Lem'alar - page 997

hem kelimatı, hem hurufatı, her biri ayrı ayrı me-
dar-ı i’caz oldukları gibi, kelimatın nakışları ve hat-
ları dahi ayrı bir şule-i i’caza mazhar olduğunu be-
yan eder.
SekizinciLem’a
(1)
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
72
(2)
l
ó«/
©n
°Sn
h w
»p
?n
°T r
º o
¡r
æp
ªn
a
ve
(3)
n
ä r
ô p
e o
G Én
ªn
c r
ºp
?n
à° r
SÉ n
a
ayetle-
rinin bir nükte-i gaybiyesini, gavs-ı Azam seyyid
Abdülkadir geylânî’nin (
rA
) bir keramet-i gaybiye-
siyle tefsir ediyor. Mütevatir keramat-ı harikaya
mazhar olan o sultanü’l-evliya, mematında, aynı ha-
yatında olduğu gibi, müritleriyle alâkadar olduğu,
ehl-i keşf ve ehl-i velâyetçe kabul edilmiş. İşte o zat,
sekiz yüz sene mukaddem, izn-i İlâhî ile kerametkâ-
râne bu zamanımızı görmüş; yani ona gösterilmiş.
Bu dağdağalı ve fitneli zamanda, ona mensup bir
kısım kur’ân hizmetkârlarına teselli verip, teşci ve
teşvik etmek suretinde bir meşhur kasidesinin ahi-
rinde beş satır içinde on beş cihetle aynı haberi ve-
riyor. Hem ilm-i cifrin üç dört vechiyle o beş satırın
manası, hem kelimatı, hem hurufun adedi birbirini
teyit ederek aynı hâdiseyi haber verdiğinden,
kat’iyet derecesinde, dikkat edenlere kanaat ver-
miş.
Malûmdur ki, istikbalden haber veren enbiya ve
evliya,
(4)
*G s
’p
G n
Ör
«n
¨r
dG o
º n
?r
©n
j n
yasağına karşı hürmet
ve teeddüp için, işaretler ve rumuzlarla iktifa etmiş-
ler. Bazı bir işaret, bazı iki işaret, en kuvvetlisi beş
Lem’aLar | 997 |
f
iHriST
hizmetkâr:
hizmet eden.
huruf:
harfler.
hürmet:
saygı.
iktifa etmek:
yeterli bulmak, ye-
tinmek.
ilm-i cifir:
harflere sayı değerleri
vererek sözlerden mana çıkarma
ilmi.
istikbal:
gelecek zaman.
işaret etmek:
göstermek, bildir-
mek.
izn-i İlâhî:
Allah’ın izni.
kanaat:
görüş, düşünce.
kaside:
içinde övgü ifadeleri bu-
lunan, düzenlenmiş, kafiyeli eser.
kat’iyet:
kesinlik.
kelimat:
kelimeler, sözler.
keramat-ı harika:
hayran bırakan
olağanüstü hâller.
keramet-i gaybiye:
gelecekle il-
gili, görünmeyen ve bilinmeyen-
lere ait keramet.
kerametkârâne:
olağanüstü ve
harika bir şekilde.
lem’a:
parıltı.
malûm:
bilinen.
mana:
anlam.
mazhar olmak:
bir şeyin çıktığı,
göründüğü yer olmak; erişmek,
kavuşmak.
medar-ı i’caz:
mu’cizelik sebebi,
kaynağı.
memat:
ölüm.
mensup:
bağlı.
meşhur:
ünlü, bilinen.
mukaddem:
zaman ve mekân yö-
nünden daha önce olan.
mürit:
tarikat öğrencisi, bir şeyhe
bağlı kişi.
mütevatir:
yalan üzerinde birleş-
meleri aklen mümkün olmayan
bir topluluğun naklettiği haber.
nükte-i gaybiye:
görünmeyene,
bilinmeyene ait, herkesin anlaya-
mayacağı haber, söz, işaret.
rumuz:
işaretler, semboller.
Sultanü’l-evliya:
bütün Allah
dostlarının sultanı.
suret:
şekil, biçim.
şule-i i’caz:
mu’cizelik parıltısı,
ışığı.
teeddüp:
edepli olma, utanma,
çekinme.
tefsir etmek:
açıklamak, yorum-
lamak.
teselli vermek:
üzüntülü bir kim-
seyi güzel sözler söyleyerek ra-
hatlatmak.
teşci:
cesaret verme.
teşvik:
istek ve arzu uyandırmak.
teyit etmek:
kuvvetlendirmek;
doğrulamak.
vecih:
yön, yüz.
zat:
şahıs, kişi.
ahir:
son.
alâkadar:
alâkalı, ilgili.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cüm-
lesi.
cihet:
yön.
dağdağa:
gürültü, ıztırap; telâş
ve zorluklar.
ehl-i keşif:
perdeli olan ve za-
hir hislerle bilinmeyen haki-
katleri Allah’ın lütuf ve ihsa-
nıyla bilen velîler.
ehl-i velâyet:
velîlik maka-
mında olan Allah dostları, ev-
liyalar.
enbiya:
nebîler, peygamber-
ler.
evliya:
velîler, Allah dostları.
fitne:
azgınlık ve bozguncu-
luk.
Gavs-ı azam:
en büyük gavs,
Abdülkadir-i Geylânî Hazretle-
rinin namı.
hizmet-i Kur’âniye:
Kur’ân
hizmeti.
1.
Daha önce Fihristin sonuna konulan bu bölüm oradan alınıp buraya derç edilmiştir. (Naşir-
ler)
2.
O gün insanlardan şakiler ve saidler vardır. (Hûd Suresi: 105.)
3.
Emrolunduğun gibi dos doğru ol. (Hûd Suresi: 112.)
4.
Gaybı Allah’tan başka hiç kimse bilemez. (Neml Suresi, 65’ten muktebes.)
1...,987,988,989,990,991,992,993,994,995,996 998,999,1000,1001,1002,1003,1004,1005,1006,1007,...1406
Powered by FlippingBook