"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kabre imanla girmek

Hüseyin Şahinoğlu
11 Mayıs 2019, Cumartesi
İMANIN mahiyeti

‘İmanla ölmek’ ya da imanla öteye göçmek ‘imanlı kalmaya’ bağlıdır. İmanlı kalmak ‘imanlı olmaya’ bağlıdır. İmanlı olmakda ‘iman etmiş olmaya’ bağlıdır. Ama bu, her iman edenin imanlı olarak gözlerini kapayacağı anlamına gelmiyor. Bundan dolayıdır ki mü'minler Allah’tan daima hüsn-i hatime dilerler. Çünkü herkes için, Allah korusun ‘sû-i hatime’ söz konusu olabilir.

Dünyada imanlı olarak çene kapamanın yolu sadece lâfzî olarak duâ etmekten ibaret değildir. Fiilî duâyı da ziyadesiyle yapmak gerekiyor. Bunun için her geçen gün parlaklığı artan kuvvetli bir iman nûruna sahip olmak zarurî görünüyor. Kibrit çöpünün de ışığı var, mumun da ışığı var, odamızdaki lambanın da ışığı var, koca güneşin de ışığı var. Ama aralarında dünya kadar derece farkı var. Küçücük bir üfleme kibrit çöpünün ışığını söndürmeye yeterken bu üfürük mumu söndürmeyebilir. Hafif bir rüzgâr da mum ışığını savururken odamızdaki lambanın ışığını etkilemeyebilir. Güneş ışığını söndürebilecek bir rüzgârdan bahsetmek ise –dünya şartlarında- imkânsız gibi görünüyor.

Burada iman nûrunun dereceleri gündeme geliyor. Kibrit çöpü çapında bir iman nûruna mı sahibiz, güneş ışığı çapında mı? Akla gelen bir şüphe veya şeytanın üflediği küçük bir tereddüt iman ışığını zayıflatıyorsa ya da –Allah korusun- söndürüyorsa kibrit çöpü ya da mum ışığı çapında bir iman sahip olduğumuzu gösterir.

Konu esasında iman nûrunun kalp, akıl ve duygularda ne kadar kökleştiği ile alâkalı görünüyor. Sadece akılda bulunan bir iman, şeytanın sekerat anında vereceği tereddütle ciddî şekilde zarar görebilir veya –Allah korusun- kaybolabilir. İmanın bütün duygu ve lâtifelere sirayet etmesi ve yerleşmesi halinde ise bu duygu ve lâtifeler şeytanın etki alanının dışında kaldığı için zarar görme veya kaybolma ihtimali asla söz konusu olmuyor.

Peki imanın bütün duygularımıza ve bütün lâtifelerimize yerleşmesi nasıl gerçekleşir? Said Nursî bunu şöyle ifade ediyor: “İman-ı bi’l-gayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle, bürhânî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedahet derecesine gelen bir ilmelyakîn ile hakâik-i imaniyeyi tasdik etmek suretiyle”.

Demek ki böyle bir imana sahip olmak için kişinin hem mantıkî delillerle aklını aydınlatması hem de vahyin mesajlarıyla kalbini donatması gerekiyor. Mantıkî deliller ile vahyî mesajlar birbiriyle örtüştüğünde ise akıl ve kalp ‘imtizaç etmiş’ yani birleşmiş oluyor. Bundan sonra bu sürecin sürekli olarak okumalarla, tefekkürle, salih amellerle, duâlarla beslenmesi, güçlenmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Bu suretle mü'min, bu alandaki çabasına paralel olarak, ama sonuçta Allah’ın ihsanıyla imanını bütün duygu ve lâtifelerine yerleştirmiş oluyor.

Okunma Sayısı: 1573
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nusret gündüz

    11.5.2019 02:44:38

    Çok değerli yazarımız allah razı olsun çok güzel bir makale olmuş devamını dileriz kalın sağlıcakla bin

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı