"Gerçekten" haber verir 05 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Kültür-Sanat

 

TÜRK SİNEMASI NEREYE GİDİYOR BÖYLE?

SİNEMA salonları dolup taşıyor. Bilhassa bazı kampanyalar sayesinde gençler Pazartesi, Perşembe günleri kendilerini sinemaya atıyorlar.

Keza hafta sonları da aileler tarafından tercih ediliyor. Yabancı yahut Türk sinemaları seyrediliyor. Ve çıkış kapısından çıkarken başlıyor yorumlar.

Bu yazımızda özellikle Türk sinemasını baz alarak bir değerlendirmede bulunacağız. 2005-2009 yılları arasında yapılmış Türk filmi sayısı internetteki beyazperde sitesi kayıtlarına göre164’dür. Evet bu kadar çok film çevrilmiş olmasına rağmen biz 20 film adından bile söz edemiyoruz kendi içimizde. Ki bunun bir de yurt dışına açılım süreci var. En öne çıkan filmler Dondurmam Gaymak, Organize İşler, Kurtlar Vadisi: Irak, 120, Takva, Babam ve Oğlum, Beyaz Melek, Kabadayı, Mutluluk, Recep İvedik, Üç Maymun, Mustafa ve Arog. Hafızamızı biraz daha zorlasak birkaç film daha ekleyebiliriz bu listeye. Peki geriye kalan onlarca filmin akıbeti ne oldu? Hak ettikleri değer, adlarının bile hatırlanmaması mıydı? Yoksa haklarını mı alamamışlardı?

Bitirme tezim son dönem Türk sineması üzerine. Her gün oturup yemek yer, su içer gibi film izliyorum. Çoğu zaman sıkılıyor, film ne zaman bitecek diye saatime bakıyorum. Görünen o ki, Türk sineması senaryo konusunda büyük bir değişime muhtaç. Diğer teknik noktalar üzerinde durmayacağım. Bu konuda ilerleme olduğu muhakkak. Gerek kamera görüntüleri, ışık, ses ve müzik gibi etkenler daha iyiye doğru yol alıyor. Ancak senaryoya baktığımızda durumumuz içler acısı. Öyle saçma sapan ve basit konulardan film çekilmiş ki, insan adeta bu filmleri yazan kimselerin ve yapımcıların zihniyetlerini sorgulama ve aşağılama ihtiyacı hissediyor. Boşa giden zamana ve paraya üzülüp kahroluyor.

Ne sağlam bir mesaj, ne insanı acıtan, dokunduran ne de eleştirel göz ile bakmasını sağlayan hikâyeler var. Bir bakıyoruz oyuncu kadrosu çok güçlü fakat senaryo ve kurgudaki zayıflık, beğeniyi ortadan kaldırıyor. Ya da tam tersi oyucular iyi ama kamera ve müzik de iş yok.

Senaryodaki sıkıntı Türk sinemasının en büyük meselesi. Bir dönem sürekli devrimi anlatan filmler vardı. O günleri aratmasa da bu konu yine çok sık işleniyor. Bunun yanı sıra birkaç korku, komedi filmi ve birbirini tekrarlayan olay örgüleri ile Türk sineması ayakta durmaya çalışıyor.

Özellikle dikkatimi çeken, Türk sinemasında komedinin bayağı, vasat öyküler üzerine kurulu olması ve çok fazla küfürün yer alması. Küfür, komik midir ki her komedi filminin içine bol miktarda serpilir? Argo, komedi literatüründen olmadığına göre, nasıl bu anlayışla bu filmler çekiliyor şaşırıyorum doğrusu. Hele gişe rekorları kıran Recep İvedik, sunduğu garip komedi anlayışına rağmen nasıl oldu da sinema salonları milyonlarca izleyiciyi ağırladı?

Korku filmlerine baktığımızda ise henüz ülkemize yerleşemediğini görüyoruz. Ama yapımcılar boş durmuyor, “Exorcist” parodisi yapılarak ortaya bol argolu bir “Kutsal Damacana” çıkıyor. Korku desem değil, komedi desem değil. Ben bu filmin türüne trajikomik diyorum.

Plajda, Neşeli Gençlik, Çılgın Dershane Kampta, 18’ler takımı gibi güya gençlik filmi özelliğini taşıyan filmlerse Amerikan filmlerinin birer kopyası olmaktan öteye geçemiyor.

Önemli bir husus daha var. Bu da son yıllarda cinsel öğelerin çok açık bir şekilde sinemamızda işlenmesi, gösterilmesi. Eski filmlerimize baktığımızda, daha kamufle edilmiş sahneler yer alırken, bugün özellikle kadın bedeni ayan beyan gösterilip, seyirci toplamaya çalışılıyor. Sevişme sahneleri filmin içinde dakikaları buluyor. Şehvanî duygular, hayvanî duygularla karışıyor ve adına aşk filmi deniliyor. Oysa kimse fark etmiyor; aşk kirletiliyor, aşk unutuluyor.

Hiç mi ilerleme yok! Eh, yürüyemiyor ama emekliyoruz. Zaten güzel, anlamlı, kayda değer filmler izleyici tarafından değer kazanıyor ve adından söz ettiriyor. Fakat bunlarda bir elin parmaklarını ya geçiyor ya geçmiyor.

Artık, bizler Türk sinemasında yeni açılımlar istiyoruz. Düzgün hikâyeleri olan ve mesaj veren, hayatımıza anlam katan filmlere ihtiyacımız var. Arkadaşlarla hep beraber sinemaya gittiğimizde, yabancı filmleri tercih etmeyi bırakıp Türk sinemasını zevkle ve şevkle izlemeyi arzuluyoruz. Çok mu şey istiyoruz? Hayır. Yabancı sinema ile karşılaştırma yaptığınızda aradaki farkı sizde kolayca anlayacaksınız.

Atağa kalk Türk sineması. Kamera seni çekiyor!

SALİHA FERŞADOĞLU

05.01.2009


 

2 asırlık cam yardım bekliyor

İZMİR’İN Ödemiş ilçesinde yaklaşık 200 yıl önce inşa edilen Kılcı Mehmet Ağa Camii, maddî imkânsızlar sebebiyle restore edilemiyor.

Alınan bilgiye göre, ibadete açık olan caminin bakım ve onarımı için 1967’de kurulan Kılcı Mehmet Ağa Vakfı tarafından zaman zaman küçük onarımlar yapılsa da restore edilebilmesi için yardım eli uzatılması gerekiyor. Vakfın başkanlığını yürüten Bademlili Kılcı ailesinin torunu, eski İzmir milletvekili, mimar Fuat Kılcı, tarihi yapı ile kimsenin ilgilenmediğini, kendi imkânlarıyla restorasyonu gerçekleştirmelerinin ise mümkün olmadığını kaydetti.

Tezinatları (süsleme) tabiî boyalarla yapılan caminin, özelliklerini hâlâ ilk günkü gibi koruduğunu belirten Kılcı, şöyle devam etti: ‘’Restore edilmesi için çalışmalarımız var. Mimar bir arkadaşımızla proje hazırlı-yoruz. 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin almak üzereyiz. Ön izni aldık, eksikliklerimizi tamamlamamız gerekiyor. Maddî anlamda vakfın geliri çok az. Yıllık harcamalar yetmiyor. O yüzden destek istiyoruz. Cami boya-onarım gördü, küçük tadilatlardan geçiyor. Binayı ayakta tutmaya çalışıyoruz.’’

05.01.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır