"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Din adına parti kurmak büyük bir cinayettir

01 Mayıs 2019, Çarşamba
Bir talebesi kendisini ziyaretinde Üstada diyor ki: “Biz de bir parti kuralım”. O zaman Üstad Hazretleri diyor ki: “Kardeşim bir cemiyette yüzde yetmiş İslâmî şuura sahip tam mütedeyyin olmazsa orada dinî kimlikle ortaya çıkmakla İslâm dinine büyük bir cinayet işlemiş olursunuz. Çünkü dini siyasete alet etmeye mecbur olursunuz.”

Moderatör: Bu yüzde altmış yetmiş meselesini biraz açar mısınız?

Av. Akbaş: Bediüzzaman din adına siyaset yapılabilmesi için halkın her kesiminin yüzde altmış yetmişinin “tam dindar” olması gerektiğini ifade eder. Tam dindar olmaktan kasıt her halde Sünnet-i Seniyyeyi kendisine rehber etmiş, Peygamberimizin (asm) hayatını yaşayışını, sözünü, kendisine rehber etmiş, yani Sünnet-i Seniyyeyi hayat tarzı olarak benimsemiş insan.

Ama unutmayalım ki dağdaki çobanın dindarlığı ile siyasetle az çok alâkadar birinin dindarlığı farklı kavramlardır. Zira ikisinin imtihan sorusu farklıdır.

Ahirzamanda siyasetle dine hizmet edilemeyeceğini göstermek üzere Peygamberimizin (asm) “O zamana yetiştiğiniz zaman onlarla siyaset yoluyla mukabele edilmez” hadisini emir telâkki eden Üstadımızın ortaya koyduğu bir tavır var.

BİZ DE PARTİ KURALIM!

Bir talebesi kendisini ziyaretinde Üstada diyor ki: “Biz de bir parti kuralım”. O zaman Üstad Hazretleri diyor ki “Kardeşim bir cemiyette yüzde yetmiş İslâmî şuura sahip tam mütedeyyin olmazsa orada dinî kimlikle ortaya çıkmakla İslâm dinine büyük bir cinayet işlemiş olursunuz. Çünkü dini siyasete alet etmeye mecbur olursunuz.”

Üstadın böyle bir öngörü ortaya koyduğunu göz önünde bulundurarak Siyasal İslâmcıların iktidar arzusuna veya başka bazı grupların kadrolaşarak tepeyi ele geçirmek maksadına hizmet etmeye çalışmasının ve 15 Temmuz fitnesine alet olan yapı ve benzeri anlayışların günümüzde ne kadar anlamsız olduğunu hep birlikte öğrenmiş olmalıyız. Fertten cemiyete, temelden çatıya dediğimiz, fertlerin kalplerinde İslâmî şuuru yerleştirmek gerektiği konusunu gözönünde bulundurursak bu mananın tahakkukuna da önemli bir vesile olan Demokratların istibdatı kaldırma ve gerçek bir demokrasiye geçmek yolundaki gayretlerinin değerli olduğu açıktır. Esasen Avrupa Birliği süreciyle, dindar Hıristiyanlarla birlikte böyle bir mananın gerçekleşmesinin mümkün olacağı da açık.

Dindarların demokratlaşması

Moderatör: Bu çerçevede Demokratların kendilerine düşen fonksiyonun gerçekleşebilmesi adına, Avrupa Birliği üyeliğinin tahakkuku adına neler yapılmalı, bu konuda ne düşünüyorsunuz? Dindarların demokratlaşması ve Demokratların da dindarlaşması süreci nasıl hızlandırılabilir?

Av. Akbaş: Biz bu yöndeki çalışmalarımıza Risale-i Nurlar’ın devlet tekeline alınmasına teşebbüs edilmesi ile başladık. Bu yanlışa hiçbir parti ayrımı gözetmeksizin bütün meclis gruplarının dikkatini çekerek, karşı durmalarını istedik.

Bir ağır ceza duruşması için Kars’a gitmiştim. Beraat kararı almanın sevinciyle orada dolaşırken bir mesaj aldım, “Hocam Kars’a gelmişsiniz, görüşebilir miyiz?” diye. Arayan bir kafenin adresini verdi. Gittim. Eski bir emniyet mensubu, genç bir insan. Biraz sohbet edip konuştuktan sonra, tam ayrılırken, “Bir kucaklaşabilir miyiz?” dedi. “Beni birinin içtenlikle kucaklamasına o kadar hasretim ki” dedi. Kars’ta ilk kez tanıştığım biriyle yol ortasında böylece kucaklaştık.

Şu an toplumun geniş kesimleri hiçbir beklentisi olmaksızın sahiplenilmeyi, sevilmeyi, ötekileştirilmeden diyalog kurulmayı bekliyor, istiyor.

Bakınız bir örnek daha. Bizim Halk TV’ye çıkışımız vardı. Ben doğrusu nasıl tepkiler gelecek diye merak ediyordum. Çünkü Halk TV’nin seyircileri Risale-i Nur, Bediüzzaman, Nurculuk, Said Nursî gibi kavramlara belli bir mesafe ve soğuklukla yaklaşır diye düşünüyordum. Bir taraftan da program sırasında Hakan Aygün gelen mesajları da reklâm arasında bizlerle paylaşıyor ve “çok olumlu geri dönüşler var” diyordu.

Yani o kitle de aslında toplumun dindar kesimleri ile bir diyalog arayışı ve ihtiyacı içerisinde. O dönem Meclis ziyaretlerimiz sırasında Grup başkanvekillerinden olan Akif Hamzaçebi ile de görüşmüştük. 

Bize ısrarla şunu sormuştu: “Bütün dinî gruplar AKP’yi destekleyip, devletin bu denli geniş imkânlarından yararlanmayı tercih ederken, siz niye mesafeli duruyorsunuz” demişti. O zaman beş altı arkadaş birer ikişer cümle ile cevap vermiştik.

MÜNÂCAT RİSALESİ

Sonrasında bir dönem çok bunaldığını, o sıra Sadık Yalsızuçanlar’ın Eski Demokrat Partili bakanlardan rahmetli Tevfik İleri’nin hayatını konu alan “Vefa Apartmanı” isimli kitabını okurken, İleri’nin de bunaldığı zamanlarda Bediüzzaman Said Nursî’nin Münâcat isimli risalesini okuduğunu öğrendiğini ve hemen internetten bu eseri bulduğunu ve çok bunaldığı zamanlarda Münâcat Risalesi’ni dinlediğini anlattı.

Bunlar da gösteriyor ki bizim, toplumun hiçbir kesimini dışlamadan, ötekileştirmeden, ancak kendimizden, duruşumuzdan taviz vermeksizin buluşabileceğimiz demokratik zeminleri aramamız, ihdas etmemiz gerekiyor. Toplumun bireylerini ötekileştiren, “din düşmanı”, “vatan haini” gibi ithamları kaale almaksızın açık buluşabileceğimiz zeminler olmalı.

Demokrat Parti bunu gerçekleştirebilir bir geçmişe ve siyasî anlayışa sahip bir parti. Umulur ki Demokrat Parti bu noktada öncülük yapsın. Bizler de bu anlayışa hizmet eden neşriyatımızla, bu anlayışın yerleşmesine destek verelim, hizmet edelim.

Moderatör: Liyakat meselesi toplumda karşılık buluyor mu?

Av. Akbaş: Ben meslek icabı toplumun farklı kesimleri ile temas halindeyim. İnsanların çoğu, dinin hiçbir şeye alet edilmediği, dindarlığın hiçbir şeye alet edilmediği bir sosyal yapının hasreti içerisindedirler.

Bir örnek vereyim: Avukatlığını yaptığım bir firmaya beni kendisinin ateist olduğunu söyleyen nakliye müdürü önermişti. Genel müdür ile tanıştık. Yönetim kurulu üyeleri ile yemek yedik. Çıkarken genel müdür bana, “Sizi bize öneren arkadaşımız bize sizin Nurcu olduğunuzu söyledi. Ben bir ateistin Nurcu birini şahsen de kefalet vererek bize tavsiye etmesine şaşırdım” demişti. Ben de, “Onu bana sorsanız ben de onu çok üstün meziyetlere sahip birisi olarak tanımlarım” dedim. Bundan çok memnuniyet duyduğumu ve bunu önemsediğimi söyledim. Bu olay aramızda ortak beşerî değerlerin gözetilmesine ve bu müşterek değerler üzerinden bir sosyal barışı tesis edebileceğimize olan inancımı arttırdı.

Bu zorlu dönemi bir fırsata çevirmek mümkün. Yeter ki Bediüzzaman’ın ifadesi ile dini hiçbir maddî manevî çıkara alet etmeyelim. İslâmiyet hakikatinin güzelliklerini her bir fiilimiz ile gösterebilelim. Şu dönem dine ve dindarlığa itibarının yeniden kazandırılması gereken bir dönem. Burada her birimize büyük bir görev düşüyor.

-Devam Edecek-

Okunma Sayısı: 2439
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı