Lem'alar - page 636

de, risale-i nur, şems-i kur’âniyenin ziyasındaki elvan-ı
seb’ayı ve o güneşteki renk renk, çeşit çeşit yedi nuru bir-
den âyinesinde temessül ettirdiğinden, inşaallah, yedi ci-
hetle şerif ve kudsî ve yedi
Mesnevî
kadar ehl-i hakikate
bâkî bir rehber ve bir mürşit olacak.
Sa i d Nu r s î
XC
OnBeşinciNükte
Kardeşlerim,
Hafîz-i zülcelâl’in hıfz ve himayetine bakınız ki, me-
selemiz münasebetiyle risale-i nur’un risaleleri adedine
muvafık olarak yüz yirmi küsur adamın mahrem evrakla-
rıyla istintakta oldukları hâlde ve ecnebilerin entrikalarıy-
la ve muhalif komitecilerin dolaplarıyla mevcut ve müte-
addit cemiyetlerin hiç biriyle risale-i nur’un hiçbir şakir-
dinin münasebettarlığını gösterecek hiçbir madde bulun-
maması, gayet zahir ve parlak bir himaye-i rabbaniye ve
bir muhafaza-i İlâhiye ve İmam-ı Ali
(
rA
)
ve gavs-ı Aza-
mın
(
rA
)
risale-i nur’a ait keramet-i gaybiyelerini cidden
teyit eden bir inayet-i rahmaniyedir. kırk ikilik bir top
güllesini, kırk iki masum ve mazlum kardeşlerimizin der-
gâh-ı İlâhiyeye açılan elleriyle durdurup, geri çevirip,
atanların başlarında manen patlattırdı. Bizlere zararı yal-
nız ehemmiyetsiz ve sevaplı hafif birkaç yara bereden
başka olmadı. Böyle, bir seneden beri doldurulan bir
âyine:
ayna.
bâkî:
ebedî, daimî.
bere:
yara, küçük darbe.
cemiyet:
topluluk, hey’et.
cidden:
ciddî olarak.
cihet:
yön.
dergâh-ı İlâhiye:
Cenab-ı Hakkın
dergâhı, kapısı.
ecnebi:
yabancı.
ehemmiyet:
önem.
ehl-i hakikat:
gerçeği bulup onun
peşinden gidenler.
elvan-ı seb’a:
yedi renk.
entrika:
hile, desise.
evrak:
kâğıtlar.
Gavs-ı azam:
en büyük gavs, Ab-
dülkadir-i Geylânî Hazretlerinin
namı.
gayet:
son derece.
gülle:
top mermisi.
Hafîz-i Zülcelâl:
yaratıklarını be-
lâlardan, tehlikelerden koruyan
büyüklük sahibi Allah.
hâl:
durum.
hıfz:
koruma, muhafaza.
himaye-i rabbaniye:
Rab olan Al-
lah’ın himayesi.
himayet:
koruma, muhafaza
etme.
inayet-i rahmaniye:
Rahman
olan Allah’ın yardımı.
inşaallah:
Allah izin verirse.
istintak:
sorguya çekme.
keramet-i gaybiye:
gaypla ilgili
keramet.
kudsî:
mukaddes, kutlu.
Y
irmi
S
ekizinci
l
em
a
| 636 | Lem’aLar
küsur:
fazlalar.
mahrem:
gizli olan, herkese
söylenmeyen.
manen:
mana itibarıyla, ma-
naca.
masum:
günahsız, suçsuz.
mazlum:
zulme uğramış.
mesele:
problem, önemli
konu.
mesnevî:
Mevlâna’nın 26000
beyitlik meşhur tasavvufî
eseri.
mevcut:
var olan.
muhafaza-i İlâhiye:
Allah’ın
koruması.
muhalif:
muhalefet eden, kar-
şıt.
muvafık:
uygun.
münasebet:
vesile.
münasebettar:
alâkalı.
mürşit:
doğru yolu gösteren,
rehber.
müteaddit:
türlü türlü, çeşitli.
nur:
parıltı, ışık.
nükte:
ince söz ve mana.
rehber:
kılavuz.
sevap:
mükâfat.
şakirt:
talebe.
şems-i Kur’âniye:
Kur’ân gü-
neşi.
şerif:
şerefli, yüce.
temessül:
bir şekil ve surete
girme, cisimlenme.
teyit:
kuvvetlendirme.
zahir:
açık.
ziya:
ışık, nur.
1...,626,627,628,629,630,631,632,633,634,635 637,638,639,640,641,642,643,644,645,646,...1406
Powered by FlippingBook