"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Andolsun kaleme ve yazdıklarına’

M. Said ZEKİ
11 Şubat 2019, Pazartesi
Kur’ân-ı Kerîm’de “Kaleme ve (yazanların) onunla yazdıklarına” yemin edilmesi ve bir sûreye bu adın verilmesi çok dikkat çekicidir. İlk inen sûrenin ‘Oku!’ (Alak, 1) emri ile başlaması kadar, ikinci inen sûrenin ilkâyetinde de; bir yazı aracı olan kaleme ve kalem ehlinin onunla yazdıklarına Allah (cc) tarafından yemin edilmesi tefekküre şayandır.

İslâm’ın okuma yazmaya, bilime ve yazılı kültüre verdiği önemi göstermesi açısından da oldukça manidardır.

KALEM VE ONUNLA YAZILANLAR

Kalem ile simgelenen yazının, insanın düşünce, tecrübe ve kavrayışlarının kayıtlar aracılığıyla ferdden ferde, kuşaktan kuşağa ve bir kültür çevresinden diğerine aktarılmasında önemli bir etken; bilginin yazılıp korunmasında, ilim ve irfanın gelişmesinde, dolayısıyla toplumların aydınlanmasında vazgeçilmez bir araç olduğuna işaret vardır.

Kalemden maksat nesnenin kendisi değil, yazdıklarıdır. “(Yazanların) yazdıklarına” diye çevrilen cümlede ise, yazanların, gerçekte kalemler değil, akıl ve idrak sahibi varlıklar olduğunu gösterir.

‘SEN ASLA DELİ DEĞİLSİN’

“Nûn. Kaleme ve (yazanların) onunla yazdıklarına andolsun ki sen -Rabbinin lütfu sayesinde- asla deli değilsin.” (Kalem,1-2)

Yüce Yaratıcı bu âyetle; müşriklerin peygamberlikten önce ‘Muhammed’ül Emin’ dedikleri elçisine, hakikat ile yüzleşince ‘deli’ diyenlerin iftiralarını reddediyordu.

‘Şeriat âleme gelip tahakküm ve istibdadı kaldırmaya’ başlayınca, kölelerin, kadınların, çocukların hakkını hukukunu savununca; eski düzenin bozulmasını istemeyenlerin menfaatini ve rahatını kaçırdı. Hakikate fikirle karşı çıkamayınca, kaba kuvvet ve iftiralarla karşı çıktılar. Sihirbaz, deli, şair vs iftiralar tutmayınca; işkencelere, tecrit ve boykota başvurdular. Bilmiyorlardı ki; ‘hak yumruklandıkça kuvvetlenir’di.

‘HAK YUMRUKLANDIKÇA KUVVETLENİR’

Tek Kişi (asm) ile başlayan İslâm dâvâsı; gönülden gönüle, ülkeden ülkeye, asırdan asıra yayılarak günümüze kadar geldi. Hakikate, kuvvetle karşı koymak isteyenler de... Bu asrın başında da, bir ‘hür adam’ı; istibdadı meslek edinenler ‘deli’ diye Toptaşı Tımarhanesi’ni ziyarete gönderdiler. Onlara göre tuhaf ve tehlikeli şeyler söylüyor, anlaşılmaz fikirlerini yazıyordu. ‘Aklını feda etti, ama hürriyetini feda etmedi.’ İdam tehditlerine boyun eğmedi.

Bediüzzaman’ın muhalifleri, onu ölüm veya dünya geçimiyle cezalandıramayacaklarını anlayınca, tek yol olarak onun hürriyetini tahdit etmekte bulmuşlardır. O bu uygulamaya da, tepki koymakta gecikmemiştir: “Ben, hürriyet ve serbestiyetimi hiçbir keyfi kanunla tahdit ettirmem” diyerek bu uygulamayı yapanlara şöyle isyan etmiştir: “Bu yirmi sene dehşetli zulüm ile hürriyetime ve serbestiyetime ilişmek artık yeter!” Hukuk içinde kalarak, ömür boyu hakkı, hukuku, hürriyeti savundu.

EN ZİYADE MUHTAÇ OLDUĞUMUZ HÜRRİYETTİR

Bediüzzaman hürriyeti Allah’a kul olmanın bir başka ifadesi olarak düşündüğünden, en az ibadete düşkünlüğü kadar hürriyete de düşkündür. Bu münasebetle şunları söyler: “En ziyade muhtaç olduğum ve hayatımda en esaslı düstur olan hürriyetimdir. Asılsız evham yüzünden, emsalsiz bir tarzda hürriyetimin kayıdlar ve istibdadlar altına alınması, beni hayattan cidden usandırıyor. Değil hapis ve zindanı, belki kabri bu hale tercih ederim. Fakat hizmet-i imaniyede ziyade meşakkat ise, ziyade sevaba sebep olması bana sabır ve tahammül verir. Madem bu insaniyetli zâtlar benim hakkımda zulmü istemiyorlar, en evvel benim meşrû’ dairedeki hürriyetime dokundurmasınlar. Ben ekmeksiz yasarım, hürriyetsiz yaşayamam.” 

Bir bakıma, bir hürriyet manifestosu olan Nur Külliyatı’nı zor şartlarda tamamladı. Kâğıt ve kalem ona ve talebelerine adeta yasaklanmıştı.

‘BİN KALEMLİ NURCU’

Kalemin çeşitleri olduğu gibi, yazma görevi gören ‘kalem’lerde çeşitlenmiştir. Bediüzzaman, talebeleri Risaleleri elle ve eskimez yazı ile yaymaya çaba gösterirken, daha sonra alınabilen teksir makinesine ‘bin kalemli Nurcu’ demişti. Bu gün matbaalarda ve internet ortamında milyonlarca çoğaltmak mümkün hale geldi. Allah demenin yasak olduğu devirlerden bu güne, bu bir ‘iman inkılâbı’ydı. Şimdi çok sayıda yayınevi basım işini başarı ile yapıyorlar.

BİZ YETER Kİ OKUYALIM

Peygamberimiz (asm) nasıl ki, bütün sıkıntı ve işkencelere rağmen tebliğ görevini tamamlamış ve ümmetine Kitabı ve Sünnetini bırakmış ise; bir ‘peygamber varisi’ olan Bediüzzaman da bütün işkencelere rağmen, iman ve hürriyet mücadelesini tamamlamış, geriye Kur’ân’ın çağdaş tefsiri olan Risale-i Nur’u ve milyonlarca fazilet ve hürriyet aşığı talebelerini bırakmıştır.

Okunma Sayısı: 1382
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı