"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Resul-i Ekrem (asm) kalplere mahbup, akıllara muallim

Risale-i Nur'dan
05 Temmuz 2019, Cuma 00:08

Altıncı Reşha

Arkadaş!

O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zat, kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir –saadet-i ebediyeyi ihbar ve tebşir ediyor, nihayetsiz rahmeti keşfetmiş ilân ediyor– saltanat-ı rububiyetin mehasininin dellâlı ve esma-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşafıdır.

Evet, o zat (asm) vazifesi itibarıyla hakkın bürhanı, hakikatin ziyası, hidayetin güneşi, saadetin vesilesidir. Şahsiyet ve hüviyet cihetiyle, muhabbet-i Rahmaniyenin misali, rahmet-i Rabbaniyenin timsali, hakikat-i insaniyenin şerefi, şecere-i hilkatin en kıymettar ve kıymetli bahadar bir semeresidir. Tebliğ ettiği dini de harika bir sür’atle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir. 

Acaba böyle bir zatın dâvâlarında nefis ve şeytanın münakaşa ve itirazlarına bir imkân var mıdır?

Yedinci Reşha

Arkadaş!

O zatı harekete getirip o inkılâbları kendisine yaptıran ancak bir kuvve-i kudsiyedir. 

Evet, bilhassa Ceziretü’l-Arab’da yaptığı inkılâb ve icraata bak:

O sahralarda, o çöllerde âdetlerini muhafazada çok mutaassıp ve asabiyetlerinde fevkalâde inatçı ve kasâvet-i kalp ve merhametsizlikte emsalsiz ve hatta diri diri kızlarını toprağa gömüp öldürürlerken müteessir bile olmayan pek çok vahşî kavimler oturmakta idiler. O zat-ı nurânî, kısa bir zamanda, o kavimlerin ahlâk-ı seyyielerini kaldırarak ahlâk-ı hasene ile tebdil ettirdi. Hatta o zat-ı mürşidin (asm) telkin ettiği iman nuru sayesinde, o vahşî insanlar, insan âleminde insanlara muallim oldular. Ve medeniyet dünyasında, medenîlere üstad oldular. O zatın (asm) şu kadar geniş ve azîm saltanatı, yalnız zâhirî bir saltanat değildir. Daha geniş ve daha derin yerde saltanat-ı bâtıniyesi vardır ki bütün kalpleri ve akılları kendisine cezb ve celb etmiştir. Ve bütün ruhları ve nefisleri teshir etmiştir ki, kalplere mahbub, akıllara muallim ve tenvir edici ve nefislere mürebbî ve ruhlara sultan olmuş ve olmaktadır.

Mesnevî-i Nuriye, Reşhalar, s. 37

LÛ­GAT­ÇE:

ahlâk-ı hasene: Güzel ahlâk, güzel huy.

ahlâk-ı seyyie: Çirkin ahlâk, kötü huylar.

bürhan: Delil, ispat, hüccet.

Ceziretü’l-Arab: Arap Yarımadası.

dellâl: İlân eden, duyuran.

hutbe-i ezeliye: Ezelî hutbe, Kur’ân-ı Kerîm.

kasâvet-i kalp: Kalp katılığı, merhametsizlik.

keşşaf: Keşfeden, gizli bir şeyi meydana çıkaran.

mehasin: Güzellikler, iyilikler.

mürebbî: Terbiye eden, besleyip büyüten Allah.

saadet-i ebediye: Sonsuz mutluluk.

saltanat-ı bâtıniye: Görünmeyen, gizli ve iç âlemlerdeki saltanat.

saltanat-ı rububiyet: Terbiye ve idare edici olan Allah’ın saltanatı.

semere: Meyve, güzel netice.

şecere-i hilkat: Yaratılış ağacı.

tebşir: Müjdeleme.

ziya: Işık, aydınlık, nur.

Okunma Sayısı: 1241
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı