"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her dertlinin âhını, duâsını işiten var

Risale-i Nur'dan
04 Mayıs 2019, Cumartesi
Kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin ahını, her muhtacın duâsını işiten ve dinleyen bir Semî’ ve Mucîb, perde arkasında var.

“Madem biz gözümüzle görüyoruz ki umum mahlûk­larda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki akl-ı beşer onun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında, bütün tarihçe-i hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisatı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşrolacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla, her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet ve bütün masnuatta gayet hassas mizanlar ile azalarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar israfsız ölçülerle bir tenasüb, bir muvazene, bir intizam ve bir cemal içinde masnuatı bir hüsn-ü san’at yapan ve her zîhayatın hukuk-u hayatını kemal-i mizanla veren, iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren ve Âdem (as) zamanından beri tâğî ve zalim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren bir adalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye ahiretsiz olmazlar. Ve ölümde, en zalimlerin ve en mazlûmların, bir tarzda gitmelerindeki akıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir veçhile müsaade etmezler” diye Hakîm ve Hakem ve Adl ve Âdil isimleri bizim sualimize kat’î cevap veriyorlar.

Hem “Madem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlâblarını bir nevi duâ bulunan istidad-ı fıtrî ve ihtiyac-ı zarurî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet Rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyârî olan daavat-ı insaniyenin, hususan havasların ve nebîlerin duâlarının on adetten altı yedisi hilâf-ı âdet makbul olmasından kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin ahını, her muhtacın duâsını işiten ve dinleyen bir Semî’ ve Mucîb, perde arkasında var. Bakar ki; en küçük bir zîhayatın en küçük bir ihtiyacını görür. Ve en gizli bir ahını işitir, şefkat eder, fiilen cevap verir, memnun eder. Elbette ve her halde, hiçbir şüphe ihtimali kalmaz ki, mahlûkların en ehemmiyetlisi olan nev-i insanın en ehemmiyetli ve umumî ve umum kâinatı ve umum esma ve sıfât-ı İlâhiyeyi alâkadar eden beka-i uhreviyeye ait duâlarını içine alan ve nev-i insanın güneşleri ve yıldızları ve kumandanları olan bütün peygamberleri arkasına alıp, onlara duâsına ‘Âmin, âmin’ dedirten ve ümmetinden her gün her ferd-i mütedeyyin hiç olmazsa kaç defa ona salâvat getirmekle onun duâsına ‘Âmin, âmin’ diyen ve belki bütün mahlûkat o duâsına iştirak ederek ‘Evet, yâ Rabbena, istediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz’ diyorlar. Bütün bu reddedilmez şerâit altında, beka-i uhrevî ve saadet-i ebediye için, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın haşrin hadsiz esbab-ı mu’cibesinden yalnız tek duâsı, Cennetin vücuduna ve baharın icadı kadar kudretine kolay olan ahiretin icadına kâfi bir sebeptir” diye Mucîb ve Semî’ ve Rahîm isimleri bizim sualimize cevap veriyorlar.

Şuâlar, 11. Şuâ, 7. Mesele, s. 234-235

Lûgatçe:

adalet-i sermediye: Ezelî ve ebedî adalet, başlangıcı ve sonu olmayan adalet.

beka-i uhrevîye: Ahiretteki sonsuzluk.

daavat-ı insanîye: İnsanın yapmış olduğu duâlar.

defter-i a’mâl: Amellerin kaydedildiği defter.

dest-i gaybî: Görünmez el.

esbab-ı mu’cibe: gerektiren sebepler.

fevkinde: Üstünde.

fıtrî: Tabiî, yaratılıştaki, doğuştan olan.

hâcât: Hâcetler, ihtiyaçlar.

ihsas: Hissettirme, sezdirme.

istidad-ı fıtrî: Yaratılıştan gelen kabiliyet.

masnuat: San’atla yapılmış şeyler.

matlâp: Arzu, istek.

Mucîb: Yarattıklarının duâlarına cevap veren, Allah.

Semî: Gizli ve açık her şeyi işiten Cenab-ı Hak.

şerâit: Şartlar.

tâğî: Âsi, isyan eden, söz dinlemez.

tenasüb: Uyum, uygunluk, birbirini tutma.

zîhayat: Hayat sahibi.

Okunma Sayısı: 1812
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı