"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tek parti devrinin eğitim siyaseti

Naci TEPİR
18 Temmuz 2019, Perşembe
Millî Eğitimin kareleri - 5

1925’te Ankara’da alınan gizli bir kararla, “1980’e kadar Türkiye’de Allah diyen kalmayacak şeklinde her türlü tedbir alınacaktı!”1 Vakıa, eğitim sistemindeki köklü değişiklikler bu temel üzerine kurulup geliştirilmiştir. 

Peki, bin yıllık köklü ve engin bir tecrübeye sahip olan ülkemizin, maddî ve mânevî zararları saymakla bitmeyen böyle bir eğitim sistemine ihtiyacı var mıydı? Asla! Hadise sırf keyfidir, bir dayatmadır. Bu dayatma ise, Lozan Antlaşması’nın hâlâ açıklanmamış olan maddelerine göre yapılan icraatlardan biridir. 

Bunu ispat eden bir vesika; 1950’li yıllarda neşredilen Büyük Doğu mecmuasının yirmi dokuzuncu sayısında “Lozan’ın (Antlaşması’nın) İçyüzü” başlıklı makalesinde şu izahat vardır:

“(...) Türk Murahhas Heyeti Başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlamayan İsmet Paşa, bir aralık, bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mâzisindeki ruh ve mukaddesâtı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz (taviz) ve teminatı veriyor ve diyor ki; ‘Eskiden beri kökleşmiş ve köhne (eski) engellerden, yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak’ husûsunda besledikleri –yani İsmet’in beslediği– azmin, inkâr edilmez delilidir!

“(...) Artık her şey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile her şey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükümeti) bundan böyle hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden vârestadır (şüphe götürmez)!

“(...) Lozan Muahedesi’nden sonra, İngiltere Avam Kamarasında ‘Türklerin istiklâlini ne için tanıdınız?’ diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un (Yahudi asıllı İngiliz Başbakanı) verdiği cevap; ‘işte asıl bundan sonra Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zîra, biz onları mâneviyât ve ruh cephelerinden öldürmüş blunuyoruz! 

“(...) Artık bunun üzerine her şey ap açık anlaşılıyor, değil mi?” 2

İkinci bir vesika; İsmet İnönü neşredilen hatıralarında, bütün gaye ve hataları şu şekilde itiraf etmiştir: 

“Harf İnkılâbı’nın tek gayesi, hattâ en mühim gayesi, okumanın ve yazmanın yaygınlaştırılmasını sağlamak değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun sebebi de, alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildir. İnkılâbın temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamaktır. Böylece Arap ve İslâm Dünyası ile bağları koparmak, bu suretle dinin cemiyet üzerindeki tesirini zayıflatmaktı! 

“ (...) Böylece, yeni yetişen nesiller eski yazıyı (Kur’ân Yazısı’nı) öğrenemeyecekler, yeni yazıyla çıkan eserleri de biz denetleyecektik. 

“ (...) Dinî eserler eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dolayısıyla dinin cemiyet üzerindeki tesiri azalacaktı! 3

Hülâsa-i kelâm, halkıyla kavgalı, halkın inancına, maddî ve mânevî değerlerine ters düşen bu çarpık zihniyetten ülkemizin kurtulması, gerçek mânada demokrasiye geçişle mümkün olacaktır! 

Dipnotlar

1- Yakın Tarih Ansiklopedisi.

2- Emirdağ Lahikası, s. 277 v.d. 

3- İsmet İnönü, Hatıralar, c. 2, s. 223. 

Okunma Sayısı: 721
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı