Lem'alar - page 64

sure-i Fethin ahirindeki ayetin mana-i işarîsiyle
verdiği ihbar-ı gaybî münasebetiyle, gelecek ayet-
te aynı haber, aynı mana-i işarî ile verdiği müna-
sebetle, bir nebze ondan bahsedilecek.
BirTetimme
n
?p'
Ä = dho
Én
a n
?ƒ o
°S s
ôdGn
h %G p
™ p
£o
j r
øn
en
h @ Ék
ª«/
?n
à°r
ùo
e É k
WGn
öp
U r
ºo
gÉn
æ r
jn
ón
¡ n
dn
h
p
A B G n
ón
¡ t
°ûdGn
h n
Ú/
?j
u
óu
°üdGn
h n
Ú
u
«p
Ñs
ædG n
øp
e r
ºp
¡ r
« n
?n
Y *G n
ºn
©r
fn
G n
øj/
ò s
dG n
™n
e
(1)
Ék
?«/
an
Q n
?p'
Ä = dho
G n
øo
°ùn
Mn
h n
Ú/
ëp
dÉ° s
üdGn
h
Bu ayetin beyanında binler nüktelerden iki nükteye işa-
ret edeceğiz.
Bi r i n c i Nü k t e
kur’ân-ı Mu’cizülbeyan, mefahimiyle, mana-i sarihiyle
ifade-i hakaik ettiği gibi, üslûplarıyla, hey’atıyla çok ma-
na-i işariyeyi dahi ifade ediyor. Her bir ayetin çok taba-
ka-i manaları var. kur’ân ilm-i muhitten geldiği için, bü-
tün manaları murat olabilir. İnsanın cüz’î fikri ve şahsî ira-
desiyle olan kelâmlar gibi bir iki manaya inhisar etmez.
İşte bu sırra binaen, âyât-ı kur’âniyenin ehl-i tefsir ta-
rafından hadsiz hakaikı beyan edilmiş. Müfessirînin be-
yan etmediği daha çok hakaikı var. Ve bilhassa hurufa-
tında ve mana-i sarihinden başka işaratında çok ulûm-i
mühimme vardır.
ahir:
son.
âyât-ı Kur’âniye:
Kur’ân’ın ayet-
leri.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümlesi.
beyan etmek:
açıklamak, izah et-
mek.
beyan:
anlatma.
bilhassa:
özellikle.
binaen:
dayanarak -den dolayı.
cüz’î:
küçük.
ehl-i tefsir:
tefsir ve yorum ya-
panlar.
fikir:
düşünce.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakaik:
hakikatler, gerçekler.
hey’at:
hey’etler.
hurufat:
harfler.
ifade-i hakaik:
hakikatin ifade
edilmesi.
ihbar-ı gaybî:
görünmeyen âlem-
den gelen haber.
ilm-i muhit:
kuşatıcı ilim.
inhisar etmek:
sınırlandırmak.
irade:
bir şeyi yapma veya yap-
mama konusunda karar verebil-
me ve bu kararı yerine getirme
gücü.
işarat:
işaretler.
itaat etme:
uyma, tâbi olma.
kelâm:
söz.
Kur’ân-ı mu’cizülbeyan:
açıkla-
malarıyla akılları benzerini yap-
maktan âciz bırakan Kur’ân-ı Ke-
rîm.
mana:
anlam.
mana-i işarî:
işaretlerle ifade
edilen mana.
mana-i sarih:
açık ifade edi-
len anlaşılan mana.
mefahim:
mefhumlar, kav-
ramlar.
muhakkak:
kesinlikle.
murat:
istek, maksat.
müfessir:
Kur’ân-ı Kerîm’i tef-
sir eden, yorumlayan âlim.
münasebet:
alâka, ilgi.
nebze:
bir parça.
nimet:
ikram, bağış.
nükte:
derin ve ince manalı
söz.
sıddık:
doğrulukta üstün olan.
sır:
bir şeyin veya işin dikkat,
tecrübe, yetenek ve sezgi yar-
dımıyla kavranabilen en zor
ve en ince yanı.
Sure-i Fetih:
Fetih Suresi.
şahsî:
özel, kendine ait.
tabaka-i mana:
mana dere-
celeri.
tetimme:
bir konuyu tamam-
lamak için eklenen kısım.
ulûm-i mühimme:
mühim ve
değerli ilimler.
üslûp:
ifade tarzı.
1.
Ve muhakkak onları doğru yola iletirdik. • Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, iş-
te onlar, Allah’ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehit-
ler ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ise güzel arkadaşlardır! (Nisâ Suresi: 68-69.)
Y
edinci
l
em
a
| 64 | Lem’aLar
1...,54,55,56,57,58,59,60,61,62,63 65,66,67,68,69,70,71,72,73,74,...1406
Powered by FlippingBook