Lem'alar - page 709

Mezkûr zulmetleri izale eden iman nimetine “elham-
dülillâh” diye edilen hamd dahi bir nimet olduğundan,
ona da bir hamd lâzımdır. Bu ikinci hamde de üçüncü bir
hamd, üçüncüye dördüncü hamd lâzım.
(1)
G v
ôn
L s
ºo
?`n
gn
h
demek, bir hamd-i vahitten doğan hamdlerden ibaret
gayr-i mütenahi bir silsile-i hamdiye husule geliyor.
İKİNCİ NOKta:
Cihat-ı sitteyi tenvir eden iman nimetine de “elhamdü-
lillâh” demesi lâzımdır. Çünkü, iman cihat-ı sittenin zulü-
matını izale etmekle def-i belâ kabîlinden büyük bir nimet
sayıldığı gibi, tabiî o cihat-ı sitteyi tenvir ettiği cihetle de
celbü’l-menafi kabîlinden ikinci bir nimet sayılır. Binaena-
leyh insan fıtrî bir medeniyete sahip olduğundan, cihat-ı
sittede bulunan mahlûkatla alâkadar olur ve iman nime-
tiyle de cihat-ı sitteden istifade edebilmesi imkânı vardır.
Binaenaleyh,
(2)
$G o
¬r
Ln
h s
ºn
ãn
a Gƒ t
d n
ƒo
J Én
ªn
ær
jn
Én
a
ayet-i kerîmesi-
nin sırrıyla, cihat-ı sitteden herhangi bir cihette olursa in-
san tenevvür eder. Hatta mü’min olan bir insanın dünya-
nın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevî bir ömrü
vardır. Ve insanın bu manevî ömrü, ezelden ebede uza-
nan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.
Lem’aLar | 709 |
Y
irmi
d
okuzuncu
l
em
a
istifade:
faydalanma, yararlanma.
izale etmek:
yok etmek, gider-
mek.
izale:
yok etme.
kabîlinden:
türünden, çeşidinden.
mahlûkat:
yaratıklar, Allah tara-
fından yaratılanlar.
manevî:
madde dışı olan, maddî
olmayan, ruhî, bâtınî.
medeniyet:
uygarlık.
medet:
inayet, yardım, imdat.
mezkûr:
zikredilen, adı geçen, anı-
lan.
mü’min:
iman eden, inanan.
nimet:
iyilik, lütuf, ihsan.
nokta:
işaret.
nur:
aydınlık, ışık.
silsile-i hamdiye:
hamd, şükür sil-
silesi.
sır:
gizli hakikat, bir şeyin veya
işin dikkat, tecrübe, yetenek ile
anlaşılan en zor ve en ince yanı.
tenevvür etme:
nurlanma, aydın-
lanma.
tenvir:
nurlandırma, aydınlatma,
ışıklandırma.
zulmet:
karanlık.
zulümat:
karanlıklar.
alâkadar:
ilgili, ilişkili.
ayet-i kerîme:
Kur’ân’ın ayeti.
binaenaleyh:
bundan dolayı,
ondan dolayı, buna binaen.
celbü’l-menafi:
faydalı olanın
alma, elde etme, çekme.
cihat-ı sitte:
altı yön, altı ta-
raf.
cihet:
yön, taraf.
def-i belâ:
belânın def edil-
mesi, uzaklaştırılması.
ebed:
sonu olmayan gelecek
zaman, sonsuzluk, daîmilik.
elhamdülillâh:
Allah’a hamd
olsun; ezelden ebede her türlü
hamd, şükür ve minnet Allah’a
aittir.
ezel:
başlangıcı olmayan geç-
miş zaman.
fıtrî:
tabiî, yaratılıştaki, doğuş-
tan olan.
gayr-i mütenahi:
sonsuz.
hamd:
methetme, övme, yü-
celtme.
hamd-i vahit:
bir tek ‘hamd’
ifadesi.
husule gelme:
meydana
gelme, oluşma.
ibaret:
meydana gelen, olu-
şan.
iman:
inanma, inanç.
imkân:
olabilecek hâlde bu-
lunma, olabilirlik.
1.
Ve böylece sürüp gider.
2.
Her nerede kıbleye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır. (Bakara Suresi: 115.)
1...,699,700,701,702,703,704,705,706,707,708 710,711,712,713,714,715,716,717,718,719,...1406
Powered by FlippingBook