Lem'alar - page 303

ve “nefsülemirde vardır” der. demek bütün davalar bir-
dir. nefyedenlerin nazarları ayrı ayrı olduğundan, dava-
ları da ayrı ayrı olur. nefsülemre hükmedemiyorlar.
Çünkü nefsülemirde nefiy ispat edilmez. Çünkü ihata lâ-
zımdır.
(1)
m
án
ª«/
¶n
Y m
ä n
Óp
µ°r
û o
ªp
H s
’p
G o
ân
Ñ r
ã o
j n
’ o
?n
?r
£o
Ÿr
G o
? n
ón
©r
dGn
h
bir ka-
ide-i usuldür. evet, bir şeyi dünyada var desen, yalnız o
şeyi göstermek kâfi gelir. eğer yok deyip nefyetsen, bü-
tün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy is-
pat edilsin.
İşte bu sırra binaen, ehl-i küfrün bir hakikati nefyetme-
si ise, bir meseleyi halletmek veyahut dar bir delikten geç-
mek veyahut bir hendekten atlamak misalindedir ki, bin
de, bir de, birdir. Çünkü birbirine yardımcı olamaz. Fa-
kat ispat edenler nefsülemirde hakikat-i hâle baktıkları
için, müddeaları ittihat ediyor. kuvvetleri birbirine yardım
eder. Büyük bir taşın kaldırmasına benzer ki, ne kadar el-
ler yapışsa daha ziyade kaldırması kolay olur ve birbirin-
den kuvvet alır.
YeDİNCİ NOta
ey Müslümanları dünyaya şiddetle teşvik eden ve sa-
nat ve terakkiyat-ı ecnebiyeye cebirle sevk eden bedbaht
hamiyetfüruş! dikkat et, bu milletin bazılarının din ile bağ-
landıkları rabıtaları kopmasın. eğer böyle ahmakane, kö-
rü körüne topuzların altında bazıların dinden rabıtaları
kopsa, o vakit hayat-ı içtimaiyede bir semm-i kàtil hük-
münde o dinsizler zarar verecekler. Çünkü mürtedin vic-
danı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir
Lem’aLar | 303 |
o
n
Y
edinci
l
em
a
me.
nefsülemir:
aslında, hakikatin
kendisi, işin hakikati.
nota:
işaret.
rabıta:
bağ.
semm-i kàtil:
öldürücü zehir.
sevk:
önüne katıp sürme.
terakkiyat-ı ecnebiye:
yabancı-
ların sağladığı gelişmeler, ilerleme-
ler.
teşvik:
şevklendirmek, cesaret
vermek.
vicdan:
iyiyi kötüden, hayrı şer-
den ayırt etmeye yardımcı olan
ahlâkî duygu.
ziyade:
çok, fazla.
ahmakane:
ahmakçasına,
akılsızca.
bedbaht:
bahtsız, zavallı.
binaen:
-den dolayı.
cebir:
zorlama.
dava:
takip edilen fikir, iddia.
ehl-i küfür:
küfür ehli, kâfir-
ler.
hakikat:
gerçek.
hakikat-i hâl:
bir şeyin aslı,
esası ve hakikati.
hamiyetfüruş:
gayretkeş, ha-
miyetli görünmeye çalışan.
hayat-ı içtimaiye:
sosyal ha-
yat, toplum hayatı.
hendek:
derince çukur.
hükmetme:
karar verme.
hükmünde:
değerinde, yerin-
de.
ihata:
kuşatma.
ispat:
doğruyu delillerle gös-
terme.
ittihat:
fikir birliği etme.
kâfi:
yeter.
kaide-i usul:
usul kaidesi, te-
mel kural.
lâzım:
gerekli, lüzumlu.
mesele:
önemli konu.
misal:
örnek.
müddea:
iddia olunan, iddia
edilen şey.
mürtet:
Müslüman olduğu
hâlde dinden dönen, dinden
çıkan.
nazar:
bakış.
nefiy:
olumsuzlama, inkâr et-
1.
Adem-i mutlak (mutlak yokluk), pek büyük zorluklarla dahi olsa ispat edilemez.
1...,293,294,295,296,297,298,299,300,301,302 304,305,306,307,308,309,310,311,312,313,...1406
Powered by FlippingBook