"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Hıfz-ı İlâhî devam ediyor”

29 Mart 2019, Cuma 01:11
Onlara bu sefer kendisine çok tesirli bir zehir verildiğini, içinde bulunduğu zafiyetin ondan ileri geldiğini, bundan sonra yapılabilecek su-i kastları nazara alarak vasiyetnâmeyi yazdırdığını söyledi ve ekledi. “Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlâhî devam ediyor.”

DİZİ-7: İslam Yaşar

***

İNAYET-İ RABBANİYE

Ramazan ayı idi.

Said Nursî, hükümetin teklifini kabul etmeme kararı verdiğinde evinde yapayalnızdı. Sahur yemeğini yaptı ve biraz soğuması için pencerenin pervazına koydu. Biraz sonra oradan aldığı yemeği yiyip oruca niyet etti. Çok geçmeden dehşetli baş dönmesi ve şiddetli karın sancısı hissederek yere düşüp can havliyle kıvranmaya başladı.

Çünkü ‘Biz ondan korkuyoruz. Çok kuvvetli, yüz binlerce talebesi var’ diyen Ankara’daki bazı yüksek dereceli devlet adamlarından ‘Said’in vücudu ortadan kaldırılmalı’ (Badıllı. s: 1130) emrini alan kasabanın ‘büyük memurlarının’ talimatı üzerine, o gece bekçilere izin veren bekçi başı gece yarısından sonra gizlice pencereye merdiven dayayıp o yemeğe ‘sabık dokuz defadan daha tesirli’ bir zehir atmıştı.

Aynı vakitlerde sahura kalkan yandaki dükkânın sahibi, evden gelen elim iniltileri duyunca yardım etmek maksadıyla koştu ise de kapı dışarıdan kilitli idi. Anahtarı da bekçi başında olduğundan içeriye giremeyince hemen talebelerine haber verdi. Onlar dükkânın duvarını delip içeri girdiler.

ZEHİRLENDİ, ORUCUNU BOZMADI

Üstadlarının hâlinden zehirlendiğini anlayan talebeleri, zehirin tesirini azaltmak için istifra ettirici bir şeyler içirmek istedilerse de Bediüzzaman orucunu bozmayacağını işaret etti.

Onlar da çaresiz, bir yandan terini silerken diğer yandan Cevşen okuyup duâ etme gayreti içine girdiler.

Bediüzzaman Said Nursî’nin dokuzuncu zehirlenmesi idi bu. İlk defa Ankara’da mecliste aşı vurma bahanesiyle zehirlendiği zaman, vücudun zehiri kabul etmemesi üzerine zehirin toplandığı göğsündeki yaradan yine koyu, siyah, ufunetli bir sıvı akmaya başlayınca yavaş yavaş toparlandı. Talebelerinin yanında olduğunu görünce gülümsedi. Bitkindi, takatsizdi, ama yine de kısık sesle söylemeye çalıştı.

“Kardeşlerim. Ecel gizli olmasından vasiyetnâme yazmak sünnettir. Benim metrûkatım ve Risâle-i Nur’dan olan benim hususî kitaplarım ve güzel ciltlenmiş mecmualarım ve sair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten on iki kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki emr-i Hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrûkatım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.” (Emirdağ s: 235)

KABRİM GİZLİ KALSIN!

Onun perişan hâlini görünce endişe eden talebeleri, vasiyetini yazdırmak istemesi üzerine telâşlaşa kapıldı. Biri hemen kalem, kâğıt hazırlayıp mezkûr ifadeleri yazarken diğerleri teessürle ağlamaya başladı. Hepsi can bağışlamak da dahil, bir şeyler yapmak isteyip de hiçbir şey yapamamanın çaresizliği içindeydi.

İlk cümleleri bitirdikten sonra durup kesik kesik nefesleyerek bir süre dinlenen Bediüzzaman, buğulu nazarını talebelerinin yüzlerinde gezdirdi. Maksadı onlarla göz göze gelip bakışları ile teselli vermekti. 

Onların ağlayarak Cevşen okumaya, duâ etmeye çalıştıklarını görünce vasiyetini yazana dönerek devam etti.

“Benim kabrim gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.” (a.g.e. s: 809) 

Kabir medar-ı bahs olunca hepsi durup merakla ona baktı. Talebelerinin içine düştükleri endişeli hâlin dehşetini güzlerinden okuyan Bediüzzaman hafifçe doğrulmaya çalıştı. Onlara bu sefer kendisine çok tesirli bir zehir verildiğini, içinde bulunduğu zafiyetin ondan ileri geldiğini, bundan sonra yapılabilecek su-i kastları nazara alarak vasiyetnâmeyi yazdırdığını söyledi ve ekledi.

“Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlâhî devam ediyor.”

HAYATİ TEHLİKEYİ ATLATTI

Onlara müjde gibi gelen bu ifadelerin ardından biraz teselli bulup rahatlayan talebeleri hareketlendi. Kimi Üstadının istirahatını sağlarken kimi etrafı temizleyip odayı toparladı. Kimi akşam için iftarlık hazırlamak, ilâç tedarik etmek ve diğer talebelere duâ etmelerini söylemek maksadıyla dışarıya çıktı. Herkes itina ile vazifesini yaptı ve Bediüzzaman bir hayatî tehlikeyi daha böylece atlattı. 

“Birden inayet-i Rabbaniye imdada yetişti. Duânız bana şifa eyledi. Bu tesemmümden öyle bir nisyan, unutkanlık gelmiş ki abdest, yemek gibi şahsî işlerimi çok zor görebiliyorum. Bir kaşık veya bir kabı almak için kapıyı açıyorum, unutuyorum. Bu hâlden dehşet aldığım hâlde Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki Risâle-i Nur’a temas eden hâllerde ve evradlarımda o acib nisyan şimdilik gelmedi.” (a.g.e.)

Bu ifadelerde de görüldüğü gibi zehirlenme neticesinde kendi hâl ve hareketlerinde, her gün yaptığı şahsî işlerinde bile unutkanlık şeklinde tesirini gösteren zehirlenme tezahürü hastalığın, Risâle-i Nur hizmetlerine, zikirlerine, evradlarına hiç tesir etmemesi kendisinin de dikkatini çekti ve hâline şükretti.

NUR ŞEHİDİ

Denizli Hapishânesi’nde vuku bulan zehirlenme hadisesinden ‘Nur şehidi’ dediği merhum Hafız Ali’nin feda-i can etmesi neticesinde kurtulan Bediüzzaman Said Nursî, şiddetli zehrin tesirinden bu kadar çabuk ve kolay kurtulmasına vesile olan sebebi merak edince bu sefer de ‘ikinci ruhum hükmünde’ dediği Hasan Feyzi’nin imdadına yetiştiğini anladı.

“Hasan Feyzi de (ra) aynen Hafız Ali (ra) gibi benim musîbetimin kısm-ı azamını kendine alıp mânevî bir fedakârlık eylemiş. Hafız Ali’nin benim bedelime birkaç emare ile berzaha gittiği gibi Hasan Feyzi de aynı hastalığım zamanında, aynı vakitte, aynı müddetle, aynı tarzda, aynı sıkıntılı dışarıya çıkamamakta tevafuku kuvvetli bir emaredir ki bana çok acıyan ve şefkat eden o kardeşimiz mânen hastalığımı kısmen kendisine aldı. Benim bedelime ölmüş ve ölüyor.” (Badıllı s: 1203)

ÜSTEN UÇAKLAR KALKTI

Bu ifadelerde de görüldüğü gibi Denizli’den ayrılırken yazdığı mersiyede ‘Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak’ diyen talebesi Hasan Feyzi’nin ‘nezri’ gerçekleşti, duâsı kabul oldu. O Denizli’de hastanede vefat ederken Emirdağ’da ‘Cevşen ve Evrad-ı Bahaiyye bu defa dahi o dehşetli zehirin tehlikesine galebe etti’ (a.g.e. s: 1129) ve Said Nursî hızla iyileşerek hizmetlerine yeniden başladı.

Bediüzzaman’ın bu su-i kastten de kurtulduğunu gören malûm mihraklar, bazı idarecileri ve emniyet mensuplarını değiştirerek zulümlerini arttırdılar. Resmî ve sivil polislerle takip ettirdiler. Kırlara çıktığında silâhla saldırdılar, Eskişehir Hava Üssü’nden kaldırdıkları savaş uçaklarını Emirdağ üzerinde alçaktan uçurarak gözdağı vermek istediler.

-Devam Edecek-

Okunma Sayısı: 1624
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı