"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üniversiteler çözüm üretemiyor

07 Mayıs 2019, Salı
Üniversitelerimizin psikoloji, siyaset bilimi, mühendislik, teknoloji, uluslararası ilişkiler, kamu yönetimi, sosyoloji ve benzeri kürsülerinden Türkiye’nin sorunlarının çözümüne dair bir üretim yok denecek kadar. Türkiye’nin önündeki engelleri aşması için rehberlik yapması gereken üniversiteler ve bilim insanları hiç konuşmuyor.

ANNE BABALAR PARTİLERİN YAKASINA YAPIŞSIN!

Revizyona tali meselelerden değil ilk önce YÖK, MEB ve ÖSYM gibi temel ve yapısal kurumlardan başlanmalıdır. Çünkü aksi takdirde faturayı yine halk ödeyecek. Anne babalar unutmasın çocukları mutlu ve huzurlu değillerse kendileri de asla mutlu ve huzurlu olamayacak. Sorumluların hiç birinin gözünün yaşına bakmadan yakalarına yapışıp hesap sorsunlar, bu işin takipçisi olsunlar. Poşete, soğana, patatese, partisel tarafgirliklerine gösterdiği duyarlılığı, eğitim sisteminin hali pürmelali için, çocuklarının geleceği için de göstersinler. Yoksa başları daha çok ağırır. Evde işsiz, mesleksiz ve niteliksiz bir evlattan daha can sıkıcı dahası kahredici ne olabilir ki?

Derin ve güçlü bir eğitim tarihi olan Türkiye’nin kopya ve özentili eğitim reformları yerine özgün bir felsefe ile klasik eğitim anlayışını modern eğitim anlayışıyla gelenek temeli üzerinde yükselir. Kendi gibi olamama ve buna karşın olmayı hedeflediği gibi yapamama depresif ruh hali içerisinde kıstırılıp kalan Türkiye bu mahkûmiyetten özgün ve bilimsel bir eğitim sistemiyle çıkabilir.

UYAN TÜRKİYEM!

Türkiye küresel marka bir eğitim sistemiyle dünya devletine dönüşebilir. Kendi tanımını değiştiren Türkiye dünyanın ona layık gördüğü rolü de nitelikli, özgürlükçü, çağdaş, bilimsel ve demokratik bir eğitim sistemiyle tuzla buz edebilir. İşte böylesi bir eğitim sistemiyle Türkiye siyasi işgal ve kölelikle boğuşan mazlum ülkeler içinde bir umut ışığı olacaktır.

Orta halli bir demokrasiye, orta halli bir ekonomiye mecburluğumuz tamamen ama tamamen eğitim sistemimizin kalitesinin düşüklüğünden ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlayamamamızdan kaynaklanmaktadır. Bilgi ve kültür toplumunu hedefleyen bir Türkiye’nin en başta eğitim sistemini tüm basamaklarıyla tamamen parasız, adil ve eşitlikçi fırsatlar sunan aydınlanmacı, halkçı, bilimsel, nitelikli ve kati surette özgün/milli bir forma kavuşturması gerekmektedir.

EĞİTİMDE LİYAKATSİZLİK, TORPİL VE ADAM KAYIRMA TAVAN YAPTI!

Kaliteli, başarılı ve verimli bir eğitim sistemi oluşturamamamızın en önemli ayaklarından birisi de yönetimde uzmanlık ve liyakatin değil sadakate ve yandaşlığa dayalı patronaj sistemidir. Mevcut eğitim sistemi yöneticilerini sadakat gösterisine, göze girme ve başkalarını gözden düşürme yarışına sürüklemektedir. Her konunun yukarıdan belirlenmesi ve merkezi denetimin oluşturduğu korku atmosferi inisiyatifi, girişimi ve özgünlüğü boğarak öldürmektedir. Mevcut hükümet döneminde 7 kez milli eğitim bakanı değişti ve her gelen bakan, bir öncekinin yaptığını bozdu. İş başına getirilen eğitim bakanları ve üst yöneticilerin büyük bölümü eğitimin içinden gelmeyen, eğitimden anlamayan, partili referanslardan ve fanatik taraftarlardan seçildi. Eğitimdeki tüm bu yanlış, hatalı, şaibeli ve hastalıklı uygulamaların faturasını milyonlarca öğrenci ve bütün bir halk ödedi. 

Türkiye eğitim parasını nitelikten daha çok niceliğe harcadı. Türkiye OECD, PİSA, UNICEF raporlarına göre ‘eğitim kalitesi / başarı / öğrenme ve anlama vb’ kategorilerde genelde sonuncu sıralarda. Türkiye eğitim bütçesinin çoğunu öğretmen yetiştirme ve inovasyon politikalarına ayırmalıdır. Tüm reformlara rağmen Türk eğitim sistemi halen ezberci ve sınavcı bir formda ilerliyor. Uygulamalı eğitim ve deney yok denecek kadar az. Bilgiyi içselleştiren bir eğitim sistemi kuramadık, kuramıyoruz. Çünkü müfredat ve kitaplar bilgi odaklı. Kavram ve keşfetme odaklı değil. Çocuklar dersleri ve konuları karşılaştırma, analiz ve değerlendirme yaparak anlamlandıramıyor.

ÜNİVERSİTELER TOPLUMU GERİYE İTİYOR!

Üniversitelerimizin psikoloji, siyaset bilimi, mühendislik, teknoloji, uluslararası ilişkiler, kamu yönetimi, sosyoloji ve benzeri kürsülerinden Türkiye’nin sorunlarının çözümüne dair bir üretim yok denecek kadar. Türkiye’nin önündeki engelleri aşması için rehberlik yapması gereken üniversiteler ve bilim insanları hiç konuşmuyor. Türkiye’de, üniversitelere olağanüstü yatırım yapıldığı bir süreçte bilgi noksanlığını ideolojiyle dolduran, mesuliyetsiz bir özgürlük talep eden YÖK’e ve üniversitelere değil gerçeği arayan ve etkin sosyal rol üstlenen üniversitelere ihtiyaç var. Bu nedenle gelişmeyi yeterince yakalayamıyoruz. Eğitimi meslek kazanma ve işe girme aracı olarak görüyoruz. Bu halde toplumsal ilerleme olmaz. 

Eğitim bilgilendirmeden daha çok özgürleştirmedir. Türkiye’nin eğitimin anlamını tekrar tanımlamaya, güçlü ve özgün bir eğitim felsefesi oturtmaya ve başta ekonomik hedefler olmak üzere her şeyden çok çok daha önce milli eğitim hedeflerini belirlemeye ihtiyacı vardır. Bilimin, aklın, milli ve yerli projeksiyonumuzun ışığında ve ortak akılla, konsensüsle hazırlanacak bir yol haritasına ihtiyaç vardır. 

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 779
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı