Barış ve çözüm sürecinin devam ettiği bir aşamada meydana gelen Reyhanlı katliamı süreçten ziyade Suriye’deki durumla ve çatışan taraflarla irtibatlandırılırken, resmî açıklamalar Esed’i adres gösterdi, patlamayla ilgili olarak gözaltına alınan kişilerin Muhaberat’la ilişkili oldukları ifade edildi; 80’li yıllarda dağıldığı belirtilen Acilciler örgütünün bu olayla tekrar sahneye çıktığı öne sürüldü ve bombalı saldırının talimatını vermekle suçlanan “örgüt lideri” Mihraç Ural adeta yeni bir “Apo” olarak takdim edildi.
Böylelikle PKK’nın yerini THKP-C/Acilciler’in, Apo’nun yerini Mihraç’ın aldığı gibi bir imaj verildi.
Ne var ki, olayı Acilciler ve Ural’a yıkan bu açıklamalar, ilginç tartışmaları beraberinde getirdi.
Aktif olduğu dönemde örgütte görev almış bazı isimlerin beyanları, karanlık istihbarat ilişkileriyle çift taraflı ajanlık iddialarını gündeme taşıdı.
Meselâ bunlardan birine göre Muhaberat’ta MİT’le derin ilişkileri olan çevreler var ve Esed’in adamı olmakla itham edilen Ural çift taraflı ajan.
Bu iddianın sahibini “Polisin ve MİT’in adamı. CIA ve MOSSAD işbirlikçisi, ABD-İsrail çizgisinde” olmakla suçlayan Ural ise, Reyhanlı katliamını da bir İsrail-MOSSAD tertibi olarak değerlendiriyor.
Bunlar, örnekleri çokça görülen bir fraksiyon kavgasının ötesinde, istihbarat örgütlerinin ve derin yapıların karanlık labirentlerine bir kez daha nazarları çeviren vesileler olarak okunmalı.
Mavi Marmara olayı için üç yıl sonra ve sadece Başbakanın duyabileceği şekilde dilenen “özür” öncesi ve sonrasında MİT’le MOSSAD arasındaki görüşme trafiği hakkında malûmatı olan var mı?
Ya Baas rejiminin dillere destan Muhaberat örgütündeki MOSSAD bağlantılarından ne haber?
O Muhaberat ki, Esed’in, bu örgüte hakim olamadığından ve kontrolünü elinde bulunduramadığından yakındığına ilişkin haberler çıkmıştı...
Ve Esed, evvelce de “Suriye ordusunun yaptıklarından ben sorumlu değilim” dememiş miydi?
Böyle tuhaf ve karmaşık bir tabloda, kimin elinin kimin cebinde olduğunu, bizim gibi sıradan insanların anlayabilmesi ve bütün bu olup biten garip olaylara akıl erdirebilmesi mümkün mü?
Böyle olunca, Reyhanlı katliamının hemen ardından, bomba malzemelerini getirip birleştirerek araçlara yerleştirdikleri, kaşla göz arasında “tesbit edilen” ve gözaltına alınan 18 “Acilci” ile finansörlerinin arkaplanında asıl planlayıcı ve talimat vericiler olarak kimlerin bulunduğunu, perde gerisindeki patronlardan başka kim bilebilir ki?
Şimdiye kadar bu tür olayların hangisi tam olarak aydınlatabilmiş ve tetikçilerle taşeronların ötesine geçilerek esas sorumlulara ulaşılabilmiş ki, Reyhanlı katliamında da bunu bekleyelim...
Evet, Erdoğan’ın evvelce büyük ihtimalle “içeri”yi kast ederek söylediği “Derin yapıları tamamen temizleyemedik. Zaten dünyanın en ileri demokrasileri bile buna tam olarak muvaffak olamamıştır” sözü, herhalde Reyhanlı katliamını gerçekleştiren yerli, bölgesel ve uluslararası derin yapılar ittifakı için de fazlasıyla geçerli olsa gerek.
O zaman hele Suriye gibi kritik alanlardaki politikalar bu husus dikkate alınarak oluşturulmalı.