"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman nuru ve adalet

Hüseyin Şahinoğlu
09 Mayıs 2019, Perşembe 01:13
İmanın mahiyeti

Herhangi bir suçu olmadığı halde “serkeş” kocasının zulmüne maruz kalan bir kadının dramından haberdar olduğumuzda içimiz burkuluyor, üzülüyoruz. Ya da küçük bir çocuğun yaşça kendisinden büyük olan birisi tarafından darp edildiğini, ağlatıldığını gördüğümüzde yine kendimizi tutamıyor, üzülüyoruz. Veya dünyanın herhangi bir yerinde zalimlerin zulmüne maruz kalan masum, zavallı kişileri izlediğimizde içimizden tepki gösteriyor, üzülüyoruz.

Diğer taraftan hanımına şiddet uygulayan bu serkeş kocanın hak ettiği cezayı aldığını gördüğümüz zaman da “oh” diyor, seviniyoruz. Yahut çocuğu ağlatan delikanlının, yaptığı haksızlığın karşılığında onun da bir şekilde ağlatıldığını öğrenince rahatlıyor, seviniyoruz. Veya masum insanlara zulmeden kimselerin yakalanıp adalete teslim edildiğini müşahede edince memnuniyet duyuyor, seviniyoruz.

Neden? Neden böyleyiz? Neden haksızlıklar bizi üzüyor, adaletin gerçekleşmesi bizi sevindiriyor? Çünkü böyle yaratılmışız. Bunlar insan olarak yaratılışımızda bulunan belirgin özellikler olarak duruyor. Adaletten yana olma, zulme karşı çıkma bize, bizim toplumumuza ya da kültürümüze mahsus olmadığı için bunun evrensel bir değer olduğunu görüyoruz. Hem geçmişte hem bugün, dünyanın her yerinde adalet iyi, zulüm kötü; hak güzel, haksızlık çirkin; adil kimseler iyi, zalim kimseler kötü olarak değerlendiriliyor.

Âyeti kerimede işaret olunduğu üzere (Fussilet 41/53) iman nûru bize hem iç benliğimizde, hem dış dünyada bulunan âyetleri fark etmemize, bu âyetler üzerinden Rabbimizi tanımamıza ışık tutuyor. Dolayısıyla bizdeki adalet duygusu, aslında O’nun (cc) kendi “adl”inin bizdeki tecellisi olarak görünüyor. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm'de birçok âyette Rabbimiz, Kendisini adaletten zıddı olan zulümden tenzih ediyor. Meselâ bir âyette, “Rabbin kullarına asla zulmedici değildir” (Fusilet 41/46) buyuruyor. Ayrıca Resul-i Ekrem de (asm) meşhur 99 esma-i hüsna hadisinde O’nu (cc) “adl” ismiyle zikrediyor (İbn Mâce, “Duâ”, 10). Said Nursî âyet ve hadislerdeki yaklaşımları dikkate alarak Allah’ın “adl” ismini “ism-i a’zam” veya “ism-i a’zam’ın altı nûrundan bir nûru” olarak anıyor.

İman nûru ile adalet arasındaki zorunlu bağdan dolayı rahatlıkla söylenebilir ki kalpte iman nûru ne kadar parlarsa kişi o oranda adil olur, adaletli davranır, zulüm ve haksızlığın her çeşidinden uzak kalır. Bu nûr olmazsa ya da sönerse adalet sığ ve sınırlı kalmaya mahkûm olur.

Okunma Sayısı: 772
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı