"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsanlığın aradığı şaheser: Risâle-i Nur

Said YÜKSEKDAĞ
28 Mart 2019, Perşembe
İnsanoğlu bu dünyaya imtihan olmaya gönderildiğinden beri akıllarda yer eden, zihinleri bulandıran ve kalpleri karartan sorulara cevap arayıp durmuştur.

Bu şüphe ve vesvese dolu soruların çoğu ölümden sonraki hayata dair olmuştur. “Öldükten sonra hâlimiz ne olacak? Yok mu olacağız yoksa yeni bir hayat mı başlayacak? Cennet ve Cehennem nasıldır?” gibi ahirete yönelik soruların yanı sıra “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyorum? Vazifem nedir? Bu kâinatı kim idare ediyor?” gibi dünyaya ve insanlığa ait sorular da cevapları aranan soruların başında geliyor.

Evet, insanlık bu sorulara asırlar boyunca cevaplar aramış, ama henüz tam mânâsıyla tatmin olamamıştı. Tâ ki helâket ve felâket asrının Müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Risâle-i Nûr adlı eseri te’lif edinceye kadar. Bu eser ‘sübjektif nazariye ve mütalâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur’ân’ın hakîkatlerini rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip, insâniyetin istifadesine arz edilen bir Külliyattır.’ Bu muazzam Külliyat ile “Dünya ilim ve irfan sahasına Türkiye’den bir güneş doğmuştur. Bu yeni doğan güneş, bin üç yüz yıl evvel âlem-i beşeriyete doğmuş olan güneşin bir in’ikasıdır ve o mânevî güneşin her asırda parlayan lem’alarından birisidir ve beklenilen son mu’cize-i mânevîsidir.” Bu Külliyat, yüz otuz eser olup, büyük küçük Risâleler hâlindedir. İnsanlığın asırlardır biriken ihtiyaçlarına ve muallakta olan bütün sorularına tam cevap veren, aklı ve kalbi tatmin eden, Kur’ân-ı Kerîm’in yirminci asırdaki mânevî tefsiridir.

Risâle-i Nûr Külliyatı, dili ve muhtevasının yanı sıra te’lif tarzıyla da diğer İslâmî eserlerden çok farklıdır. Çünkü Arabî harflerin yasaklandığı, dinsizliğin siyasete âlet edilerek Kur’ân ve ezan gibi kudsî değerlere hücum edildiği, bid’aların çoğaldığı ve âlimlerin susturulduğu dehşetli bir zamanda; ekseriyetle dağlarda, kırlarda, hapishane koğuşlarında, zindanların amansız şartları altında, nice işkence ve tarassudlar altında te’lif edilmiştir. İşte, Risâle-i Nur böyle zor şartlarda kendisinden hiç beklenmeyecek bir şekilde Anadolu’nun bağrına kök salarak asrın ihtiyaçlarına çare olmuş ve insanlığın aklına gelebilecek bütün mes’eleleri halletmiştir. Yani Cenâb-ı Hakk’ın varlığından, melek ve ruh bahsinden, âhirzamanın hakikati ve mahiyetinden, haşir ve ahiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyetinden tutun da ebedî saadet ve şekâvetin kaynağına kadar, bütün imanî mes’eleleri en kat’î delillerle aklen, ilmen ve mantıken ispat etmiş ve taklidî olan îmanları tahkikî îmana çevirerek nicelerin îmanlarının kurtulmasına vesile olmuştur.

Risâle-i Nûr, bütün bunları öyle rastgele bir tarz ile değil tamamen kendisine has bir üslûp ve metod içerisinde gerçekleştirmiştir. Dinsizlik, dalâlet ve sefahate karşı müsbet tarzda mücadele ederek bunları mağlûp etmiş ve İnâyet-i İlâhiye ile bu dinî mücahedesinde muzaffer ve muvaffak olmuştur. Müsbet hareket metodu ile îmân ve Kur’ân muhaliflerine ve muârızlarına karşı mücadelesinde cebir ve münâzarâ yolunu değil, ikna ve ispat yolunu seçmiştir. En âvamdan tâ en havassa kadar her sınıf halkın anlayışına hitap etmiş ve dost düşman ayırt etmeyerek herkese kucak açmıştır. İşte bu yüzden kendi alanında bir şaheser olan ‘Risâle-i Nûr, bu asrı ve gelecek asırları tenvir edecek olan bir mu’cize-i Kur’âniye’ olduğunu bütün dünyaya ispat etmiştir.

Evet, bu asrı ve gelecek asırları aydınlatacak, Kur’ân’ın mânevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nûr’un en önemli bir farkı da sadece din ilimleriyle değil, aynı zamanda müsbet ilimlerle de mücehhez olmasıdır. Bu emsalsiz şaheser, bir taraftan teknik, fen ve san’at olarak maddiyatı, diğer taraftan îmân ve ahlâk olarak mâneviyatı işlemekte olup, kalplerle birlikte akılları da tatmin ve tenvir etmiş, etmeye de devam etmektedir. Müsbet ilimlerle mücehhez olan Risâle-i Nûr, vesveseli şüphecileri, dinsiz filozofları, tabiatperest ve maddeperestleri ikna edip, akıllarındaki bütün şüpheleri izâle etmiştir. “Din, bilime karşıdır” diyenlere tokat vurarak pozitif ilimler olan fen, teknik ve bilimi teşvik edip, bu ilimlerin müşevviki olmuştur.

İşte, Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur Külliyatıyla, bir yandan din ilimleri diğer yandan fen, teknik, san’at olarak pozitif ilimleri sentezleyerek insanlığın asırlardır muhtaç olduğu ve aradığı hakîkatleri keşfetmiş, herkesin kabiliyeti nispetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve izah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur.

Bu vesileyle vefatının 59. Yılında Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri’ni rahmet ve minnetle anıyor, kendisine şükranlarımızı sunuyoruz.

Okunma Sayısı: 1134
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı