"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fizyolojiden Marifetullah mesajları (7)

Feyzullah ERGÜN
08 Nisan 2019, Pazartesi 00:31
İnsan vücudunun hayatta kalması, kesintisiz oksijen almasına ve vücut atıklarından, arındırılmasına bağlıdır.

Bu atıklardan başta gelen karbon dioksit de dahildir. Doku ve hücrelere gerekli olan oksijenin ulaştırılması akciğerler, kalp, nefes borusu ve bronşların (nefes borusundan, akciğerlere dağılan, hava yolları) ortak çalışmaları ile gerçekleşen, bir ekip çalışması sonucuyladır. Nefes alma, nefes verme mekaniğinin gerçekleşmesi, insan aklını hayrette bırakacak kadar karışıktır. Çok hassas bir nizam ve intizamla fonksiyonlarını sürdüren, solunum sistemi mekanizmasının mu’cizevî çalışmalarını, 32. Söz’ün haşiyesinden başka, ulaşabildiğimiz teksir nüsha, 1899 yılında, henüz 21 yaşlarında yazdıkları, KIZIL İCAZ adlı eserinde Bediüzzaman Hazretleri, ilmî kerametlerle şöyle izah etmektedir: “Nefesin âlem-i gayba girmesiyle, KİMYEVÎ AŞK sebebiyle müvellid ül humuzanın (oksijen) karbonla imtizacı sırrıyla, tahlil edici hücreler devreye girer ve kirli kan temizlenir. İki unsur imtizaç ettiği zaman, o ikisinden olan iki cüz’ün tamamı da ittihad eder. O ikisi ittihad ettiği zaman, tek bir hareketle hareket ederler. Bu durumda diğer hareket baki olarak boşlukta kalır. Hareketin ısıya ve ısının harekete dönüşmesi sırrıyla şu boşluktaki baki hareket, tabiî ısıya inkılâp eder. Yani hayvanın (canlının) hayat ateşine inkılâp eder. O şeyin arasında nefes zahmetli bir şekilde âlem-i gaybtan âlem-i şehadete çıkar.  Çünkü mahreçlerde nefes, ses ile keyfiyetlenerek birleşir ve ses makta’larda harflere tahavvül ederek farklılaşır. O şeyin arasında, onun hareketi için ses kesilir. Çünkü lâtif cisimler olarak nakışları acaip oldu, şekilleri garip oldu, garazların ve maksatların taşıyıcısı oldu, duyguları terennüm ederek uçurdu, akıllar arasındaki elçiler olarak Sâni-i Hakîm’in takdir ettiği yere kadar gönderdi. SÖZ, FİKRİN KAYMAĞIDIR, tasavvur suretidir, teemmülün bekasıdır ve zihnin işaretidir. Hafifliği, birbiri ardınca gitmesi, meunetinin (yardımının) azlığı, zahmetsizliği ve kararsızlığı sebebiyle bu büyük nimet için söz tercih edildi. Bu nimetin kıymetini bilmemek, inkâr ve israf etmek ne büyük cehalet!”

Solunum sisteminin, ilk ana vazifesi olan dokulara oksijen sağlamak ve karbondioksidi tasfiye ederek, atılmasını dengeli ve ölçülü oranlarda gerçekleştirmektir. Solunum fonksiyonu gerçekleşirken “Havanın, atmosfer ve akciğer alveolleri (hava kesecikleri) arasında, içe ve dışa akımı, akciğer ventilasyonu (akciğerin havalandırılması), alveoller ile kan arasında oksijen ve karbon dioksidin DİFÜZYONU (karşılıklı sızma ile yer değişimi), gerekli oksijeni hücrelere taşımak ve oluşan karbondioksidi hücrelerden uzaklaştırmak üzere kanda ve vücut sıvılarında oksijen ve karbondioksit taşınması ve ventilasyonun ve solunumun diğer yönlerinin regülasyonu (çalıştırarak düzenlenmesi)” 21 sağlanmış olmaktadır. Vücut hücrelerinin yakıtını sağlayan solunumun gerçekleşmesi için günde “10.000 litre hava alıp vermektedir. Akciğerler, ilmimizin yetişmediği, üzerindeki bütün ince sanatlar ve husûsiyetler hep O’nun, yani Rabbimizin malı, hayatımızın sürdürülmesi için vazifelendirilerek, vücudumuza yerleştirilmiştir. Uyurken bile ihtiyaç olan oksijeni yetiştirebilmek için, beynin arka kısmındaki (medulla oblongata) solunum merkezinden, otomatik olarak aldığı komutla hareket eder. Akciğerlerin içine hava getiren, nefes borusu ve bronşların içine, tozları yakalayıp dışarı doğru süpüren, Rabbimizin yerleştirdiği, biz uyurken bütün gece çalışan, bu süpürgenin titrek tüycükleri (CLİA), gündüz soluduğumuz hava içindeki tozların temizlenmesi de, sağlanmış olmaktadır. Akciğerlere giren bronşlar, baş aşağı duran bir ağaç gibi en ince dallara (bronşiyoller) ayrıldıktan sonra, uçlarında üzüm salkımı şeklinde, uçlarında respiratorik bronşçuklar yer alır. Hava yolunun son noktaları olan ve ALVEOL adı alan bu küçük kürecikler, esas hayatî kısımların olduğu yerdir. Çok ince bir zardan yapılmış olup, etrafı kılcal damar ağı ile sarılmıştır ve sayıları yaklaşık 400 milyon kadar olan bu kesecikler, gaz alış verişinin yapıldığı asıl fonksiyonel kısımlardır. Akciğerlerdeki kan damarlarının toplam uzunluğu 13 kilometredir. Kılcal damarlardan günde 7.000 litre kan geçerken, keseciklerin boşluğuna gelmiş taze oksijenin, basıncı yüksek olduğundan kolayca kana geçer ve dışarı atılması için de, karbondioksit basınç farkı vesilesiyle alveol boşluğuna bırakılır.” 22

Sağlıklı çalışan solunum sistemi, vücudun dengeli fonksiyonlarıyla huzurunu sağlar. Vücudun kumanda merkezi olan “Beyin diğer organlara oranla, daha fazla oksijene ihtiyacı vardır. Yeterli oksijen alınamadığında zihindeki bulanıklık, negatif düşünce, depresyon ve ardından işitme ve görme bozuklukları başlayabilir. Yaşlanmanın en belirgin sebebi, hücrelerin yeterli ve düzenli nefes alamamaları ve oksijenle buluşamamalarıdır. Yetersiz oksijen alımı, beyine yeterli miktarda oksijen gitmeme sebebiyle, negatif ve depresif etki yapar. 

Akut bir dolaşım bozukluğunun, kalbe giden oksijeni durdurması kalp krizine, beyne giden oksijeni durdurması beyin kanaması ve harabiyetine yol açabilir. Düzgün ve yeterli nefes alamayanlar, sürekli kendilerini yorgun hissederler, sinirli ve verimsiz olurlar. Uyku düzenlerinde sorun yaşarlar. Bu sebeple güne kötü başlar ve kötü devam ederler. Aynı döngüde kalmaları sonucu, bağışıklık sistemi de zayıflar ve sorunlar artarak devam eder. Sonuç olarak oksijen, kaliteli ve sağlıklı bir hayat için çok önemli ve gereklidir.” 23 Bu gerçeğin ışığında, Bediüzzaman Hazretleri’nin, bedenî ve zihnî yorgunluğunu dinlendirmek, hafıza ve beyin fonksiyonlarını güçlendirmek için, yüksek yerlere ve yüksek dağların tepelerindeki bol oksijen kaynaklarına hasretle kavuşmasının sırlarından birisi, bir parça anlaşılabiliyor.

Hayat enerjisinin sağlandığı ve karşılıklı oksijen ile karbondioksit arasındaki AŞK-I KİMYEVÎ kanunuyla gerçekleşen gaz değişiminin, alveollerde DİFÜZYON (karışmadan, yer de değiştirme) tekniği ile gerçekleşmesi, MUHYİ (cc) ism-i şerifinin mu’cizevî tecellisi ile, hava zerrelerinin, HÜVE kudretiyle, hayatın yakıt enerjisinin, uyum içinde ve kolaylıkla, devamlılığının sürdürülmesi, kudret ve hikmetin mu’cizesi ile takdir edilmektedir. Mikro âlemde, bu ince ölçülerdeki düzenlemelerin, fâili olan HÂLİK-I KERİM ve RAHMAN-ÜR RAHİM’in hangi nimetleri, ihsânları ve kudreti inkâr edilebilir? (FE Bİ EYYİ ALÂ-İ RABBİKÛME TÜKEZZİBEN. Rahman Sûresi.)

SAĞLICAKLA KALIN

Dipnotlar:

21) Tıbbî Fizyoloji, s. 471.

22) Organların Dilinden, s. 76.

23) Mustafa KARTAL, Nefesle İyileşme, s. 64, Ray Yayıncılık 2014.

Okunma Sayısı: 1360
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı