İlk olarak kulaktan kulağa “şu cemaatte şu eksik.. bu cemaatte bu eksik.. onlar o hatayı yapıyor.. bunlar bu hatayı yapıyor” gibi sözler dolaştırıldı.
Zaten 80’lerde zihinlere yüklenmiş fikirler tekrar tahrik edilerek adavet duygusu ve tabiî olarak da adavet beslediği kişilerden ve cemaatlerden soğuma hissi canlandırıldı. Küfür odaklarının, bu satranç oyununu fark edemeyen bazı kardeşlerin içine zerk edilen “hizmetlere zarar getirtmemek için hataları tesbit etme” perdesi altındaki “kardeşlere adavet zehri” giderek vücutlarına yayıldı ve o vücutlarda da kalmayıp sağa sola bulaşmaya başladı. Başta, sadece kendi içinde bulunduğu cemaat haricindeki diğer cemaatlerden soğutmak planı devreye alındı. Kişiler diğer cemaatleri düşmancasına beğenmez hale gelince de sıra kendi içinde bulunduğu cemaate geldi. Haliyle kişi tabiri caizse cemaatsiz kaldı. Kafası karıştırılmış ve cemaatinden ve cemaatlerden soğutulmuş bu kardeşler haliyle Cemaatsiz Nurculuk yoluna başvurmaya mecbur edildi. Asıl plan zaten tam olarak buydu!
Cemaatten soğutulan, ancak Nur Talebesi olan bu kardeşler “cemaati umursamadan kendi başlarına hizmet etmek” gayreti içerisine girdiler. Bir kısmı cemaatinden ayrılıp “dernek” adı altında hizmet etme gayreti içerisine girdi. Hiçbir cemaate bağlı olmayan cemaatsiz bir hizmet modeli... Bu modelden ayrıntıları ile yazarımız M. Latif Salihoğlu “Sulandırılmış Risale Dersleri” isimli yazısında ve devamındaki yazılarda daha bahsettiği için teferruata girmiyoruz. Bir kısmı da cemaatlerinde kaldılar, ancak ne alınan meşveret kararları onları bağlar oldu, ne de cemaatin meslek-meşrebi... Sorduğunda o cemaatin adından dahi rahatsız... Ama aynı cemaatin içinde cemaatsiz hizmet eri (!) Asıl hedefleri ard niyetsiz olarak güya “Sadece Risale-i Nur Hizmeti”.
Ama meşveret ve cemaat kavramından uzaklaştıkça, o zaman hatalar kabul edilemez boyutlara geliyor. Meşveretsiz bir hizmetin, maalesef Risale-i Nur’a değil, başka odaklara bilmeyerek hizmet etme ihtimali çok yüksek.
Kusurdan müberra olan İslâm ve İman dâvâsıdır. Mükemmel olan Risale-i Nur ‘un şahs-ı manevîsidir, Nurculuktur. Mükemmel olan Risalelerin bize sunduğu çözümler ve prensiplerdir. Kısacası mükemmel olan Kur’ân’dır, hatasız olan Allah’tır. Şahıslar değil! Meşveret mekanizması tam işleyen ve meşveret kararlarına itibar edilen bir cemaat hata yapmaz, yapamaz. Bir hata veya kusur var ise, o şahıslara aittir! Eğer gerçek bir hatadan bahsedilecekse, bu, alınan meşveret kararına itibar edilmemesidir!
Bu hakikatleri bilmemize rağmen, Risale-i Nurlardan bir nebze uzaklaşan veya siyasî tarafgirlik hastalığına tutulan veya kandırılmaya müsait fıtrata sahip bazı Nur Talebelerine bunları zamanında bölerek yutturdular. Şimdi de cemaatsiz ve meşveretsiz Nurculuk adı altında yutturmaya devam ediyorlar. Bu plan da akim kalacaktır biiznillah. Ama unutulmamalıdır ki, komite pes etmeyip bir başka planla karşımıza tekrar çıkacaktır. Ve o da akim kalacaktır. Risale-i Nur hizmeti asla engellenemez, çünkü onun muhafazası Cenâb-ı Hakk’a aittir. Mesele; “Biz kendimizi bu satranç oyunlarından ne derece muhafaza edebiliyoruz? Bu sınavlardan Allah nezdinde kaçından geçer not alabiliyoruz?”
Yazımıza Üstadımızın talebelerine yazdığı—ki bizler de kendimizi onun bir talebesi olarak biliyorsak bize de bakan bir mektup olan ve onları ve bizleri ciddî uyarır mahiyetteki—bir mektubuyla noktalayalım:
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Gayet ehemmiyetli bir meseleyi-bundan evvel size icmalen beyan ettiğim meseleyi-tekrar size söylememe kuvvetli, manevî bir ihtar aldım.
Şöyle ki: Perde altındaki düşmanımız münafıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyaset ve idareyi zahirî dinsizliğe alet edip, bize hücumları akim kaldığı ve Risale-i Nur’un fütuhatına menfaati olan eski planlarını bırakıp daha münafıkâne ve şeytanı da hayrette bırakacak bir plan çevirdiklerine dair buralarda emareleri göründü.
O planların en mühim bir esası, has, sebatkâr kardeşlerimizi soğutmak, fütur vermek, mümkünse Risale-i Nur’dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acip yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, Gül ve Nur fabrikasının kahraman şakirtleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lâzım ki dayanabilsin..
İnşaallah bunların bu planları da akim kalacak. Böyle heriflere dersiniz:
“Biz, Risale-i Nur’un şakirtleriyiz. Said de, bizim gibi bir şakirttir. Risale-i Nur’un menbaı, madeni, esası da Kur’ân dır. Yirmi senedir emsalsiz tetkikat ve takibatla beraber, kıymetini ve galebesini en muannid düşmana da ispat etmiştir. Onun tercümanı ve bir hizmetkârı olan Said ne halde olursa olsun, hatta Said de-el iyazü billah-Risale-i Nur’un aleyhine dönse, bizim sadakatimiz ve alâkımızı inşaallah sarsmayacak” deyip, o kapıyı kaparsınız. Fakat, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur’la meşgul olmak, elinden gelirse yazmak ve mübalâğalı propagandalara hiç ehemmiyet vermemek, ve eskisi gibi tam ihtiyat etmek gerektir.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
(Said Nursî, Emirdağ-1).