"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bayramınız mübarek olsun Üstadım!

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
02 Haziran 2019, Pazar 00:05
Yaşadığınız şu dar-ı dünyadaki mübarek hayatınıza nazar gezdirip bakıyoruz da, ne çileler çektirilmiş size Aziz Üstadım.

Siz ise, çektirilen bu cefaları asla hak etmediğiniz gibi, kutsî iman dâvâsı uğruna, yapılan bed muamelelere mukabil, ”Milletin imanını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyerek, kâinat kadar ağır ve büyük bir kutsî dâvânın makbuliyetini izhar buyurmuşsunuz.

“Fesubhanallah!” diyerek, hayret ve dehşet içinde kalıyoruz. Elbette büyük işlerin ve hesapların değerlendirmesi büyük mahkemelerde görülür. Sizin de Mahkeme-i Kübraya kalan cefa dâvânız, orada görülecek ve hak yerini bulacak diyerek teselli buluyoruz.

İnsanî hususiyetlerden mahrum olan bir zihniyetin, size bir ömür boyu çektirdiği çile ve ıztırapları, dinî bayramlarda da çektirmekten geri kalmamıştır...

Size ve talebelerinize karşı yapılan bu zulümlerin cezalarını kısmen bu dünyada dahi gördükleri gibi, ekseriyet itibariyle elbette Mahkeme-i Kübrada sürecek olan dâvâlarda da göreceklerdir.

Hayatınızı iman ve Kur’ân adına vakfeden size bir bayramda yapılan zulümle alâkalı bir ifadenizde, şöyle diyordunuz:

“Bu yirmi sene kırk bayramımı münzevî, yalnız geçirdim. Artık yeter! Kabir kapısındayım, beni dünyaya baktırmayınız. Hattâ bu yirmi bayramdır, bir ikisinden başka umumlarında, bu gurbette, kendi odamda yalnız mahpus gibi geçirdim. “

Ahh Üstadım! Bayramı size zehir eden zihniyetin yaptıkları bed muamelelere şahitlik eden o devrin yazarlarından birisinin bu acı durum karşısında yazdığı bir mektubundan bir parça şöyledir:

“Senelerden beri zalimlerin pençe-i zulmünde inleyen bu bîçare Müslüman kardeşlerinizle geçirmekte olduğunuz bu mübarek bayramın belki dokuzuncusunu hücre köşelerinde, dostlarınızdan uzak, akraba ve taallukatınızdan mahrum bir vaziyette, teâli ve terakkisi için çalıştığınız cem’iyet-i İslâmiye arasından uzaklaştırdığınızı hatırladıkça yüreğim parçalanıyor, ruhum azîm bir elemle yanıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyor. Kalbimden yükselip gelen bir ses, “Ağla hem çok ağla! Belki rahmet-i İlâhiyenin nüzulü ve âlem-i İslâmın saadet ve selâmeti için ağlayanlarla beraber ağla!’ diyor.”

Kendisine verilen zahmet, sıkıntı ve bed muameleler sonucu rahatsızlığından dolayı bir bayram günü ziyaretçileri dahi kabul etmemekte karar kılan Üstadımız, yine de bir iki talebesini, Nur Talebelerinin hatırını kırmamak adına kabul eder ve bayramda kapısına şu notu asar:

“Kalben rahatsızlığım dolayısıyla, Kurban Bayramına kadar Süleyman Efendi, Şamlı Hâfız Tevfik, Abdullah Çavuş ve Mustafa Çavuş’tan başka kimseyi kabul etmiyorum. Affedersiniz gücenmeyiniz! Said Nursî.”

Yaşadığı mübarek hayatın kudsiyeti ve Kur’ân ve iman dâvâsının hassasiyeti içinde, gurbette garip bir vaziyette, bir çok yakını, akrabasını ve sevdiklerini bayramlarda dahi görmekten mahrum bir şekilde geçirmesi nasıl tarif edilir? Onu anlamak kolay değil.

Kur’ân’a dayalı sünnet eksenli kudsî vazifesinin başında hayatını idame ettirken, bu milletin imanının kurtulması uğruna herşeyini feda eden Üstadımıza mübarek bayramı dahi çok görerek onu rahat bırakmamışlardır.

Bütün bu olanlara ve hayatınızda size yaşatılan bed muamelelere karşı şu ifadeniz oldukça mânidardır Üstadım:

“Hey bedbahtlar! Ben size ne yaptım ve ne yapıyorum? İmanınızın kurtulmasına ve saadet-i ebediyenize hizmet ediyorum. Demek hizmetim hâlis, lillâh için olmamış ki, aksülâmel oluyor; siz ona mukabil her fırsatta beni incitiyorsunuz. Elbette Mahkeme-i Kübrâda sizinle görüşeceğiz.”

Bayramlarda dahi yaşatılan bu acı hadiselere mukabil biz de çok değerli Aziz Üstadımızın mübarek bayramlarını, binler ruh-u canımızla tebrik ediyor, duâlarını intizar ediyoruz.

Aziz Üstadım; Zat-ı âlinize olan hasret ve iştiyakımızı, bir muallimin ağlatan kalemiyle gidermemize müsaade ediniz lütfen..

Bu muallim Hafız Ali’nin Denizli toprağına şehiden düşmesinin akabinde, sizi ve Nur’lara sadık bir hadim olan, Denizli Nur kahramanlarından muallim Hasan Feyzi’dir. 

Diyorki; “Zehirli yılan ve akreplerin bile dolaşmasına, vahşi ve kâfirlerin bile serbest yaşamasına açılan bu yer yüzü, yalnız sana mı yasak?...

Hayır Üstadım, gel biz seni Risale-i Nur tercümanı şahsiyetiyle gönlümüze gömelim. Her zaman seni orada görelim…”

Bayramınız mübarek olsun Üstadım.

Okunma Sayısı: 1286
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    2.6.2019 00:41:39

    ..iste bu sebeblerle, demek Ramadan ayi bayram gibi geciyor, iftardan cok imsakda sevinilir anlaniyor, ve Id' de nedense mutluluk huzne yakin olunup, merdumgirizlik dahi nimettir nasil olur sorusu cevab buluyor, ve nicin boyle oluyor, olmali diye, hem dusunur, hem de cevabini, simdi anladim......

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı