"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayat mertebeleri

Şemseddin ÇAKIR
03 Mayıs 2019, Cuma
Bugünkü konumuz merâtibi hayat ve ölüm ötesi.

Bediüzzaman; “merâtibi hayat beştir” der ve şöyle devam eder.

1. Bizim hayatımız bir çok kayıtlarla mukayyeddir (yeme, içme, v.s. gibi)

2. Hz. Hızır ve İlyas’ın (as) hayatları.

3. Hz. İsa ve İdris’in (as) hayatları.

4. Şüheda hayatı.

5. Kabir hayatı veya diğer ismiyle berzah hayatı. Bu hayat bir nevi ahirete göre ana rahmi gibi, ya Cennet veya Cehennem numunelerini taşır.

Şimdi bu hayatlardan bizi direkt ilgilendirenlerden devam edecek olursak şunları söyleyebiliriz:

1. Mevcut dünya hayatımız ki, güya biz onu biliyoruz gibi, geçelim. 2. ve 3. hayatları da bizi direkt ilgilendirmediği için geçelim. Fakat; şu 4. ve 5.’yi anlamaya çalışalım. 

Meselâ: Şu şühedâ ve kabir hayatı bize lâzım.

Şüheda hayatı (Şehitlerin hayatı: Bu hayat; kitap, sünnet ve icma-i ümmetle sabittir ki, kişi öldüğünün bile farkında olmayıp, daha güzel bir hayata geçip, Cennet numunesi bir durumda kendini hisseder. Bu duruma âyet-i kerime âmirdir, şöyle ki: “Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) “ölüler” demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz onu hissedemez, anlayamazsınız (Bakara: 154)”

Şimdi bu meselede biraz tefekkür edersek, bizim ölmemek için âdeta şehit olmayı istememiz lâzım. Bilhassa ölümden korkanlara duyurulur. Meselâ; Seyyidüşşüheda Hz. Hamza’nın şehitlere riyaseti meşhurdur. Fakat “menlem yezuk lem yarif”. Herşeyin maddeden ibâret olduğunu zanneden ulema-is su, akılları gözlerine indiği için bu gerçekleri idrak edemezler.

 Ben her fırsatta bu ulema-is su’a atıfta bulunuyorum. Bunun sebebi ise; artık nerede ise bu gibi konularda bütün ateistler, Marksist veya materyalistler sustu, sanki onların sözcülüğünü bu ulema-is su üslenmiş gibidir.

Bunun sebebini merak edenler olursa şu kadarını deşifre etmek isterim: Rivayete göre İnönü’nün talimatıyla ilahiyat okulları Müslümanları kandırmak için açıldığından ilgililere sorar, “Burada hangi dersler okunacak?” Onlar da derler; “Kur’ân, tefsir, hadis, kelâm v.s.” İnönü, “Olmaz” der ve ilâve eder, “bütün dinî derslerin yerine dünyevî dersler koyacaksınız, fakat başlarına, din kelimesi koyup dünyayı anlatacaksınız. Meselâ; sosyoloji; başına bir din kelimesiyle ‘din sosyolojisi’ olacak. Felsefe konacak, fakat başına bir din kelimesi konarak ‘din felsefesi’ olacak. Tarihin başına ‘dinler tarihi’ v.s...  

Efendim bilim zaten aynı zamanda şüphecilikmiş, onun için şüpheciliği marifet sayıyorlar. Galiba bu zavallılar deney ilimleriyle dinî ilimlerini de, karıştırıyorlar. Halbuki iman şüphe götürmez ve şek üzere iman olmaz. Elbette herşeye rağmen kendini yetiştiren çok değerli hocalarımızı tenzih ediyoruz.

Zaten öbürleri bu gibi konularda muhatab bile değil, fakat bunlar dinî bir kimlikle söz sahibi olmaya çalışıyorlar. Halbuki onları şu hadis-i şerif ele veriyor, haberleri yok. “Ahirzamanda şeytan ilahiyatçı sûretinde insanları kandırır” (Ahirzaman kitabı, s. 116’dan).

İşin diğer bir önemli tarafı; dinî kural ve kaidelere göre bunların TV’lerde konuşma hakkı bile yoktur, zira ne müctehitler, ne de icma-i ümmete mazhariyetleri vardır. Öyle bir fitne döneminde yaşıyoruz ki, âdeta tek korumasız alan dindir, herkes o konuda söz sarfedebilir. Bu da ulema-is su’a çok önemli bir fırsat sağlıyor, onlar da onu hunharca dinin aleyhine kullanıyorlar. Bir de bu arada diyaneti de menhus niyetlerine alet etmeye çalışıyorlar.

Halbuki bu milletin tarihi başarılarının sırrı “Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim” inancıdır ve bunlar bu inancı yıkarak İslâm toplumunu savunmasız bırakmaya çalışıyorlar. 

Şairin; “Sözü dost, özü düşmandan usandım. / Usandım, dili muhabbet kalbi husûmetten usandım. / Hepsi neyse de dostlar / Ben dâvâsız Müslümandan usandım” dediği gibi. Bugün bunların sebep olduğu bir başı boşluk ve aymazlık var Müslümanlarda. Rabbim hayra tebdil eylesin. 

Arzular artık arzîleşip, nefsîleştiği için onların bütün sözleri de nefs-i emmaresine mağlûp ve mahkûm olanların hoşuna gidiyor ve insanımızı şehâdet saadetinden mahrum etmeye çalışıyorlar. Allah fırsat vermesin. Amin!

Şehitlik; şâhitliktir ve şehadet şerbetini içmektir. Ona ait bir iki müşahede arz etmek isterim.

Bediüzzaman’ın Ubeyb isimli bir talebesi vardır. Rus savaşında şehit düşer. Bediüzzaman da bir rüya-yı sâdıkada onun kabrine girer. Meğer o kendini değil, Üstadı ölmüş biliyormuş ve Üstad için çok ağladığını söyler ve kendisinin güya siper şeklinde çok güzel bir hayata kavuştuğunu anlatır. (Mektubat s. 33)

Üstad Hazretleri, şehitlerin kendilerini ölmüş bilmediklerini ve daha güzel bir hayata kavuştuklarını bildiklerini ve ona göre de yaşadıklarını söyler.

Bunlar bizim sadık şahitlerimizdir ve Efendimiz de (asm) “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizi, Kıyamet: 26) buyuruyor.

 Bizi bunlar ilgilendirir. İnkârcılar da kendi delil ve şâhitlerini bulup öyle karşımıza çıksınlar, yoksa bu gibi itikadî, ilmî ve ciddî meseleler, arzularına fikir sureti giydirmekle olmaz.

Okunma Sayısı: 1292
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı