"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalbe yazılan kudsî harfler ve Molla Câmî

M. Said ZEKİ
11 Mart 2019, Pazartesi
“Yalnız Bir’i iste; başkaları istenmeye değmiyor. Bir’i çağır; başkaları imdada gelmiyor.” Kur’ân tefsiri Risale-i Nur’da geçen ilginç bölümlerden biri, Mevlânâ Molla Câmî’nin bir eserinde Bediüzzaman Hazretleri’nin yaptığı tefe’üldür (hayra yorum).

Rumuzat-ı Semaniye adlı bir Risalede Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyet-i kerimeler Cifir ilmi çerçevesinde izah edilmekte, kelimelere, hattâ harflere varıncaya kadar gizli kalan ince mânâlar açıklanmaktadır. Üstad Bediüzzaman bu remizlerin temeli olarak âyetlerin doğrudan anlaşılan mânâlarıyla, Cifir ilmi çerçevesinde yapılan yorumlar arasındaki uyumu gösterir. Bu uyum, Cifir ilminin mühim bir düsturu, gizli ilimlerin ve Kur’ân-ı Kerîm’de gizli olan bir kısım sırları açığa çıkaran mühim bir anahtarıdır. Her bir remizde, her bir harfine kadar bütün Kur’ân-ı Kerîm’in ne kadar muntazam, sırlı ve mânâlı olduğu gösterilir.

HARFLERİN SIRLARI

Bir gün Üstad talebeleriyle işte bu harflerin beyanı konusunda çalışırken, Mevlânâ’nın Divan’ına başvururlar. Fatiha okuduktan sonra eserini tefe’ül edip açtıklarında karşılarına; “Bu huruf öyle harf değildir ki, akıl ve idrak sayfasından gitsin. Öyle kudsî harf, öyle güzel şirin hat, daima kalbimin sayfalarında yazılmalı, silinmemeli” ibareleri çıkar. Bunun üzerine eserin diğer bölümlerini inceleyen Bediüzzaman Hazretleri, başka yerde buna benzer mânâda ibareler görmeyince durumu Molla’nın kerametine yorar. (Barla Lâhikası -179)

Ayrıca hâtıralarda belirtildiği gibi söz “Mevlânâ Câmî’den açılınca, ‘Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Molla Ahmed-i Cizrî ve Mevlânâ Câmî, her üçünün de makamı birdir. Bunların üçü de mânen bir seviyededir’ diye buyurduğu” ifade edilir. İranlı büyük İslâm âlimi ve şair olan Molla Câmî evliyanın büyüklerindendir.

MOLLA CÂMÎ’NİN GRAMER KİTABI MEDRESELERDE OKUTULDU

Arab diline ve edebiyatına büyük ilgi duyan Câmî, bu dilde birçok eser yazmıştır. Oğlu Ziyâüddîn Yûsuf için yazmış olduğu (El-fevâid-üz-Ziyâiyye fî şerh-il-Kâfiye) adlı Arabca gramer kitabı, Müslüman Türkler arasında “Molla Câmî” adıyla çok tanınmıştır ve medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur.

“ŞÖHRET AYNI RİYADIR VE ZEHİRLİ BİR BALDIR”

Anlatıldığına göre; Mevlânâ Abdürrahmân Câmî, şöhret ve itibâr kazanmaktan kaçardı. Halkın övmesine ve yermesine ehemmiyet vermezdi. Dâima namazda oturur gibi oturur, Hakk’a ve halka karşı hürmet göstermek yönünden böyle oturmayı tercih ederdi. Çok defa kuru toprak üzerine otururdu. Meclisine gelenler gam ve kederlerini unuturlar, neş’e ve ferahlık duyarlardı. Sofrasında misâfirsiz yemek yemez, hizmetini görenlerle beraber yemek yemekten zevk alırdı. Kendi ihtiyâcından fazlasını hayır işlerine sarfeder, ilim talebelerinin ihtiyâçlarını görürdü.

ÇOCUKKEN ALINAN TERBİYE BÜTÜN HAYATI ETKİLER

Molla Câmî Hazretleri bir gün buyurdu ki: “Bize verilen bu kadar ihsânlar, hep Muhammed Pârisâ Hazretleri’nin bereketidir. Ben, beş yaşında idim. O sene Hâce Muhammed Pârisâ hacca gidiyordu. Yolu, bizim Câm kasabasına uğradı. Babam ve Câm’ın ileri gelen âlimleri, onu ziyâret etmek için huzûruna gittiler. Babam, beni de yanında götürmüştü. Babam onunla müsâfaha ettikten sonra, bana, elini öpmemi emretti. Öptükten sonra, Muhammed Pârisâ bana iltifât ederek bir meyve hediye etti. Teveccühlerine kavuştum. Aradan altmış yıl geçmesine rağmen, nurlu, mübârek yüzlerinin güzelliği hâlâ gözümün önünden gitmemektedir, işlerimin rast gitmesi, büyüklere olan muhabbet ni’metinin ihsân edilmesi, hep Muhammed Pârisâ Hazretleri’nin teveccühleri ve duâları bereketiyledir.

SAHABELERE VE BÜYÜK ZATLARA DUYULAN MUHABBET

Bu “Ahrâriyye” yolunun büyüklerine olan sevgimin meydana gelmesine sebep olanlardan biri de Fahreddîn-i Luristânî’dir. Ben küçükken, bize teşrîf etmişti. Kur’ân-ı Kerîm harflerini yeni öğrenmiştim. Beni kucaklarına oturtup, mübârek parmağıyla işâret ederek havada; Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali gibi muhterem isimleri yazardı. Ben onları okudukça hayret eder; “Bu çocuğun, ileride bu yolun büyüklerinden olacağı umulur” der idi. Bana iltifât eder, şefkat gösterirdi. Onun bu merhameti, ona ve onun gibi olan büyüklere muhabbet etmeme sebep olmuştur. O zamandan beri bütün arzum, o büyüklerin muhabbetleriyle yanmak ve son nefesimde o muhabbet ile ölmektir.”

KEŞİF VE KERAMET, KEMALÂTIN ALÂMETİ DEĞİLDİR

Molla Câmî buyurdu ki: “Bu “Ahrâriyye” ismi verilen âlimler silsilesinin yoluna ilk girdiğim zamanlarda, bana nûr belirtileri görünmeye başladı. Hocamın emri üzerine bunlara iltifât etmeyip, o nûrun devamlı olmasını sağlamaya çalıştım. 

Şunu iyi bilmelidir ki; nûr, keşif ve kerâmetin meydana gelmesi, insanın tamâmiyle olgunlaştığına, nefsini terbiye ettiğine işâret değildir. 

Bunlara güvenmemelidir. Talebeye en üstün kerâmet, hocasının sohbetiyle pişmesi, onun teveccühleri altında nefsinden kurtulmasıdır.

“GİR CENNETİME!”

1492 yılında vefat eden Molla Câmî’nin türbesindeki kitabede şu yazılar okunmaktadır: “Hüvelbâkî, bakî olan ancak Allahü Teâlâ’dır. Yeryüzünde olan her şey fânî’dir. Yalnız kerem sahibi olan Rabbimiz bakîdir... İlim ve hikmet sırlarına ermiş, bahçelerin hoş sesli bülbülü, kutbların en büyüğü, Müslümanların gözlerinin nûru olan efendimiz Abdürrahmân Câmî “kuddise sirruh”, Allahü Teâlâ’nın dâvetine uyarak, selîm bir kalb ile, meâlen “Ey (îmânda sebat gösteren, Allah’ı anmakla huzûra kavuşan) itaatkâr nefs! Dön Rabbine, (Cennette sana hazırladığı ni’metlere), sen O’ndan (sana verdiklerinden ötürü) râzı, O da senden râzı olarak haydi gir (sâlih) kullarımın içine. Gir Cennetime..” buyrulan (Fecr: 27-30) emir gereğince, bu aldatıcı dünyâ tuzağından, zevk ve safa ile dolu Cennet köşklerine uçtu.”

YALNIZ ‘BİR’İ ÇAĞIR!

Molla Câmî gerçek bir Hak aşığı olup, Risale-i Nur’da, “fıtratı aşkla yoğrulmuş” biri olarak sıfatlandırılmıştır. 

On Yedinci Söz’ün İkinci Makamı’nda yer alan şu satırlarla yazıyı bitirelim: “Yalnız Bir’i iste; başkaları istenmeye değmiyor. Bir’i çağır; başkaları imdada gelmiyor. Bir’i talep et; başkaları lâyık değiller. Bir’i gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar. Bir’i bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır. Bir’i söyle; O’na ait olmayan sözler, malayani sayılabilir.” (Sözler -198)

Okunma Sayısı: 1180
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı