"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Masumu hapseden unutulur, adîl olan unutulmaz

24 Temmuz 2019, Çarşamba
Ben HESNÂ ŞENER!

Güller şehri Isparta Senirkent’te dünyaya gelmişim. Bedenim ve gönlüm Ravza’dan rayihalar taşır. Gül-ü Muhammedi’de (asm) açan goncayımdır. Narin bir kılıç gibi güllerin arasından çıkıp gelmişim. Bediüzzaman’ın duâsı, babamın rüyasıyım. Babam mazlumların, masumların halini görünce “Hesnâ’m hâkim olsun, mazlumların elinden tutsun” deyip beni okuttu. Okudum, Türkiye’nin ilk kadın hâkimi oldum.

1943 yılıydı. Asrın güneşi Bediüzzaman sahabeleri hatırlatan talebeleriyle Denizli Hapishanesi’ni samanyoluna çevirdi. Zindan nurlar içinde kaldı. Gönüller aydınlandı. İlk kez o gün gördüm onları. Ankara’dan emir geldi, ‘bunları idam edin’ denildi. Çok ağır baskı altındaydık. Bediüzzaman’ın ilk göz ağrılarından Ahmet Feyzi Kul karşıma çıkarılmıştı. İçim kıyılmıştı. Mesleği kaybetmek, hatta idam edilmek pahasına ona sevgimi göstermiştim. Hapis köşelerinde çürüyüp gitmesine gönlüm razı değildi. Ben hâkim olduğumu unutmuştum, o da mahkûm olduğunu. “Ah amcacığım” demiştim, “Şimdi perişan olacak, hapislerde çürüyeceksin. Kıl namazını, otur evinde. Böyle işlere karışma. Sana ve çoluk çocuğuna yazık değil mi?’ Feyzi, Üstada abayı yakmış bir kere. ‘A kızım! Müslüman olmak o kadar kolay değil ki!’ deyivermişti.

Son duruşmadan bir gün önce Üstad, Polis Süleyman’a “Hesnâ Hanımı bul. Hususî selâmlarımı söyle. O dünya ve ahiret kardeşimdir” demiş. Biz hâkimlerle vereceğimiz kararı konuşurken Süleyman geldi. Ben Üstadda bir nur seziyordum. Pervasızca savunuyordum. Beraat vermemiz gerektiğini, aksi halde vicdanlarını ve meslek haysiyetlerini çiğnemiş olacaklarını, Bediüzzaman’ın duvarın ötesini de gördüğünü, böyle birine vicdan sahibi kimsenin ceza veremeyeceğini söylüyordum. Süleyman’la göz göze geldik. “Beni Bediüzzaman gönderdi” dedi. Bir anda ortam buz kesti. Oradakiler adeta donup kaldı. Bu ne güzel tevafuk böyle Allah’ım. Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Anlat!, dedim, “Anlat o ilm-i hakikat sahibi zatın ne dediğini.” Öyle güzel şeyler anlattı ki kimsenin konuşacak mecali kalmadı.

Babam beni bu günler için yetiştirmişti. Alay Müftüsü’nün kızına yakışanı yaptım, beraat verdim. Bu kıyamete kadar açılacak Nur dâvâlarına emsal teşkil etti. Hapishane kapıları açıldı. O gün dünya şunu öğrenmişti: Masumu hapsedenler unutuluyor, affedenler unutulmuyor. Suçsuzu hapsedenler bedduâ, affedenler duâ alıyor. Ağlatanların yüzü gülmüyor. Masumu hapseden kendini hapsediyor.

O gün Üstadım gibi duvarın arkasını görmeye başladım. Mahşerde kendime şefaatçi olacak Kur’ân dâvâsına sahip çıktım. Milyonlarca Nur şakirdinin duâ kapıları sonsuza kadar benim için açıldı. Üstadımın hususî duâsına mazhar oldum. Talebeliğe ve manevî evlâtlığa kabul edildim. Nur Talebelerinin kazandıkları bütün haseneler benim defterime de yazıldığının,  ismimin gavsların, kutupların yanına yazıldığının müjdesini aldım. Demek bir esma, Hesnâ gibi bir insanda tecelli etse gavs makamına yükseliyordu. Rabbimiz, Hz. Hüseyin ruhlu insanları ahiret âleminin sultanı yapmak için dünya sultanlarının zulmüne maruz bırakıyordu.

ADINI DENİZLERE, DAĞLARA KUTUPLARA YAZDIM

 Bir gün Ali İhsan Tola yanıma geldi. “Üstaddan selâm getirdim. Sırf senin için Denizli’ye gönderdi. ‘Mânevî evlâdım Hesnâ’ya selâm söyle’ dedi” deyince darmadağın oldum, kendimi tutamadım, ağlamaya başladım. Aman ya Rabbi. Asrın en güzel adamı bana mânevî evlâdım diyor. Hesnâlar, Mustafalar, bütün vatan evlâtları sana feda olsun…

Biraz kendimi toparlayınca dilim çözüldü: Ali! Ne olacak benim halim? Baksana, ne dünyaya yaradık, ne ahirete. Enaniyetten ne evlenebildim, ne de tesettürlü hayat yaşayabildim. Bu halimi düşününce babama kızıyorum. Tutturdu üniversiteye gönderdi beni. Bazen kendi kendime ‘Keşke köyümüzün çobanı Hasan’a verseydi de, okula göndermeseydi’ diyorum...

Ali teselli etmeye çalıştı: Üzülme. Hâkim olmasaydın Üstadı ve talebelerini kim beraat ettirecekti? Hocanın duâsını nasıl alacaktın? Onun manevî kızı olmak küçümsenecek bir şey değil. Onun hususî duâsına mazhar olmak gibi büyük bir şansın var. Ona mânevî evlât olmak, o kadar basit bir şey mi? Bu sana yeter! Üç kere beni çağırarak selâmını getirmemi istedi. Emin olun, size çok değer veriyor. Risâlelerin beraatına karar verenlerden olduğunuz için veliler kadar büyük hizmet ettiğinizi söyleyip her daim duâlar ediyor...”

Yarım saat kadar sonra Ali ayrıldı. Çarpılmıştım. Eve gittim. İçime çekildim. Kimseyle görüşmedim. Sekiz-on gün işe gelmedim. Ali hemen Üstada gitmiş. Durumu arz etmiş. Üstad çok sevinmiş. “Ben onun ismini gavsların, kutupların yanına yazdım. Ona onlarla beraber duâ ediyorum. Erkekler korktu, ama o kendisini ortaya koyarak Kur’ân dâvâsına taraftar çıktı. Mahşerde Kur’ân ona şefaatçi olacak! İnşallah bu hizmeti onun kurtuluşuna vesile olur. Ne o, Hesnâ tesettürsüz diye darılıyor muydun? İşte tesettüre riâyet etmiyor dediğin Hesnâ, Tesettür Risâlesini de beraat ettirdi. Sebep olan yapan gibidir, sırrınca sizin kazandığınız bütün haseneler, sevaplar tamamen ona da yazılıyor. İşte bütün hasene o beğenmediğiniz Hesnâ’nın şecaat ve cesaretiyle oldu!” demiş. Canım Üstadım. Hafız Ali ve Hasan Feyzi gibi benim canım da sana feda olsun.

22 Temmuz 1975 tarihinde dünyadan hicret ettim. Üstadımın, gavsların, kutupların yurduna gittim. Kış günlerinde savaş tehlikesinde sınırda nöbet tutan asker gibiydim. Hakkın, hukukun ezildiği, zulmün kol gezdiği bir dönemde görev başında vefat ettim. Hafız Ali ve Hasan Feyzi’den sonra ben de ardımda ‘hüsna’ bir ses bırakarak Denizli toprağına düştüm. Toprak âdildir, unutmaz. Sultanlar unutulur da âdil olanlar unutulmaz.

Biz dünyadan göçeli 40 yıl oldu. Dünya çok değişti. Adalet yerle bir oldu. Eşkıya dünyaya hâkim oldu. Beş milyar insan etmiyor bir Bekir Berk, bir Hâkime Hesnâ! 75 yıl önce asrın dâvâsında insana yakışanı yaptık; mazlumları hapisten çıkarıp sevdiklerine uğurladık. Hizmetimizin karşılığını dünyada da, ahirette de aldık. Günlerce meleklerce alkışlandık. Duâlarla Kabristana uğurlandık. Unutulmadık. Ebede kadar da unutulmayacağız. Herkes kabirtaşını kendisi yazar. 

Benimkini Üstadım yazmıştır: ‘Tam adaletini gördüğüm Hâkim-i Adil namını alan ve lehimde onunla beraber çalışanları bu hakikî adalete hizmetleri için ahir ömrüme kadar unutamayacağım. Risale-i Nur’un bundan sonraki hizmetlerine tam hissedardırlar” demiştir.

Bunu da yaz tarih!

Okunma Sayısı: 5088
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • nihat

    24.7.2019 10:28:16

    Hakkın hatırını hiçbir güce feda etmeyenlere selam olsun

  • Ayhan Aydın

    24.7.2019 09:40:30

    Binler tebrik. Allah istikametten ayırmasın.

  • Ali R. Yardimoglu

    24.7.2019 03:49:27

    ..tebrik ederim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı