"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şahsına hizmet etmek isteyenlere ikaz

28 Mart 2019, Perşembe
Bediüzzaman dostlarının, talebelerinin Risâle-i Nur hizmeti için yaptıkları fiilî yardımları kabul etmekle birlikte, şahsına hizmet etmelerine fırsat vermedi. Çoğu zaman yemeğini kendisi pişirdi, çamaşırını yıkadı, odasının temizliğini yaptı. Bazı zarurî hâllerde yapılan hizmetlerin de ücretini verdi. Şahsına hürmette ısrar ve ifrat edenleri bu şekilde ikaz etti.

Yazı Dizisi-6-İslâm Yaşar

***

EMİRDAĞ’DA EZA, CEFA

“Bir zaman Emirdağ’ında ikamete memur ve tek başıma menzilde âdetâ bir haps-i münferit ve bana çok ağır gelen tarassutlar ve tahakkümlerle bana işkence vermelerinden hayattan usandım.” (Lem’alar s: 565)

Denizli Mahkemesi’nin 16 Haziran 1944 tarihinde verdiği berâet kararına rağmen Ankara’dan gelen emir üzerine hilâf-ı adalet olarak bir komiser, iki müsellah jandarma nezaretinde Afyon ilinin Emirdağ ilçesine sürgün edilen Bediüzzaman, mezkûr ifadelerde yer alan müteellimâne düşünceler içine girdi. Çok geçmeden bu düşünceler Denizli hapsini arzulayacak, hatta kabre girmeyi isteyecek kadar arttı.

Dünyadan şahsî bir beklentisi yoktu. Mal mülk edinme gayesi, evlâd-ı ıyal gailesi içinde de değildi. Fakat kudsî dâvâsı, ulvî vazifesi ile ilgili büyük hedefleri vardı. Allah inancını, peygamber sevgisini, Kur’ân aşkını bir yandan insanların gönlüne yerleştirirken, diğer yandan ‘İslâm’ı cihana hakim kılmak’ istiyordu. Yani onu müteellimâne düşüncelere sevk eden sâik, hizmetine müteallikti.

“Bir vakit hayatım çok ağır şerait ile sarsıldı; nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm; ömrüm koşarak gidiyor, ahirete yakınlaşmış hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş. Hayatın mühim vazifeleri ve büyük meziyetleri ve kıymettar faydaları böyle çabuk sönmeye değil pek uzun yaşamaya lâyıktır.” (Şuâlar s: 115)

ÜSTADIM DEDİĞİ AYET

Hedefinin sonsuzluğu, dâvâsının büyüklüğü,vazifesinin ehemmiyeti yanında, ömrünün kısa, zamanının az, hayatın ağır şartlarının çok olduğunu müşahede edince mezkûr düşüncelere daldı. Meselelerin sadece düşünmekle hâllolmayacağını hissetti ve böyle hâllerde çoğu zaman yaptığı gibi yine ‘Üstadım’ dediği ‘Hasbünâ-Allah Venime’l Vekil’ âyetini okudu.

“Hayata, onu veren Zât-ı Hayy-ı Kayyum’a göre bak” diyordu âyet-i kerime.

“Gördüm ki hayatın bana bakması bir ise, Zât-ı Hayy ve Muhyi’ye bakması yüzdür; bana ait neticesi bir ise, Hâlık’ıma ait bindir. O cihet uzun zaman, belki zaman istemez. Bir an yaşaması yeter.” (a.g.e. s: 115)

Âyet-i kerimenin nuruyla, hayata olduğu kadar bakiyye-i ömrüne de ‘o hayatı kendisine veren Zât-ı Hayy-ı Kayyum’a göre bakan Bediüzzaman Said Nursî; mezkûr hakikati müşahede edince müteellimâne düşünceleri bıraktı. Tek başına gittiği Burdur’da, Isparta’da, Barla’da, Kastamonu’da, Eskişehir’de yaptıklarını hatırladı.

Emirdağ’da da tek başına idi. Çevresinde gayri ihtiyarî bir saygı ve hürmet halkası teşekkül ettiğinden ilk günden itibaren onu görüp saygı duyarak ziyaret edenler, henüz kendisini tanımadıkları, dâvâsını bilmedikleri hâlde yardım etmek istediler ve ne yapabileceklerini sordular.

ŞAHSINA DA HİZMET ETMEK İSTEDİLER

Bediüzzaman, onların sevgilerine muhabbetle mukabele etti ise de şahsına yapılacak yardımları, hususî hizmetleri kabul etmedi. Emirdağlı bazı aileler, onu tanıyıp yaptığı iman, Kur’ân hizmetini öğrendikten sonra çevresinde pervane olan dostları, dâvâsı ile birlikte şahsına da hizmet etmek istediler.

Bediüzzaman dostlarının, talebelerinin Risâle-i Nur hizmeti için yaptıkları fiîli yardımları kabul etmekle birlikte, şahsına hizmet etmelerine fırsat vermedi. Çoğu zaman yemeğini kendisi pişirdi, çamaşırını yıkadı, odasının temizliğini yaptı. Bazı zarurî hâllerde yapılan hizmetlerin de ücretini verdi.

“Teveccüh-ü ammeye mazhar olmak ve insanların nazarında şöhret kazanmak benim gibi adamlara zarardır. Ben nefs-i emmaremi elimden geldiği kadar hodfüruşluktan, şöhret-perestlikten, tefahurdan men’e çalıştım. Şahsıma karşı hürmet istemiyorum. Şahsıma ziyade hüsn-ü zan eden Nur Talebelerinin, belki yüz defa hatırlarını kırıp cerh etmişim.” (Said Nursî. Tiryak. Yeni Asya, İstanbul 2000, s: 54)

ŞAHSINA HÜRMETE İKAZ 

Şahsına hürmette ısrar ve ifrat edenleri bu şekilde ikaz etti. Bakiyye-i ömrünü ekseriyet itibariyle yalnızlık içinde geçirdi. Akşam namazından sonra odasına çekildi, yanında kalan talebeleri dahil kimseyi kabul etmedi. Onun bu müstağni tavrını ‘meleklerin ona hizmet etmesine, onun da kendilerinin ağır-aksak hizmetlerinden ziyade meleklerin hizmetlerini tercih etmesine’ bağlayan bazı dostları yapacakları işleri ağırdan alınca hizmetler aksamaya başladı.

Onlarla görüşünce çalışmalardaki aksamanın sebebini anlayan Bediüzzaman, istediği takdirde meleklerin ve diğer ruhanî varlıkların hizmet edebileceklerini, ama kendisinin, talebelerinin ve dostlarının ağır-aksak hizmetlerini, onların mükemmel hizmetlerine tercih ettiğini söyledi.

Bu nezih ikazdan sonra iman Kur’ân dâvâsı için yaptıkları çalışmaların ehemmiyetini ve makbuliyetini anlayan Emirdağlılar şevkle, ihlâsla çalışmaya başladı. Bediüzzaman da gündüzleri onların yardımı ile neşir hizmetlerine devam etti. Akşamdan sonra birkaç saatlik uykunun ardından kalktı ve duha vaktine kadar zamanını ibadetle, zikirle, evradla, kıraatle, tetebbuatla, tefekkürle geçirdi.

Çocukluk yıllarında başlayıp en zor şartlarda bile bırakmadığı istiğna hasletine, başkalarının mihneti altına girmeme hassasiyetine, zehirlenip ağır hasta olarak yapmaya takat yetiremediği zamanlarda bazı ruhanî varlıkların tamamladığı evradına, ezkârına bakiyye-i ömründe de fasılasız devam etti.

İKi BUÇUK BANKNOT

“Benim iâşem için her gün iki buçuk banknot, hem yeniden benim için bir hâne - mobilyaları ile beraber istediğim tarzda - yaptırmak için emir gelmiş.” (Emirdağ s: 59)

Şayet Bediüzzaman isteseydi, hükümetten Emirdağ Kaymakamlığı’na gelen bu emir üzerine kendisine yapılan mezkûr teklifi kabul eder, istediği tarzda bir hânenin yapılmasını ve iki buçuk cumhuriyet altını değerindeki günlük harcırahı alır, bakiyye-i ömrünü geniş, rahat bir evde bolluk içinde keyfemâ yeşâ’ geçirirdi.

O zamana kadar Risâle-i Nur Külliyatı’nın esasını teşkil eden Sözler, Mektûbat, Lem’alar, Şuâlar adlı kitapların telifi ve neşri büyük ölçüde tamamlandığından o sayede hem onların serbestçe ve mükemmel bir şekilde neşredilmesini sağlar, hem de eza cefa çekmez, envaî çeşit zulme, işkenceye maruz kalmazdı.

Lâkin bunu yaptığı takdirde mezkûr eserler kitapçı vitrinlerine, hususî ve umumî kütüphanelerin raflarına konsa, isteyenler tarafından serbestçe alınsa, okunsa da Risâle-i Nurlar’ın etrafında teşekkül eden Nur cemaati meydana gelmez ‘Zaman cemaat zamanıdır’ içtihadı gerçekleşmezdi.

Böyle ihtimalleri nazar-ı itibara alan Said Nursî, şahsına yapılacak tehdidi, tecridi, tehciri, ezayı, cefayı, tahkikatı, tazyikâtı, tahrikâtı, zehirlenmeyi, sürgünü, hapsi, zindanı göze alarak hükümetin; zahiren cazip de olsa hakikatte bir nevi mahkûmiyet mânâsı taşıyan teklifini reddetti ve talebelerine içtimaî, siyasî, cemaatî, dersler verip mektuplar yazdı.

Böylece gösterilen istiğnanın, fedakârlığın, zulme, ezaya, cefaya tahammül etmenin ve ihlâslı çalışmaların, samimî gayretlerin, himmetin, sadâkatin, metanetin, neticesinde Nurculuk olarak da bilinen veya Nur Hareketi diye adlandırılan cihanşümûl bir cemaat teşekkül etmeye başladı. 

Nur cemaati…

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 1383
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı