"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yöneticiden adalet beklenir

02 Şubat 2019, Cumartesi 01:32
Zira yöneticiden beklenen adalet, güvenlik ve insanların hak ve hürriyetlerini korumaktır. Bu konuda liyakat sahibi olması gerekir. Yüce Allah, “Emaneti ehline verin ve insanlar arasında adaletle hükmedin!” buyurur.

Dizi - 2: Mehmet Ali Kaya

Halifelerin seçiminde öne çıkan temel kriterler

Peygamberimizin (asm) vefat ettiği gün, Benî Saide’nin gölgeliğinde toplanan Medine’li Ensardan Evs ve Hazrec’in ileri gelenleri kendilerinin İslâm’a yaptıkları hizmetleri ve Medine’nin yerlileri olmalarını nazara alarak halifenin kendilerinden seçilme haklarının olduğunu düşünerek Sad b. Ubade (ra) üzerinde anlaştılar. (Tarih-i Taberi, Çev. Mehmet Eminoğlu, İstanbul-1983, 3:5 vd; İbnu’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, İstanbul-1985, 2:300 vd.)

Bu haberi duyan Hz. Ömer (ra), Hz. Ebubekir (ra), Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) hızla toplantı yerine geldiler. Burada yapılan konuşmalarda Hz. Ömer (ra) “Ey Ensar İslâm’a ilk yardım edenler sizler oldunuz, ilk ihtilâf çıkaranlar da sizler olmayınız!” diye önce tansiyonu düşürdüler. Daha sonra sakin bir şekilde konuyu müzakereye başladılar.

Meseleye dinî açıdan yaklaşmak yerine, yönetimin sorumluluğunu yerine getirecek, Müslümanların ve Arapların çoğunluğunun saygısını kazanarak birliği sağlayacak olan vasıfların öne çıkması gerektiği üzerinde mutabakata vardılar. Hz. Ebubekir (ra) Peygamberimizin (asm) “Kureyşin” Müslümanların ve Arapların birliğini sağlama ve ihtilâflara meydan vermeme konusundaki saygınlığını ve yönetimdeki başarısını nazara veren “İmamlar Kureyş’tendir” (Buhâri, Ahkâm, 4; Müslim, İmâre, 4; Hakim, Müstedrek, 4: 501.) hadisini naklederek bu birliği ancak Kureyş’ten birisinin sağlayacağını anlattı. Yoksa henüz daha Müslüman olmayan ve Necid bölgesinde Peygamberlik iddia eden Müseylemeye inanıp Müslümanlarla savaş halinde olan Arapların daha da dağılarak İslâma büyük zararlar vereceğinden bahsetti. Bunun üzerine Ensar bunu haklı bularak halife adayının kendilerinden olması iddiasından tamamen vazgeçtiler ve Ensar’dan hiç kimse buna karşı çıkmadı. (Nevevi, Şerh-u Müslim, 12:200.)

Daha sonra bu işe kimin daha lâyık olduğu hususunu müzakere etmeye başladılar. Zira yöneticiden beklenen adalet, güvenlik ve insanların hak ve hürriyetlerini korumaktır. Bu konuda liyakat sahibi olması gerekir. Yüce Allah’ın “Emaneti ehline verin ve insanlar arasında adaletle hükmedin!” (Nisa Sûresi, 4:58.) âyeti gereği buna en liyakat kesbeden, Kureyş’ten olan, Peygamberimize (asm) en yakınlığı bulunan, toplumu en iyi tanıyan ve saygınlığı ile ilk sırayı alan Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) idiler. Hz. Ömer (ra) de “Ben bu konuda Ebubekir’e (ra) biat ediyorum” deyince bütün sahabeler bunda ittifak ettiler. Böylece Hz. Ebubekir’in seçimi ve “İmamlar Kureyş’tendir” hadisi konusunda bütün Medine sahabelerinin icmaı oluştu. 

Görüldüğü gibi, halifenin Kureyş’ten olması, adaleti, güvenliği ve temel hak ve hürriyetleri korumak gibi toplumu ilgilendiren yönetim siyaseti gözönünde bulundurulmuştur. İlk halife seçiminde öne çıkan temel kriterler sahabe tarafından bu şekilde belirlenmiştir.

Hz. Ömer’in (ra) seçiminde sahabenin dikkat ettiği hususlar da aynı kriterlerdir. Yönetimde adaleti, insanların arasındaki ihtilâfların önlenmesi ve itaatin sağlanması, güvenliğin oluşturulması ve asayişin temini, temel hak ve hürriyetlerin korunması gibi hususlar yöneticinin liyakatini belirleyen hususlar olmuştur. Buna en lâyık olan da elbette Hz. Ebubekir’den sonra Hz. Ömer (ra) idi. Hz. Ebubekir (ra) halife adayının belirlenmesinde ihtilâfların çıkmaması ve heveslilerin öne çıkıp ihtilâflara sebebiyet vermemesi için Hz. Ömer’i (ra) aday olarak belirlemiş, seçimi yine halka bırakmıştır. Bu dönemde de din kaygısı yoktur. Bu konuda kaygılanmaya da gerek yoktur. Kriterler yönetim becerisine ait kriterlerdir. 

Hz. Ömer de (ra) halife adayını belirlemek üzere “Aşere-i Mübeşşere”den oluşan altı kişilik bir heyet oluşturmuş ve başına da aday olmamak şartı ile oğlu Abdullah b. Ömer’i (ra) tayin etmiş ve bir nevi “Seçim Kurulu” görevi vermiştir. O da gerek görevli olduğu heyete, gerekse halkın arasına karışarak her kesimden insana hilâfete liyakati olan konusunda bir nevi “Anket” uygulaması yapmış ve öne çıkan iki isim üzerinde durmuştur. Bunlar da Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) olmuştur. Diğerleri halife adaylığından feragat etmişler, onlar da Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali’yi (ra) aday göstermişlerdir. Sonuçta Hz. Osman (ra) ismi öne çıkınca Hz. Ali  de (ra) hiç itiraz etmeden Hz. Osman’a (ra) biat etmiştir. (Komisyon, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul-1986, 2:193.) Çünkü yine dinî endişelerden çok “Yönetim Becerisi” ile ilgili kriterler dikkate alınmıştır. Hz. Osman’ın (ra) ilk sekiz sene yönetimdeki başarısı buna lâyık olduğunun en büyük delilidir. 

Tarihçilerin “Yönetimde aranan kriterler” ve “Yönetim Becerisi” yerine düz mantık ve basit bir çıkarımla “Peygambere yakınlık ve dindeki önderlik” gibi hususları öne çıkarmaları doğru değildir. Peygambere yakınlık yönetim becerisi konusunda bir kriter oluşturabilir; ama bu yeterli değildir. Peygambere yakınlığı olan ve Aşere-i Mübeşşere’den olan Hz. Zübeyir (ra) ve Talha (ra) gibi sahabeler de vardır. Ama onların adaylığı hiçbir zaman sözkonusu olmamıştır. Dindeki zühd ve takva ile ilim gerçek kriter olsaydı buna lâyık Abdullah b. Abbas (ra) Abdullah b. Ömer (ra) ve Abdullah b. Mesut (ra) gibi Müfessir-i Kur’ân ve Fakih ve Hz. Ebu Zer (ra) gibi züht ve takva sahibi sahabeler vardı. Ama onların adaylığı da hiçbir zaman düşünülmemiştir. Çünkü bu konuda temel kriter “Yönetime Liyakattir.” Onlar da Kureyşî olmak yanında Adalet, Hürriyet ve Güvenliği sağlama gibi temel kriterlerdir.

Hz. Ali’nin (ra) halife seçiminde ise karmaşık bir durum vardır. Hz. Osman (ra) şehit edilmiştir. Dolayısıyla onun aday belirlemesi sözkonusu değildir. Öncesinde ise muhasara edildiği için kimsenin yanına girip çıkmasına fırsat verilmemiştir. Hz. Osman’ın evini muhasara eden 2000 civarında isyancılar Medine’yi işgal etmişlerdi. Medine’deki sahabelerin isyancılara fiilî mücahalesine “Müslüman kanı dökmemek” için Hz. Osman (ra) asla müdahale ettirmedi. Medine halkı elbette Hz. Osman’ı dinlemeyerek halifeye isyan edenlerin durumuna düşmemek için itaat ederek isyancılara “Nasihat” dışında fiilî müdahalede bulunmadılar. Her ne kadar halifeyi korumaya çalıştılar ise de bunda başarılı olamadılar ve Hz. Osman (ra) gece karanlığında evinin arka duvarı delinerek içeri giren bir avuç maskeli gözü kapalı isyancılar tarafından şehit edildi. Onların kimliklerini tesbit etmek mümkün olmadığı gibi isyancıların tamamı da onlara sahip çıkarak kendilerini ele vermediler. Böyle karmakarışık işin içinden çıkılamaz bir durum meydana geldi. 

 Hz. Osman’ın (ra) cenazesi ancak iki gün sonra defnedilebildi. Halife seçimi konusunda Medine Ashabının adayları belli idi. Onlar da “Aşere-i Mübeşşere”den Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah, Zübeyir b. Avvam ve Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) idiler. Sa’d b. Ebi Vakkas’ın (ra) hilâfette gözü yoktu. Kufeliler eski valileri Hz. Zübeyir’in (ra) Basralılar da kendi valileri olan Hz. Talha’nın (ra) halife adayı olmasını istiyorlardı. Medine’lilerin adayı Hz. Ali (ra) idi. Ancak Hz. Ali de (ra) kendisine gelen teklifleri reddediyor ve hilâfete aday olmayacağını söylüyordu. Hz. Muaviye’nin elinde olan Şam bölgesi dahil diğer vilayetler de Hz. Ali’nin (ra) hilâfetine olumlu bakıyorlardı. Medine’yi işgal eden isyancılar da Hz. Osman’ın (ra) iktidardan gitmesi konusuna odaklandıkları için kendilerinin belirlediği bir adayları yoktu. Onlar bu karmaşık durumdan çıkmak için Hz. Ali’yi (ra) halife olmaya zorlamaktan başka çarelerinin olmadığı konusundan ittifak ettiler ve Hz. Ali’ye (ra) gelerek “Sen hilâfeti kabul etmezsen biz Medine’yi terk etmeyiz” dediler. Bu durumda Hz. Zübeyir (ra) ve Talha da (ra) Hz. Ali’nin aday olması gerektiğini söyleyerek “Önce biz Ali’ye biat ediyor ve onu halife adayı olarak teklif ediyoruz” deyince Medine halkı Hz. Ali (ra) konusunda ittifak ettiler ve Hz. Ali (ra) bu göreve zorlanarak getirilmiş oldu. Bütün Medine halkı isyancılar dahil Hz. Ali’ye (ra) biat ettiler. Böylece Hz. Ali’nin (ra) hilâfeti ekseriyetin ittifakı ve biatı ile meşrûiyet kazandı. Hz. Ali (ra) mecburan bu görevi üzerine almış oldu. Hz. Ali’nin (ra) hilâfetine başta Hz. Muaviye de (ra) itiraz etmedi ve hilâfetini kabul etti; ancak daha sonra Hz. Ali’nin (ra) Hz. Osman’ın katillerini bulamaması ve işgalcilere gereken cezanın verilmemesini bahane ederek biat etmekten imtina etti. 

 Hz. Ali’nin (ra) hilâfete getirilmesinde gözetilen kriterler de yine ilk üç halifede olduğu gibi “liyakat, güvenliğin ve asayişin sağlanması, adaletin, hak ve hürriyetlerin korunması” idi. Bu kriterler gözönüne alınarak Hz. Ali (ra) aday gösterilmiş ve ittifakla kendisine biat edilmiş ve hilâfeti meşrûiyet kazanmıştı. Ancak daha sonra Hz. Ali’ye muhalefet edenler Peygamberimizin (asm) hadislerinde belirttiği gibi “Ahitlerinden dönenler, haktan ayrılanlar ve dinin hakikatlerinden sapanlar” (Bediüzzaman, Mektubat, İstanbul-2005, s. 169; Heysemi, Zevaid, 7:238; Beuhaki, Delailü’n-Nübüvve, 6:412; Hâkim, Müstedrek, 3:366-367.) Hz. Ali’in (ra) hilâfetine karşı çıkarak muhalefet cephesi oluşturmuşlar ve işi savaşa kadar götürmüşlerdir.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1764
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı