"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Öğrenci evine devlet giremez (2)

Ahmet BATTAL
12 Ağustos 2017, Cumartesi
Son yazımızda özetle şunları yazdık:

Bekâr da olsak, evli de..., evimiz mahremimizdir. Biz istemedikçe kimse giremez. İstisnaen, devlet, suçu önlemek veya işlenmiş suçun suçlusunu bulup cezalandırmak gibi makul amaçlarla evimize girebilir, biz istemesek de. Bu kural öğrencilerin kullandığı evler için de geçerlidir.

Otel, motel, yurt, pansiyon, apartotel gibi işletmeler ise “ev” değildir. Buralarda da elbette mahremiyet vardır, ama sınırları evdeki gibi değildir. Devlet buralara bir yandan kamu güvenliği gerekçesiyle daha fazla müdahale eder ve diğer yandan da hizmet kalitesinin arttırılması ve standardın yakalanması gibi amaçlarla denetler. Ayrıca işin iktisadî boyutu yani işletmecilik yönü sebebiyle vergi denetimi de yapar. Bunlar da meşrûdur.

Özeti bu şekilde olan o yazımıza yapılan çeşitli yorumlardan, olayın bir başka boyutuna da temas etmemiz lâzım geldiğini anladık.

Cemaatlerin, öğrencileri barındırmak ve bu arada eğitmek amacıyla açtıkları öğrenci evlerinin hukukî statüsü nedir? Denetim ve ruhsatlandırma yönünden buralar da alelâde bekâr evi ya da öğrenci evi mi sayılacaktır yoksa yurt ve pansiyon gibi mi değerlendirilecektir?

Sorunun cevabı için önce cemaat kavramının hukukî statüsünü iyice anlamak lâzım: Cemaatler, kayıt-kuyudat türünden bir çerçeve içine alınamayan, kendilerini çerçevelemek için vakıf ve dernek türünden tüzel kişilik perdesini kullanmayan “sivil” yapılardır.

Dünyevî amaçlarla var edilen cemaatler olabileceği gibi dinî amaçlı cemaatler de olabilir. Ancak ülkemizde cemaat denilince genellikle ikincisi anlaşılır ve “cemaat”in tasavvufî tarikatları da kapsayan bir çeşitliliği vardır.

Cemaatlerin ihtiyaç duydukları alanlarda devlet nezdinde de görünür hale gelmek üzere dernek ya da vakıf kurmaları mümkündür.

Aynı şekilde cemaatlerin yine ihtiyaç duydukları takdirde otel, yurt, pansiyon, seyahat acentesi, düğün salonu, yayınevi, tv-radyo-gazete ve benzeri konularda işletmecilik faaliyeti yürütmeleri ve bu maksatla güvendikleri mensupları eliyle işletilmek üzere şirket ya da kooperatif gibi tüzel kişilikler oluşturmaları da mümkündür.

(Hatta bazı küçük ya da büyük cemaatlerin “merkezinde”, vakıf, dernek ya da şirket/işletme türünden bir görünür yapının bulunduğunu ve cemaat denilen soft yapının da sıkı ya da gevşek biçimde, ama bu merkez etrafında şekillendiğini görüyoruz. Bu da bir tercihtir. Neyse.).

Bu arada yeri gelmişken hatırlatalım. Eski Medeni Kanunda var olan ve 2002’de yürürlüğe giren yeni Medeni Kanuna da aynen alınan hükme göre (m. 101/4(3) “belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.”

Bu hükmün kanuna konuluş amacından ve tarihçesinden biliyoruz ki burada kastedilen “cemaat”, bugün bildiğimiz anlamda cemaat değildir. (Bu kural, “dinî cemaat”lerin henüz devlet nezdinde bir tür legallik kazanmış olmadığı eski dönemlerde yazılan bir hüküm olup, burada kast edilen “cemaat” Lozan’la tanınan “azınlık cemaatleri”dir ve kanun bunları desteklemek için yeni vakıf kurmayı yasaklamaktadır. AKP iktidarı dönemindeki demokratik açılımlar sürecinde cemaat vakıfları ile ilgili sınırlamaların ve yasakların önemli ölçüde kaldırıldığı düşünüldüğünde, bu hükmün bu anlamıyla dahi gerekliliği de ayrıca tartışmaya muhtaçtır. Öte yandan, bu hüküm, 1997 sonrasında, 28 Şubat sürecinde, dinî cemaatlerin vakıflarını kapatmak için de bir araç olarak kullanılmaya çalışılmıştı. Hüküm halen yürürlüktedir. Ve bilelim ki cemaat kavramına bir tarif ve sınır getirmediğinden bu hükmün bundan sonra da bu amaçla kötüye kullanılması mümkündür. Efsunlu dostlarımız kızacaklar, ama söyleyelim: Biz tam demokrasiye geçemedik ve bu kafayla da geçemeyeceğiz vesselâm. Neyse.).

O halde cemaat kanunla yasaklanamaz, zira iznini kanundan almıyor. Diğer ifadeyle cemaati devlet var etmiyor ki devlet yok edebilsin!

Aynı şekilde bir cemaatin öğrenci evi açması da yasaklanamaz. Zira bu “ev” elle tutulup gözle görülen bir “işletme” değildir. Kapısında işyeri tabelâsı olmadığı gibi bir odasının duvarında vergi levhası ya da sicil/oda kaydı levhası vs. yoktur.

Devletin istihbarat birimleri bazı evlerde “cemaat faaliyeti” yapıldığını tesbit edebilir. Oralarla ilgili istihbarat da toplayabilir. Ama devletin savcısı, o eve, sanki bir “suç mahalli” imiş gibi rastgele giremez, polis gönderemez. Devletin valisi/kaymakamı ya da belediye başkanı, bu ev hakkında ruhsatlı bir işletmeyi denetler gibi bir denetim dosyası açamaz.

Cemaat evinde ikamet edenler (ve misafir olanlar) da sorulmadan ya da sorulduğunda, bir cemaate mensubiyetlerini söylemek zorunda değildirler. Devlete güvenmeyen ve bu sebeple cemaate mensubiyeti ya da sempatisi konusunda şeffaf olmayan kişilere kızmak yersizdir. Devlet denilen şey bundan ders almalı ve kendisini güvenilir hale getirmelidir.

Dinî ya da lâdinî cemaatler, mensuplarını maddeten ve manen beslemek ve/veya yeni mensuplar kazanmak için bekâr evleri açabileceği gibi yurt, pansiyon gibi işletmeler de açabilir. Bu yurtları bir gerçek kişi eliyle yönetebileceği gibi bir şirket ya da bir dernek ve vakıf eliyle de yönetebilir.

Aynı şekilde, cemaatlere ait vakıflar ya da dernekler, sahip oldukları binalarda, kurallarına uyarak bizzat pansiyonculuk ya da yurtçuluk yapabilecekleri gibi bunların bağımsız bölümlerinin tamamını ya da bir kısmını öğrencilere kiraya da verebilirler. Kiraya verilen yerler, sırf bir vakfa ya da derneğe ait oldukları için pansiyon ya da yurt sayılmazlar. Buralar da birer evdir ve buralarda da yukarıda anlattığımız “ev”e dair mahremiyetler ve özgürlükler geçerlidir. Pinokyo devlet uzun burnunu kapıdan içeriye sokamaz.

On sekiz yaşını doldurmuş kişiler ve doldurmamış bile olsalar bütün üniversite öğrencileri, ailelerinin iznini almaya ihtiyaç duymadan, diledikleri evi kiralayabilirler. Diledikleri evde başkalarının yanında oturabilirler ya da uzun ya da kısa süreli misafir olabilirler. Diledikleri fikirlere ve inançlara bağlanabilirler, istedikleri hayat tarzını yaşayabilirler. Devlet bu işe karışamaz. Devlet “babamız” değildir. Öyle bile olsa, ideolojik ya da dinî liste tutamaz! 

Aynı durum, bütün yetişkinler için, otel, yurt, pansiyon, apart vb. işletmelerde müşteri olduklarında da geçerlidir. Dileyen herkes, genel kurallara uymak kaydıyla kendi odasında dilediği hayat tarzını yaşar. Devlet bu işe de karışamaz.

Aksini düşünenler ya konuyu anlamamıştır ya da “özgürlük-güvenlik dengesi”ni kuramayacak kadar muhakeme mahrumudur. Bunun da tek ilâcı var! Ne zaman ki devletin damından (çatısından) yuvarlanıp devletin damına (tuzağına) düşer. O zaman anlar. Ama iş işten geçer...

Okunma Sayısı: 4743
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Demokrat

    12.8.2017 10:58:44

    Hocam son paragrafınızı bile anla(ya)mayacak düzey var ülkede şu anda.Sabrı zorlayan ve hukuki sınırları zorlayan güzel yazınız için binler teşekkür.

  • kubilay

    12.8.2017 09:01:45

    hakkınızı helal edin yorumumda sehven isminizi Ahmet Mehmet diye yazmışım.

  • kubilay

    12.8.2017 08:51:11

    Anlamamak için deli olmak lazım mehmet hocam.Bir müfsidin telkinidir ve planıdır ki sinsice ve çok amaçlı ve islami hizmete darbe olacak TEHLİKELİ bir projedir;Cemaatlere,tarikatlara ve İslami hizmet veren STK lara gidecek olan gençliğe korku verip vaz geçirmeye yöneliktir amaç..GENCİMİZ VEYA AİLESİ 15 temmuz sonrası oluşan olumsuz ve flu ortamı da göz önüne alıp ,korkuya kapılıp"bizler bu yerlere gidersek devlet bizi kayıt altına aldığı için fişlenmiş oluyoruz,tahsil hayatımızın sonunda bir işe başvuru sırasında güvenlik soruşturmasında daha önce bizim kaydımız tutulduğu için mimlenmiş oluyoruz,bu sebeple çocuğumuzun geleceğini tehlikeye atmayalım" deyip gitmeyecek ve o yerler de kendiliğinde boş kalacak.Ne tarikat ne cemaat ne de hizmet eden vakıf dernek kalmayacak.İblisler de sırt üstü uzanıp gülerek BAŞARDIM BAŞARDIM DİYECEK.Plan ve projenin en önemli ayağı bundan ibarettir diyorum mehmet hocam yoksa yanlış mı düşünüyorum?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı