Lem'alar - page 41

evet, rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden her-
kes, hatta enbiya dahi “nefsî, nefsî” dedikleri zaman, re-
sul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “ümmetî, ümmetî”
(1)
diye re’fet ve şefkatini göstereceği gibi,
(2)
yeni dünyaya
geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun mü-
nacatından “ümmetî, ümmetî”
(3)
işitmiş. Hem bütün ta-
rih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekârim-i ahlâk,
kemal-i şefkat ve re’fetini gösterdiği gibi, ümmetinin had-
siz salâvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle,
(4)
ümmetinin
bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alâkadar olduğu-
nu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş.
İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sün-
net-i seniyesine müraat etmemek ne derece nankörlük ve
vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.
İKİNCİ NüKte
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küllî ve umumî
vazife-i nübüvvet içinde bazı hususî, cüz’î maddelere kar-
şı azîm bir şefkat göstermiştir. zahir hale göre o azîm şef-
kati o hususî, cüz’î maddelere sarf etmesi, vazife-i nübüv-
vetin fevkalâde ehemmiyetine uygun gelmiyor. Fakat ha-
kikatte o cüz’î madde küllî, umumî bir vazife-i nübüvvetin
medarı olabilecek bir silsilenin ucu ve mümessili olduğun-
dan, o silsile-i azîmenin hesabına, onun mümessiline fev-
kalâde ehemmiyet verilmiş.
Meselâ, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Haz-
ret-i Hasan ve Hüseyin’e karşı küçüklüklerinde gösterdik-
leri fevkalâde şefkat ve ehemmiyet-i azîme,
(5)
yalnız
Lem’aLar | 41 |
d
ördÜncÜ
l
em
a
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakikat:
gerçek, bir şeyin aslı esa-
sı.
hususî:
özel.
kemal-i şefkat:
tam ve eksiksiz
şefkat.
kıyas:
karşılaştırma.
küllî:
bütüne ve genele ilişkin, tü-
mel.
mahşer:
kıyamette ölülerin dirilip
toplanacakları yer.
medar:
dayanak noktası, sebep,
vesile.
mekârim-i ahlâk:
ahlâkın güzel
ve üstün olması.
merhamet:
acımak, şefkat göster-
mek.
mümessil:
temsilci.
münacat:
Allah’a dua etme, yal-
varma.
müraat:
uymak.
nefsî :
nefsim, ben.
nefsî, nefsî:
“benim nefsim, be-
nim nefsim” manasında, sadece
kendini düşünmeyi ifade eden bir
söz.
neşir:
yayma, herkese duyurma.
nükte:
derin ve ince manalı söz.
re’fet:
esirgeme, merhamet, şef-
kat etme.
rehber:
kılavuz.
resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rîm olan peygamber, Hz. Muham-
med (asm).
rivayet-i sahiha:
senet ve delil-
lerle sabit, doğru olarak aktarılan
haber, hadis.
saadet:
mutluluk.
salâvat:
Hz. Muhammed’e (asm)
rahmet ve esenlik dileme, ona sa-
lât ve selâm etme, dua.
sarf etme:
harcama.
silsile:
zincirleme sırası.
silsile-i azîme:
büyük silsile.
sünnet-i seniye:
Peygamberimi-
zin (asm) sözlerine, emirlerine ve
hareketlerine dair en yüksek ve
kıymetli hâller, hareket düsturla-
rı.
şefkat:
acıyarak ve esirgeyerek
sevme;içten ve karşılıksız merha-
met, sevgi.
şefkatkârâne:
şefkatli bir şekilde.
tarih-i hayat:
hayat tarihçesi, bi-
yografi.
tasdik:
doğrulama.
umumî:
genel, herkesle alâkalı.
ümmet:
Müslümanların tamamı.
valide:
ana.
vazife-i nübüvvet:
peygamberlik
görevi.
vicdansızlık:
vicdansız, insafsız ol-
ma durumu, haksız davranış.
zahir:
görünen, dış görünüş.
alâkadar:
ilgili, münasebetli.
aleyhissalâtü vesselâm:
“sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun,” anlamında Peygamberi-
miz Hz. Muhammed’in (asm)
ismi anılınca okunan dua.
azîm:
büyük, yüce.
cüz’î:
az, küçük.
dehşet:
büyük korku hâli, ür-
küntü veren.
ehemmiyet:
önem, değer.
ehemmiyet-i azîme:
büyük
öneme sahip.
ehl-i keşif:
dış duygularla bi-
linmeyen hakikatleri Allah’ın
lütuf ve ilham edip bağışlama-
sıyla bilen velîler.
enbiya:
nebîler, peygamber-
ler.
fevkalâde:
olağanüstü, çok
üstün.
1.
Buharî, Tevhid: 36, Tefsir: 17, Sure 5, Fiten: 1; Müslim, İman: 326, 327; Tirmizî, Kıyamet: 10;
Darimî, Mukaddime: 8.
2.
Buharî, Tevhid: 32; Müslim, İman: 326.
3.
Süyutî, Hasaisü'l-Kübra, 1:80, 85, 91; Nebhanî, Hüccetullâhi ale'l-Âlemîn: 224, 227-228.
4.
Ahzab Suresi: 56; Tirmizî, Kıyamet: 24.
5.
Buharî, Fezailü'l-Ashab: 22; Müslim, Fezailü's-Sahabe, 50:60.
1...,31,32,33,34,35,36,37,38,39,40 42,43,44,45,46,47,48,49,50,51,...1406
Powered by FlippingBook