"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokratikleşme süreci ve şeriat

Kâzım GÜLEÇYÜZ
06 Nisan 2019, Cumartesi
Bediüzzaman’ın 110 yılı aşkın bir süre önce gündeme getirdiği ve hâlâ hayata geçirilip tamamlanmayı bekleyen birçok özgün proje var. Bunlardan en çok bilineni, Medresetüzzehra adını verdiği eğitim kurumu.

Burada vicdanın ziyası olan dinî ilimlerle aklın nuru olan modern fenlerin kaynaştırılarak okutulması; felsefeyle dinin, Avrupa medeniyeti ile İslâm hakikatlerinin barıştırılması; Anadolu’daki medreselilerle mekteplilerin ve tekkelilerin ittifakı; meşrûtiyetin getireceği kazanımların topluma mal edilmesi, ırkçılığın İslâm kavimlerini ifsadının önüne geçilmesi gibi hedefler öngörüyordu Said Nursî.

Bu bağlamda çok büyük önem arz eden hususlardan birini de, meşrûtiyetle birlikte gelen köklü sistem değişikliğinin Kur’ân, Sünnet ve Asr-ı Saadet kaynaklı İslâmî referanslarla açıklanmasıydı.

Bediüzzaman’a göre, İslâmiyet Müslümanların adeta et ve kanlarına karışmış derecede fikir, his ve vicdanlarında etkili bir din olduğu için, onların zihinlerini “ruhanî manyetizma” ile harekete geçirmek, yalnızca “şeriat namıyla” olabilir. 

Çünkü toplumun eğitimi bu hürriyetler çağında yalnızca şevk ve muhabbetle mümkün olabilir. O şevki doğuracak etken de, vicdanlardan yükselen “sada-yı diyanet.” Onu heyecana getirecek faktör ise, ruhanî manyetizma gücüne sahip olan şeriat-ı Ahmediyenin güçlü emirleri.                                (Eski Said Dönemi Eserleri, s. 31). 

Buna karşılık, “din vasıtasıyla olmazsa,” kanun, düzenleme ve uygulamalarda dinin prensipleri dikkate alınmaz ve bunlar halka o şekilde takdim edilmezse, şahs-ı manevî olan hükümetin, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ve herşeyi dinî hassasiyetleri çerçevesinde değerlendiren avamın nazarında münafık veya mürted gibi görüleceğini, bunun da hükümetin dayandığı en önemli esaslar olan ittihad ve itaati örümcek ağından daha zayıf bir duruma düşüreceğini vurguluyor Said Nursî (Age, s. 33).

Bilâhare cumhuriyet ve demokrat diye güncellediği meşrûtiyetin temel esas ve prensiplerini “sarahaten, zımnen ve iznen” dört mezhep içtihatlarından çıkarmanın mümkün olduğunu da belirtiyor.

Okunma Sayısı: 1957
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-4

    6.4.2019 15:23:19

    Demokrasi denen sistemin esas ve prensiplerini "sarahaten, zımnen ve iznen" dört mezhebin içtihadından çıkarmanın mümkün olduğunu bize gösteren ve reçete halinde sunan Bediüzzaman'a kulak veren İslam Dünyasından (biz dahil) bir ülke göstermek mümkün mü? Bu ülkeye bile çok partili demokrasi gayrın zorlamasıyla gelmedi mi? Şimdi de bir asır öncesinin, yerden yere vurduğumuz tekçi/tekelci sistemini kendi ellerimizle getirerek demokratikleşme sürecine sekte vurduk. Şu hal bize gösteriyor ki, bireyler olarak henüz demokrasi bilinci ve kültürüne kamil anlamda sahip değiliz. Siyasetçilerimiz de yeterince demokrat değiller. İkisi birleşince, demokrasi ve hukuktan hazzetmeyen güçler, fırsat buldukları ilk anda ya da "şartlar olgunlaştığında" anti-demokratik demokratik uygulamalarını hayata geçiriyorlar. Eğitim şart!!!

  • Gündüz Alp-3

    6.4.2019 15:11:35

    Sürecin sağlıklı işlemesi için kavramların yerli yerine oturtulması adına, milletin tenvir irşat edilmesi en az demokrasi kadar önem arz ediyor. Zira anlaşıldı ki, bir yanda demokrasi bilinci ve kültürü kökleşmemiş bireylere hürriyetçi demokrasi, hukukun üstünlüğü ve demokratlığın doğru tanım ve uygulamalarını, öte yanda şeriat deyince menfi anlamlar çıkaran ve bu yüzden dine ve dindara şüphe ile bakan, mesafeli duran kitlelere de şeriatın doğru tarifini yapmak, dine karşı bir meyl-i muhabbet uyandırmak için ciddi anlamda bir eğitim süreci şarttır. Mesela, bu anlamda bir örnek olarak diyebiliriz ki, Üstad, daha laiklik prensibi anayasaya girmeden(1937) Eskişehir Mahkemesinde (1935) laik cumhuriyetin doğru tanım ve uygulamasını anlatıyor. Ki dinde hassas kitleler, laikliği dinsizlik gibi algılamasın. Bediüzzaman doğru ilke, ölçü ve prensipleri gösterdiği gibi bunların uygulamalarına dair doğru yöntemi de veriyor. Kulak verene..

  • Gündüz Alp-2

    6.4.2019 14:57:42

    Mesela, 17 yıldır tek başına iş başında ve iktidarda olan, pek çok şeyi tek başına hayata geçirebilecek sayısal çoğunluğu da elinde bulundurmasına rağmen demokratik ve sivil bir anayasa yapmaması, mesela, eğitim alanında özgün bir proje olacak olan din ve fen ilimlerinin beraber okutulacağı bir üniversiteyi inşa edememesi...Neyle izah olunabilir? Hadi bunlara engel olundu (olmadı da) diyelim, üstüne üstelik parlamenter demokratik hukuk devletini çağın gerisinde kalan tek adamlık sistemine dönüştürmeye ne diyeceğiz? Avamın nazarına arz edilen yeni Türkiye sistemi öylesine cilalandı ki, sanki "ölümden gayrı her derde deva iksir." Parlamenter sistem sorunun kaynağı olarak takdim edildi. Şimdi ise basit bir yerel seçimin içinden bile hâlâ çıkamadık. Demek sorun sistemden çok onu kullananda. Güven kaybı yaşayan iki devlet kurumu:16 Nisan referandumunda YSK, şimdi de AA.

  • Gündüz Alp

    6.4.2019 14:43:44

    Sayın Güleçyüz, üzülerek ifade edeyim ki dünküler (yani çağdaşları) Bediüzzaman'ın özgün fikirlerine iltifat etmediler bugünküler de (demokratlar hariç) "-mış" gibi yapıp, sadece onu ve eserlerini (ve hatta bir kısım müntesiplerini) menfi siyasetine alet ettiler. Üstad'ın meşrutiyet-cumhuriyet-demokrasi, laiklik, hürriyet, adalet, kanun hakimiyeti(hukukun üstünlüğü), meclis, kamuoyu gibi pek çok kavramları yerli yerine oturtan tarif ve uygulamaları için sunduğu reçeteleri maalesef ideoloji, zihniyet ve yönetim anlayışlarına zıt görmüş olmalılar ki, bunlar da dünküler gibi gözlerini ve kulaklarını tıkadılar. Netice ne oldu? Sonuçlarını hep birlikte hem de fatura ödeyerek yaşıyoruz. Peki bundan sonra kulak verirler mi? Hiç zannetmiyorum. Zira Üstad'ın vurguladığı ölçü ve prensiplerle menfi ve menfaatçi siyasetin ve politik İslamcıların ilkeleri uyuşmuyor. Yani, doku uyuşmazlığı var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı