"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Beslenmede farkındalık (2)

Feyzullah ERGÜN
14 Ekim 2021, Perşembe
Beslenme kaynaklarının gittikçe arttırılan miktarlarda toksinlerle yüklenmesi sonucu, canlılar dünyasına yapılan bu tuzak ve saldırılardan sakınabildiğimiz oranda, huzur ve sağlığımıza güçlü bir destek sağlanmış olacaktır. Bu desteğin gerçekleşebilmesi için, araştırmaya bağlı bir farkındalığın geliştirilmesi şarttır.

Organizmamız ne kadar az toksinle karşılaşırsa, toksinlerden arınma yükü o nispette hafiflemiş olacaktır. Dikkat ve sabırla izlenmesi gereken yol budur. Araştırma yapmadan, acele ile besmele çekilmemelidir. “Gıdayı ilâç olarak kullanmak da önemli. Bitkisel bileşiklerin hepsi, vücudun kimyevî maddeleri temizleme kapasitesini düzenliyor. Hastalığınız olmasa bile, toksik bir dünyada yaşıyoruz ve her gün hava, su ve gıdalar aracılığıyla, sayısız toksine maruz kalıyoruz. Bu yüzden hepimizin, detoks sistemini iyileştirmeye odaklanması gerekiyor. Karaciğerimizin ve vücudumuzun temizlenmesi için, en faydalı gıdalardan birinci sırada turpgiller geliyor. İçlerinde birçok faydalı bileşik var. Brokoli, karnabahar, lahana, karalahana, roka. karaciğerdeki detoks süreci için destek olarak brokoli çok faydalı. Bahsettiğimiz bu sebzeleri hergün yemeye çalışıyorum.” 4

Sindirim sisteminde düzenli faaliyetlerin sağlanması, metabolizma ve bağımsızlık sisteminin güçlendirilmesine destek veren besinlerden sarımsak, pırasa, kuru soğan ve taze soğan beslenmede eksik edilmemelidir. Bunlara hassasiyeti olanlar, pişirerek de tüketebilirler. “Baharat ve otları da yeterince önemsemiyoruz. Bazıları en zengin antioksidan kaynakları arasında. Antioksidanlar, hepimizin maruz kaldığı OKSİDATİF STRES’ten (besinlerin, enerjiye çevrilirken oluşan zararlı yan ürünler olan serbest radikallerin, hücrede yaptığı hasar. F. E.) korunmamızı sağlıyor. Tarçın, zencefil ve zerdeçal antioksidan açısından gerçekten zengin, üstelik detoks molekülü işlevi görüyorlar. Yani biberiye, zencefil ve zerdeçal gibi bazı baharat ve otlar sadece antioksidan olmakla kalmıyor, detoks özellikleri de var. Bir diğeri de nar. Narın yanı sıra dut, kiraz, böğürtlen gibi yumuşak sulu meyveler, ayrıca yeşil çay, karahindiba çayı gibi farklı çaylar hem ihtiyacımız olan otları ihtiva ediyor, hem de su almamızı sağlıyor. Gıda çok önemli, çünkü karaciğeri güçlendiriyor, bağırsakları hareketlendiriyor. Lifli gıdaları da unutmayalım, çörekotu ve çiya tohumu toksinlerin vücuttan atılmasını sağlıyor. Ayrıca enginarda hem lif, hem probiyotik var. Çinko ve selenyum için kabak çekirdeği, magnezyum içinse her türlü fındık, ceviz ve fasulye tüketilebilir. Hepsinden yemek gerek. Her şey dönüp dolaşıp ne yediğimize geliyor. Yiyeceklerin içinde HENÜZ BİLMEDİĞİMİZ ve bir arada daha fazla yarar sağlayan maddeler var. Burada önemli olan nitelik farkı; organik ve ilâçlanmamış olurlarsa, antioksidan görevi gören bütün bu besinler açısından zengin oluyorlar. Toksinler de, her yerde etrafımızı sarmış durumda. Genel toksik yükümüzü azaltmak ve detoks yollarını açarak uzun vadede sağlıklı kalmak için, bunlardan korunmak gerek. İyileri arttırmaya çalışıyoruz. Vücudumuza savaşmak için, daha fazla güç vermeye çalışıyoruz. Bugün yaşadığımız dünyada, çevremiz giderek iç karartıcı bir hal alıyor. Bu yüzden hasta olmasak bile, vücudumuzu toksinlerden nasıl arındıracağımız konusunda düşünmemiz gerekiyor.” 5

İnsan vücudunu harika bir şekilde yaratan SANİ-İ KERİM (cc), hayatın zorluk ve hastalıklarına karşı organizmanın korunmasını ince ayarla, hassas ve muntazam bir şekilde faaliyetini sürdüren bağışıklık (OTOİMMÜN) sistemi ile tanzim etmiştir. Sağlıklı gıdalarla beslenen insanların bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan, dışarıdan gelebilecek zararlı madde ve mikro organizmalara karşı vücudun savunması rahatlıkla sağlanır. GDO’lu ve kimyevî emülgatörlerle besin olmaktan çıkarılmış, organ ve sistemlerin tanımadığı bu maddeler, sindirilemediğinden, hücre ve organlarda atık yığılmalarına sebep olmaktadır. Bu yığılmalar sonucu, gerçek anlamda beslenemeyen organizmada hücre fonksiyonları bozulacağından ve bağışıklık sistemi de zayıflayarak çökeceğinden bilinen, bilinmeyen yıpratıcı ve yıkıcı hastalıkların ortaya çıkacağı kesindir. Özellikle de gıdalara yüklenen çeşitli hormonlar, insanların ve diğer canlıların hormonal dengesinde düzensizlikler ve tuhaf sonuçlar giderek artmaktadır. Bu olumsuz gelişmeler ana rahmindeki bebeğin gelişmesinden başlayarak, gelecek nesillerin sağlığını da tehlikeye atacağı gibi, bu anormalliklerin yaşanması, insanlığın kaldıramayacağı bir yükü beraberinde getireceği unutulmamalıdır.

Bilinen yüksek sayıdaki gıda katkı maddeleri, aşırı ve kontrolsüz miktarlarda kullanılmaktadır. Zararları kesinlik derecesinde anlaşılan bu maddelerin, gayet kolay bulunabilmesi ve yurtdışından ithalatı rahatlıkla, hiçbir engele takılmadan sağlanabilmektedir. Bu rahatlığın sonucunda da trajik olayların yaşanacağını düşündürmektedir. Obezite, diyabet ve kanser sayılarındaki anormal artışlar, her geçen gün katlanarak yükselmektedir. İnsanların, kimyevî katkı maddeli besinlerle kuşatıldığı gerçeğinden hareket edilerek, bu kuşatma çemberinin yarılmasına gereken işlemlerin hızla çözüme kavuşturulması, sağlıklı hayatın devam ettirilmesi açısından son derece önem taşımaktadır. Zira, Dr. Mark Hyman’ın dediği gibi: “Birçok bebek mamasında zararlı maddeler var. Bu korkutucu görünüyor. Ama çaresiz değiliz; sorunun kökenine inip, bu problemlerden kaçınmanın yolları var. Yapılması gereken şey, işlenmemiş gıdalar tüketmek, bitkisel açıdan zengin bir diyet uygulamak ve gerçekten kaliteli yiyeceklere yönelmek. Bütün bu kimyevîlerden, şekerlerden ve işlenmiş gıdalardan kaçınırsak TOKSİK YÜKÜMÜZÜ azaltabiliriz. Fonksiyonel tıbbın amacı, insanların farkındalığını arttırmak, daha sağlıklı olmalarını sağlayacak bir yol haritası sunmak; bunun için de zararlı şeyleri azaltıp, vücudunuzun ihtiyaç duyduklarını arttırmak gerekiyor. Yani bu insanlık için bir var olma meselesi. Bana kalırsa şu anda KOBAY gibi yaşıyoruz. Çoğu zaman onlarca, yüzlerce kimyasala maruz kalıyoruz ve bunların her biri diğerinin de olumsuz etkisini arttırıyor. Yani bir bir daha iki etmiyor; bir araya gelerek basit bir dozdan, çok daha büyük bir bozulmaya yol açıyorlar. Bu yüzden, söylediğim gibi, elimizdeki değişim fırsatını iyi kullanmalıyız. Herkesin ne yediğine ve nelere maruz kaldığına dikkat etmesi gerekiyor.” 6

SAĞLICAKLA KALIN.

Dipnotlar:

4-5-6) Dr. Mark HYMAN, 3 Eylül. 2021 Oksijen Gazetesi.

Okunma Sayısı: 1285
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı