"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayvan hakları

M. Said BAYRAKLILAR
22 Mayıs 2019, Çarşamba
Darwin’e göre insan bir hayvan türü.

Dolayısıyla hayvanlardan üstün bir yanı yok. Bu fikirden beslenen bazı ekolojistler, insanın dünyadaki en tehlikeli varlık olduğunu, gezegenin yarısını istilâ ettiğini ve giderek çoğalan bu tehlikeye karşı tedbir alınması gerektiğini düşünüyor. Hatta gezegeni zehirleyen insanın çoğalmasının durdurulması gerektiğini düşünüyorlar. 

Hatta daha da ileriye gidip insanoğlunun tabiatın kanseri olduğunu ve ondan kurtulmak gerektiğini söylüyorlar. Evet, yanlış anlamadınız kendisinin yok edilmesi gerektiğini düşünenler kendileri de insan. Bu fikre sahip birisi 2010 yılında Discovery kanalına en tehlikeli tür insan aleyhinde belgesel yapması için teklifte bulunmuştu. Teklifi kabul edilmeyince kanalı basarak birisini rehin almıştı. Çok ilginçtir polis tarafından öldürülmüştü. İnsanlığın ölmesi için mücadele ederken ölen bir insan çok garip değil mi?

Ancak Darwin’e göre tabiatın kendi içinde bir dengesi olduğundan, herhangi bir tür tabiat için tehlike arz ettiğinde o türün çoğalmasını engelleyen mekanizmalar var. Yani bu noktadan bakıldığında Ebola ve HIV virüsünün insanlık için bir tehdit değil nimet olduğunu savunanlar var. 

Fakat insanoğlunun teknolojideki gelişmeler sayesinde tabiî dengenin dışına çıktığını kabul edenler de var. 

Yani tıp alanındaki gelişmeler yüzünden, hastalıklar önceden tesbit edilip engellendiğinden tabiattaki var olan mekanizma insan sayısını azaltamamaktadır. 

Bu durumun gezegenimizin geleceği için tehlike arz ettiğini düşünenler de var.

İnsanı bir hayvan türü olarak gördüğümüzde başka sıkıntılar da ortaya çıkmaktadır. Meselâ eğer insanların hayvandan üstün bir yanı yoksa bunun hukukî olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Yani hukuken insan da bir hayvandır denildiğinde otomatik olarak hayvanların da insanın sahip olduğu bütün haklara sahip olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. 

Bu düşünceden hareketle hayvanların kafeslerde veya ahırlarda bulundurulması, onların alıkonulmaları veya bağlanmaları gibi yapılan bütün eylemler kölelik kapsamına girecek ve engellenecektir. Aynı zamanda insanların hayvanları yemek için kesmeleri de mümkün olmayacaktır.

Hatta bu konuyu biraz daha ileri götüren bir bilim adamı bezelyelerin birbirleriyle iletişim halinde olduğunu tesbit etmiş ve çalışmasında şu soruyu sormuş “Eğer bezelyeler konuşabiliyorsa onları yememiz ne kadar doğru?”

Yukarıda da görüldüğü gibi basit bir mesele gibi görülen insan da hayvan gibi bir türdür kabulü ne kadar sıkıntılı sonuçlar doğurmakta ve içinden çıkılamaz bir bataklığa dönüşmektedir.

Çağımızın bütün problemlerine cevap veren asrın âlimi Bediüzzaman bu meseleyi de her meselede olduğu gibi Kur’ân’dan aldığı ilhamla ne kadar güzel izah etmiştir. 

Evet, bu satırları okuyan Yeni Asya okuyucuları şu ana kadar bütün bu fikirleri zihninde çürütmüştür. Ancak biz yine de bu meselenin Risale-i Nur’dan istifade edebildiğimiz kadar izahını yapalım.

Öncelikle insanın iki yönü var, biri maddî, biri manevî. Maddî yönü itibariyle bakıldığında hayvandan bir farkı yoktur. Bu noktadan değerlendirildiğinde ikisi de Allah’ın mahlûkudur. 

Manevî yönüne bakıldığında ise insanı bütün diğer varlıklardan üstün yapan şey Allah’ın ona verdiği emanettir. Yani onu diğerlerine üstün kılan Allah’tır. İnsana bir emanet vermiştir ki, o emanetle insan bütün mahlûkata halife olmuştur. Meselâ komutanla er arasındaki ilişkide olduğu gibi. Komutan ve er ikisi de insandır, insaniyet yönünden bir farkları yoktur. Fakat komutanın omuzuna padişah tarafından takılan bir nişan sayesinde erlerden üstün olur, onlarda tasarruf hakkına sahip olur. Yani insan da hayvan gibidir, fakat Allah insana yeryüzünde tasarruf yetkisi vermiştir.

İnsanın diğer canlıları rızık olarak kullanması meselesini Bediüzzaman ne kadar güzel izah etmiştir. Meselâ insan, bir hayvanı yese o hayvan insanın midesinde defnedilir. Kabirde yatanları dirilten Allah o hayvanı da midede diriltir ve ondan insanın uzuvlarını inşa eder. Bu vesileyle o hayvan insanın bir parçası olmuş olur. Hayat mertebelerinden bir üst basamağa yani hayvanlıktan insanlığa yükselmiş olur. İnsan türünün bekası için kendini feda etmesinin mükâfatı olarak yükseltilmiştir.

Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi her batıl mesleğin içinde küçük de olsa bir hakikat vardır. Yani ortada hiçbir şey yokken bu akımlar ortaya çıkmış değil. Öyleyse o hakikat kısmını tesbit etmek gerekmektedir. Bu meselenin de çıktığı nokta insanoğlunun haddini aşıp bize hizmet eden diğer mahlûkat ve tabiatın hukukuna tecavüz etmesidir. 

Elbette ki şeriat karıncaya bilerek basmayı yasaklar, eğlence için hayvan öldürmekten men eder, hayvanlara eziyet edeni tehdit eder, bitki ve çevreye zarar vereni hesap gününe havale eder.

Evet, insan haddini aşıyor, gezegenimize zarar veriyor. Bediüzzaman’ın o güzel tabiriyle yazımızı noktalayalım; “…beşer, bir taraftan arzın şifası için bir ilâç iken, diğer taraftan ölümünü intaç eden bir zehirdir. (İşârâtü’l-İ’câz)

Okunma Sayısı: 609
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı