"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cemaatlere hep aynı tuzaklar

Kâzım GÜLEÇYÜZ
14 Temmuz 2019, Pazar
Resmî ideoloji muhafızlarının “yasadışı yeraltı örgütü” olarak gördükleri ve güç ellerindeyken zor kullanarak üzerine gittikleri cemaat ve tarikatları tasfiye etmek için bilhassa 12 Eylül’den sonraki süreçte başvurdukları en etkili yöntemlerin ticarîleştirme ve siyasîleştirme olduğunu şimdiye kadar çok yazdık ve bu konuyu Cemaatler: Toplum-Siyaset-Devlet kitabımızda da işledik.

Önde gelen bazı cemaatleri ticarîleştirme tuzağına düşürme planı ANAP’la uygulamaya konuldu ve maalesef “başarılı” oldu.

O zaman başlanıp AKP ile devam ettirilen projelerle, olay daha ileri boyutlara taşındı.

Ticarîleştirme tuzağına siyasîleştirme ayağı da eklenerek, hedefteki cemaatlerin gündemi aslî hizmetlerinden uzaklaştırıldı. Bazılarının önü açılarak, adeta iktidarın ortağı imişler gibi hissettirildi ve o görüntü verildi.

Böylece farkında bile olmadan adeta geri dönülmez bir çıkmaza sürüklendiler. Sonra da birden düğmeye basılıp perişan edildiler.

Bilhassa altı yıldır yaşananlar bunun son derece çarpıcı ve ibretli örnekleriyle dolu.

Aslında bu tuzak sadece hedefteki cemaatle sınırlı değil, hepsi için geçerli. Ama ne yazık ki çoğu hâlâ bunun farkında değil. Dahası, siyasî tarafgirliğin hipnotize ettiği bir ruh hali ile, hukuksuzluklara alkış tutuyorlar.

Dinimizin de, insan olmanın da gereği olan adalet ve hakkaniyet ölçüleriyle bağdaştırılması imkânsız bu akıl ve vicdan tutulmasının bir sebebi de, iktidar eliyle kendilerine sağlanan imkân ve kaynaklar olmalı.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının bir raporundaki “2018’de dernek, vakıf ve birliklere 818 milyon lira aktarıldı” bilgisi bunun müşahhas örneklerinden biri.

İBB’nin 2018‘e kadar vakıf ve derneklere 847 milyon TL’yi aşkın para verdiği bilgisi de.

Bir de külliye, bina, arsa tahsisleri var.

Hedefteki cemaat için de vaktiyle “Ne istedilerse verdik” denildiğini, ama devran değişince bu sözün yerini “Ne verdinizse geri alın” talimatının aldığını bilmeyen kalmadı.

Bu ibretli örnek, Üstadın Kur’an’da bildirilen bir Peygamber ölçüsü olarak vurguladığı ve hassasiyetle riayet ettiği “istiğna,” yani kimseden karşılıksız birşey almama prensibinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Para alan “zoka”yı yutuyor.

Okunma Sayısı: 6151
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Niyazi N.

    16.7.2019 12:45:26

    Değerli yazarın değindiği konu ve analizi oldukça isabetli, tebrik ediyorum. Cemaatlerin en büyük imtihanının olduğu meseledir. Evet "istiğna", iman hizmeti iddiasında bulunanlar için hayati bir prensip. Bundan taviz vermeyenler iddialarında samimi olduklarını, taviz verenler ise davalarında ya samimi olmadıklarını ya da kolayca aldanabileceklerini göstermiş oluyorlar. Ancak istiğnayı "kimseden karşılıksız birşey almama" yerine "Allah'tan başka kimsenin minneti altına girmemek" şeklinde tarif etmek daha doğru olurdu.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı