"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Din ve mukaddesat umumun malıdır

30 Nisan 2019, Salı
“Bir iyiler var bir de kötüler var. Dolayısıyla kötüler seçilemez, iyi seçilmeli” diyorlar. “İyi neyi temsil ediyor” diye soruyorsunuz, “Dini temsil ediyor” deniyor.

Dinin siyasete alet edilmesinin açık ve vahim bir sonucu bu. Zira böyle bir tercih biçimi sanki toplumun yüzde ellisini dinin karşısında konumlandırmak ve asla dinle, İslâmiyet hakikati ile buluşmaz kılmak gibi bir cepheleşmeyi öngörüyor. Halbuki Üstad “din umumun malıdır, mukaddesat umumun malıdır” derken tam da bu riske dikkat çekiyordu.

Risale-i Nur Külliyatı’nın devlet tekeline alınması sürecinde biz bir grup oluşturarak Mecliste grubu bulunan bütün siyasî partilere gittik. HDP dahil. Bu görüşmelerin sonunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yapılacak olan değişikliğin aslında düşünce hürriyetinin önünü kesebilecek, adeta devletin dilediği her eser üzerinde keyfi bir tasarrufla kullanabileceği, bir eserin toplumla buluşmaması için kamuya mal edilmek suretiyle yok edilebileceği bir düzenleme niteliği taşıdığını iyice anlatınca onlar da “biz bu kanun değişikliğini Anayasa Mahkemesi’ne götürürüz” dediler. Bu kanunun iptalinden ilk doğrudan faydanın Risalelere geleceğini, iptal ile Risale-i Nurlar’ın kamuya mal edilmesinin yani devlet tekeline alınmasının önüne geçileceğini ve dolayısıyla bu sonucun kendi içlerinde bir çatışmaya yol açacağını bilmelerine, öngörmelerine rağmen bu iradeden geri adım atmadılar.

Türkiye’nin dindar halk tabakası ile CHP’nin geçmişinden gelen günahlarından bugün sıyrılmak istenmesi ülkemiz açısından bir şanstır. Bunu dile getirmek bir siyasî tercih olarak CHP’yi desteklemek değildir. Bunu dile getirmek CHP’nin geçmişini ve bugününü tasvip etmek değildir. Unutmayalım ki Üstad Hazretleri tek parti döneminin kusurlarını ancak CHP’nin % 5’ine hamledip, geri kalan % 95’ini bir pişmanlık duyarak, bu geçmişi sahiplenmeme konusunda teşvik ediyor.

VAHİM DURUM

Bugün bize düşen, “Evet bir kirli geçmişiniz var. Bugün bu kirli geçmişten arınarak, uzaklaşarak, ülkenin yüksek standartlarda bir demokrasiye, bir hukuk devletine erişmesine hizmet edin” demektir. Bu şansa sahibiz. On yedi yıllık tecrübe, Halk Partisi’ne ve belli çevrelere, dindar insanların din hürriyetlerinin önüne karşı engeller çıkarmanın belki onların da aslında arzu etmedikleri sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. Konuyu kısır siyasî tartışmaların dışına çıkarılması gereken bir insan hakları problemi olarak görmelerini sağladı. Bu belki de önemli bir kazanım.

Türkiye’de ezanın bir daha Türkçeleştirilmeyeceğinin, tesettür yasağının artık gündeme gelmeyeceğinin, bunların artık geçmişte kaldığının anlatılması, diğer hak ve hürriyetlerin de yönetimde filanca siyasî partinin olmasından veya partinin başında şu ya da bu şahsın olup olmamasından bağımsız olarak anayasal düzenlemelerle garanti altına alınması ve bunun da millete gösterilmesi ve ikna edilmesi gerekiyor.

Bakınız şu vahim bir durumdur: “Şu haklar ve hürriyetler anayasal güvence altındadır kimse bunları değiştiremez” denmiyor. “Biz gidersek şu gelir ve bu hürriyetler ortadan kalkar” deniyor.

SİYASETİN TABİATI BOZULMUŞ

Moderatör: Siyasî partilerden birini iyi, diğerlerini kötü saymak mümkün müdür? Mantıklı mıdır?

Av. Akbaş: Bizim siyasetteki ölçülerimizden biri de ehven-ü şerreyn prensibidir. Yani kötüler arasından en az kötüyü seçmek. Sebebi siyasetin tabiatının bozulmuş olması. Üstad bunu pek çok yerde söylüyor malûm. Bediüzzaman Hazretleri’nin, “toplumun % 60-70’i dindar hale gelmeden din adına siyaset yapılamaz” derken aslında çok önemli bir ölçüyü, sadece siyaset anlamında değil, devlete ilişkin, topluma ilişkin birçok konuda da koyduğunu görüyoruz.

Bundan yirmi sene öncesine kadar siyasetteki partilerden birini “hepsi kötü, ama en az kötüsü bu” diyerek tercih etmekteyken şimdi enteresan bir biçimde aslında toplumda % 60-70’lik anlamda bir iyileşme olmamasına rağmen “bir kötüler var bir de iyiler var, niye iyiler varken kötülerden birini tercih ediyoruz ki” noktasına getirildik. Burada bir hile olduğu açık.

Bizim istediğimiz ve beklediğimiz şu: CHP dahil bütün siyasî hareketlerin yavaş yavaş belli bir ölçüde iyileşmesi, mescid açmak örneğinde olduğu gibi hem sembolik olarak hem de fikren iyileşmesi, makul hale gelmesi. Toplumun genel olarak dindarlaşması ve bu kapsamda bütün partilerin siyasî tabanlarının da dindarlaşması. O gün geldiğinde belki biz, iyiler arasında en iyisini seçebilir hale geleceğiz. Yoksa bugün hâlâ kötüler arasından en az kötüyü seçmek durumundayız siyaset olarak.

KANDIRMACA VAR

Ama birileri yanılsama yapıyor. Bir kandırmaca içerisindeler. “Bu gün bir noktaya geldik. Bir iyiler var bir de kötüler var. Dolayısıyla kötüler seçilemez, iyi seçilmeli” diyorlar. “İyi neyi temsil ediyor” diye soruyorsunuz, “dini temsil ediyor” deniyor. Dinin siyasete alet edilmesinin açık ve vahim bir sonucu bu. Zira böyle bir tercih biçimi sanki toplumun yüzde ellisini dinin karşısında konumlandırmak ve asla dinle, İslâmiyet hakikati ile buluşmaz kılmak gibi bir cepheleşmeyi öngörüyor. Halbuki Üstad “din umumun malıdır, mukaddesat umumun malıdır” derken tam da bu riske dikkat çekiyordu.

Toplumun AKP’ye oy vermeyen % 50’lik kesiminin din ve dinî bilgi ve nasihat ihtiyacını kimsenin düşündüğü yok. Din umumun malı olarak kalmalıyken inhisar altına alınıyor. O kesimin “biz din karşıtı değiliz. Biz de sizler kadar dindar insanlarız veya dinin pratiklerini gözeten veya dinî değerlere saygı duyan bireyleriz” demelerine karşılık, “hayır siz öyle değilsiniz” diyerek ısrarla adeta onları dinden çıkartma gayretleri, “siz namaz kılmayı, Cuma kılmayı bilmezsiniz. Fatiha okumayı bilmezsiniz” ya da “biz okursak ihlâslı okuruz, siz okursanız ihlâssız okursunuz” yaklaşımları topluma da, dine de zarar veriyor.

“Sen dinsizsin desen bu dine hizmet olmaz”

“Bu gün bir noktaya geldik. Bir iyiler var bir de kötüler var. Dolayısıyla kötüler seçilemez, iyi seçilmeli” diyorlar. “İyi neyi temsil ediyor” diye soruyorsunuz, “dini temsil ediyor” deniyor. Dinin siyasete alet edilmesinin açık ve vahim bir sonucu bu. Zira böyle bir tercih biçimi sanki toplumun yüzde ellisini dinin karşısında konumlandırmak ve asla dinle, İslâmiyet hakikati ile buluşmaz kılmak gibi bir cepheleşmeyi öngörüyor. Halbuki Üstad “din umumun malıdır, mukaddesat umumun malıdır” derken tam da bu riske dikkat çekiyordu.

İslâmiyet bu toplumun bütün fertlerinin ortak değeridir. Bizim ateistimiz bile kültürel anlamda bir dinî aidiyet taşır. Kültürel aidiyetini inkâr etmez. Aksine genellikle saygılı bir tutum içerisindedir. Bu da güzel bir haslettir. Hatırlayın seçim öncesinde Taksim’de haşa “ezan ıslıklandı mı, ıslıklanmadı mı?” tartışmalarını. Hemen herkes “haşa biz ezanı ıslıklamadık, ezana karşı bir hürmetsizlik yapmadık, aklımızdan bile geçmez” demesine rağmen, birileri “hayır siz ezana hürmetsizlik yaptınız” diye ısrar etti. Yani ezanın toplumun bütün kesimleri tarafından saygı duyulan bir şeair olduğunu kabul etmek, bu noktadaki hassasiyetin toplumun farklı kesimlerince de benimsenmesinden memnuniyet duymak yerine, “hayır siz ezana karşı saygısızlık yaptınız, ezanı protesto ettiniz” diye karşılık verilerek insanlar din dışına atılmaya çalışıldı. Hatta şunu okuduk “yapmadınız, ama fırsatınız olsa yapardınız, yapmak isterdiniz!”

Bediüzzaman “İslâmiyete hizmet insanları dine meylettirmekle yani iltizama teşvik etmek ve vazife-i diniyelerini hatırlatıp teşvik etmekle olur” der. Muhataba “sen dinsizsin desen bu dine hizmet olmaz” der.

-Devam Edecek-

Okunma Sayısı: 1215
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nusret gündüz

    1.5.2019 04:19:43

    Allah razı olsun sizlerfen

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı