"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Evvelâ, biz müttefik olalım...

Risale-i Nur'dan
15 Nisan 2019, Pazartesi
[“Ziya-i Hakikat” başlıklı makaleden “İttihad-ı Muhammedî” cemiyetiyle ilgili suallere cevaplar (Volkan, 25 Mart 1325 / 7 Nisan 1909)]

İhtar ediyorum ki; İttihad-ı Muhammedî dediğimiz cemiyet bazı zevattan ibaret bir cemiyet değildir ki, o efradın tefrikiyle veya sû-i istimaliyle leke gelsin. Zira şemsin küçük bir misaline ma’kes olan bir cam parçası kırılsa veyahut göz yummakla nehar leyle tahvil edilse, bütün aynalarda mütecelli olan ziya-i şems mürtefi olmadığı gibi, buradaki resmî cemiyet teferrük etse ve hasbe’z-zaman tebeddüle uğrasa, yine şems-i hakikat-i ittihad-ı Muhammedînin tecelliyatına sekte getiremez. Zira ittihad-ı Muhammedî hakikaten her mü’mini muhittir. Lâkin bazı zevat-ı ma’dude, nısf-ı küre-i arzda kurulmuş o cesim fabrika-i İslâmiyet’in çarklarını temizlemek ve harekâtını tesri etmek için başkalarını dâvet ve istimdadla hademe gibi hizmet ettirecektir ki, bunların en birincisi ulema ve meşayih ve talebe ve hutebadırlar.

Sual: Şimdiye kadar bu fikre neden teşebbüs olunmadı?

Elcevap: Zaten istibdat herkesin şevkini kırıp, atalete sevk ediyordu. Şimdi ise, madem ki Meşrûtiyette efkâr-ı amme hâkimdir; o efkârın eczası da her ferdin fikr-i mahsusudur. Her fert de hareket etmek lâzımdır; tâ cereyan-ı umumî muhtel olmasın. Binaenaleyh, yalnız saadet-i vatan ve selâmet-i hükûmet olan makasıt, farz-ı kifaye gibi telâkki olunduğundan herkes “Neme lâzım, başkası düşünsün” gibi cevab-ı miskinâneye ve başkasına havale ve itimat etmek gibi tevekkül-i âcizâneye müsait bir zemin oluyor.

Amma hubb-u din ve i’lâ-yı kelimetullah herkese farz-ı ayn olduğundan, herkes kendini mükellef bildiğinden, “Onlar bir görüş sahibiyse, biz de bir görüş sahibiyiz.” na’ra-i merdanesiyle teşmir-i sâk ederek, zincir-i ataleti kırmak ve perde-i sefaleti yırtmakla meydan-ı terakkîye atılacaktır. Şimdiye kadar ihtilâf-ı efkârımızdan istibdat istifade etti. Kezalik, ihtilâf-ı İslâm’dan Avrupa da istifade ederek istibdad-ı manevîleri altında bizi ezdi. Şimdi, evvelâ biz müttefik olalım; tâ ki dest-i vifakı bizdeki gayr-i müslimlere de uzatabilelim. Ve Avrupa’nın istibdad-ı maneviyesi de Meşrûtiyet-i maneviyeye inkılâb edebilsin.

Eski Said Dönemi Eserleri, Makalat, s. 66-67

LÛ­GAT­ÇE:

dest-i vifak: Muvafakat eli; barışıklık eli.

efkâr-ı amme: Kamuoyu.

hubb-u din: Din sevgisi.

i’lâ-yı kelimetullah: Allah’ın ismini yüceltmek, yaymak.

istibdad-ı manevî: Manevî baskı.

İttihad-ı Muhammedî: II. Meşrûtiyet yıllarında (5 Nisan 1909) İstanbul’da kurulan ve ismindeki “Muhammed” lâfzına leke gelmemesi adına Bediüzzaman’ın mânâsını bütün mü’minlere teşmil etmek gayretleriyle üye olduğu cemiyet.

leyl: Gece.

ma’kes: Ayna, yansıtıcı.

Meşrutiyet-i maneviye: Fikrî, hissî Meşrûtiyet, demokratiklik.

muhtel: Bozuk, bozulmuş.

mürtefi: Yok olan, ref olunmuş, kaldırılmış.

müttefik: İttifak etmiş, el ele vermiş.

nehar: Gündüz.

nısf-ı küre-i arz: Yeryüzünün yarısı.

teferrük: Dağılma, ayrılma.

tefrik: Ayrılma.

tesri: Hızlandırma.

teşmir-i sâk: Kolları sıvama, bir işe girişme.

zevat-ı ma’dude: Sayılı kimseler.

ziya-i şems: Güneş ışığı.

Okunma Sayısı: 890
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı