Lem'alar - page 81

(1)
»/
às
Ñ`n
ën
ªp
H
fıkrasında işaret olduğu gibi, diğer bir kısım ta-
lebelerine işaretler var.
risale-i nur talebeleri namına
Rüştü, Hüsrev
• • •
Said kendi söylüyor:
Hazret-i Şeyh-i geylânî, hizmet-i kur’âniyeye nazar-ı
dikkati celp etmek ve o hizmet-i kur’âniye, ahirzamanda
dağ gibi büyük bir hâdise olduğuna işaret için, keramet-
kârâne şu hizmette istidat ve liyakatimin pek fevkinde bu-
lunması ve fedakâr, çalışkan kardeşlerimle çalıştığımıza
fazilet noktasından değil, belki sebkatiyet noktasından is-
mimi bir derece göstermesi beni epey zamandır düşün-
dürüyordu. Acaba bunun izharında manevî bir zarar ba-
na terettüp eder, bir gurur, bir hodfüruşluk getirir diye,
sekiz-on senedir tevakkuf ettim. Bugünlerde izhara bir ih-
tar hissettim.
Hem kalbime geldi ki: Hazret-i Şeyh bana bir paye ver-
medi. Belki said isminde bir müridim mühim bir hizmet-
te bulunacak, fitne ve belâlardan izn-i İlâhî ile ve Şeyhin
duasıyla ve himmetiyle mahfuz kalacak.
Hem uzak yerde taşlar görünmez, dağlar görünür. de-
mek, sekiz yüz sene bir mesafede görünen, hizmet-i
kur’âniyenin şahikasıdır; yoksa said gibi karıncalar de-
ğil. Madem bu keramet-i gavsiyeyi ilân ve izharından,
kur’ân şakirtlerinin ve hizmetkârlarının şevki artıyor;
Lem’aLar | 81 |
S
ekizinci
l
em
a
izn-i İlâhî:
Allah’ın izni.
keramet-i Gavsiye:
Abdülkadir
Geylânî Hazretlerinin kerameti.
kerametkârâne:
kerametli bir şe-
kilde, olağanüstü olarak.
liyakat:
lâyık olma.
mahfuz:
korunmuş.
manevî:
fikri, hissi.
mesafe:
uzaklık.
mühim:
önemli.
mürit:
isteyen, arzu eden; şeyhi-
ne ve mürşidine ve onun iradesi-
ne bağlı olan kişi.
namına:
adına.
nazar-ı dikkat:
dikkatli bakış.
paye:
rütbe, mertebe.
sebkatiyet:
ileride olma, önce bu-
lunma.
şahika:
zirve, doruk.
şakirt:
öğrenci, talebe.
şevk:
şiddetli arzu, istek ve he-
ves.
talebe:
öğrenci.
terettüp etmek:
netice olarak çık-
mak.
tevakkuf etmek:
durmak.
ahirzaman:
dünya hayatının
kıyamete yakın son devri.
celp etmek:
çekmek.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
fedakâr:
kendini veya şahsî
menfaatlerini hiçe sayan, fe-
da eden.
fevkinde:
üstünde.
fıkra:
paragraf, bölüm.
fitne:
karışıklık, fesat.
hâdise:
olay.
himmet:
manevî yardım.
hizmet:
bir şey için çalışma,
gayret gösterme.
hizmet-i Kur’âniye:
Kur’ân’ın
hizmeti.
hizmetkâr:
hizmetçi.
hodfüruş:
kendini beğendir-
meye çalışan.
ihtar:
uyarı, hatırlatma.
ilân:
açıklamak, herkese du-
yurmak.
istidat:
kabiliyet, yetenek.
izhar:
açığa vurma, gösterme.
1.
Allah için ihlâs-ı etemmi kazan. Muhabbetimde sadık ve çalışmanda muhlis isen, maişetin-
de de mes'ut olursun.
1...,71,72,73,74,75,76,77,78,79,80 82,83,84,85,86,87,88,89,90,91,...1406
Powered by FlippingBook