşlerini paylaşacak birini bildirin onunla röportaj yapalım demişler. Ona da cevap yok. Bunun üzerine, bu dergiyi çıkaranlar kapağı bu şekilde düzenlemiş.

ERMENİ MESELESİ

Ermeni meselesinde de diğer meselelerde de biz “dış mihraklar, dış güçler…” deyip duruyoruz, tamam, doğru ama ondan sonraki kısmı yanlış. Bizim de kusurlarımız var.

Bir kişi hakkında ekseriyet bir görüş söylemişse, bu kanaatin bir haklılık payı taşıdığı nazar-ı dikkate alınmalıdır. Mesela bu seminere katılan sizlerin ekseriyeti sonuçta benimle ilgili olumsuz bir görüş sahibi olmuşsanız, ben kendimde bir eksiklik ararım.

Tamam, Türkiye’nin düşmanı çok, coğrafyası sorunlu, jeopolik konumu sorunlara kaynaklık ediyor, tarihsel mirasımızın yükü ağır, ama bunlar yeni değil ki? Nimetin külfeti de var. Teyakkuz halinde de olacağız. Ama düşmanlarımızı azaltmamız ve düşmanı daha az olan liderler bulmaya da çalışmamız lazım. Otoriter rejimlerin özelliklerinden biri de yeterince düşman yoksa ilave düşman oluşturmasıdır. Maalesef bu ölçülerle bakınca şu anda Türkiye’deki rejimin tam demokratik olduğunu söylememiz çok zor görünüyor.

2016 senesinde Birleşmiş Milletler bir Hukuk Devleti Kongresi yaptı. Sonuç bildirgesinde hukuk devletinde bulunması gereken unsurları yazdı. Yakında yeniden okudum ve kendi kendime Türkiye’ye uyarladım. Kriterlerin ekseriyetinde eksikliklerimizi anladım, hukuk devleti sınavından büyük eksikliklerimiz bulunduğunu, sınıfta kaldığımızı gördüm. Hatta bazı yönlerden kırklı ellili yılların bile gerisine düştük. Bu üzücü ama maalesef böyle. Maksadımız birilerini rahatsız etmek değildir. Bizim bunları söylememiz lazım ki görülsün ve düzeltilsin.

AYDINLARA DÜŞEN VAZİFE

Moderatör: Tam hürriyet ve tam demokrasi bize ne zaman gelecek?

Prof. Atay: Böyle zor ve pahalı şeyler, uğrunda çaba gösterilmeden, özel gayrete girilmeden kolaylıkla elde edilemiyor. Fransızların ve İngilizlerin toplumsal hayat hikâyesi bunu gösteriyor. Dreyfus davası meşhurdur. Fransa haksız mahkûm ettiği kişiden yüz sene sonra özür diledi. Demek birileri kendisini feda edecek ki gelişme olsun.

Bu konuda aydınlara vazife düşüyor. Bilhassa aydınlar aykırı düşünme hakkını sonuna kadar kullanmalı ve kullanabilmeli. Korkmamak ve yazıp söylemek esastır. Demokrasi, talep ederseniz, var. Etmezseniz, gelmez.

Moderatör: Bediüzzaman Hazretleri ikinci meşrutiyet döneminde halka ve bilhassa Doğuya demokrasiyi anlatırken diyor ki, “Asıl hürriyet kişinin sosyal hayat içinde ve medeniyetin nimetlerinden yararlanırken başkalarının da hukukuna riayet ederek hürriyet sahibi olmasıdır”. Bu iki kavram arasındaki ilişki nedir?

YÖNETİCİ HESAP VERECEK

Prof. Atay: Bazı kavramlar olimpiyat armasının halkaları gibi iç içedir. Bunları sorunuza uyarlıyacak olursak hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, insan onuru, adalet, hakkaniyet, nesafet … Bunlar hep birbirinin içinde kavramlardır. Biri yoksa diğeri de eksik kalır.

Netice itibariyle yöneten yönetilen ayrımı olacak ama yönetici hesap verecek. Ve makamına yapışmayacak. Yönetme gücü yönetenlerin bir süre sonra yozlaşmasına sebep olur. Yönetici görevi bırakmak istemez. Neden? Yöneticilik, kamu gücü ve kamu kudretini kullanmak tatlıdır. Bunu kendi hayatımda da gördüm. Fakültemde beş altı sene dekan yardımcılığı yaptım ve ayrıldım. Birkaç gün sonra fark ettim ki hocalık odama adam gibi çay gelmiyor. Hâlbuki dekan yardımcısı iken çayım kaliteli geliyordu. Demek çayda bile doğru bir sistem kurmak lazım.

-Devam Edecek-

 

Okunma Sayısı: 657
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı