Ne ilginçtir Cenâb-ı Hakk’ın varlığına inanmayanların genelinde bir takım ortak yanılgıların mevcut olduğunu bizzat müşahade ediyoruz.
“Bir Yaratıcı var mıdır?” sorusuna iki tipte cevap veren inançsız grup mevcut. Bunlardan birincisi “bilemeyiz. Olabilir de olmayabilir de” şeklinde cevap verenler, ikincisi “kesinlikle yoktur” diye cevap verenler.
Biraz örneklerle konuyu açalım:
Meselâ genel yanılgılardan birincisi Allah’ın insanlar tarafından dünya gözü ile görülememesi. İstiyor ki görsün. “Ben olsaydım kendimi gizlemezdim. Demek ki yok. Çünkü O var olsa idi gizlenmezdi.” Halbuki kendi dar fikri ve saplandığı hezeyanlar ve enaniyeti hakikatin önünü kapatan büyük bir cehennem taşı hükmüne geçmiş. Hezeyandan kurtulup samimî bir bakışla ve vicdanının sesini henüz kısmayanlar net olarak görüyorlar ki Cenâb-ı Hakkın izzet ve azameti O’nun aslında dünya gözü ile müşahade edilmemesini ve edilemeyeceğini iktiza ediyor.
Bu konuda Üstad Hazretlerinin şu sözü konuyu çok iyi izah eden bir örnek:
“İzzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.” (Mesnevî-i Nuriye)
Ama bunu anlayamayan bazı dar düşünceler kendilerini kendi düşünceleri gibi dar, sıkıcı ve boğucu karanlık küfür zindanlarında buluyorlar.
Dalâlet ehlinin genel bir diğer yanılgısı da yine kendi enelerinin şişip hakikatin önünü setretmesinden kaynaklanıyor. Kâinata ve kendisine dikkatle bakıyor ya da baktığını zannediyor. Sonra görüyor ki binlerce delil “Allah var olmalı!” diye avaz avaz bağırıyor. Ancak bu delillerle iktifa edip iman etmektense “ya yoksa” diyerek devam ediyor bu dikkatli görünen aslında şüpheci ve inkâr etmeye çalışan bakışlara. Sonra baka baka öyle bir noktaya geliyor ki aklının almayacağı veya almadığı bir örnek buluyor kendisine. Kendince mantıksız diye veya kendi mantığı o esnada almadı diye araştırma ve manasını anlama ihtiyacı dahi hissetmeden “Bu delil bana milyon ihtimalden bir ihtimal Allah olmayabilir diyor” şeklinde içi ateşlerle dolu kör kuyuların ağzına kadar geliyor.
Evet asrın adamı Bediüzzaman bakın bu kör olasıca mantıksız bir ihtimal uğruna ebedi hayatlarını feda eden cahil gafillere ne diyor:
“Sofestaînin bir şüphesi için, binlerce menfaat delilleri olan hidayeti terk ediyor.
Halbuki insan çok vehham, ihtiyatlı olduğuna nazaran, dünyevî bir işte onda bir zarar ihtimali varsa içtinap eder. Âhiret işi olursa, onda dokuz zarar ihtimali olduğu halde, içtinap etmez. İşte cehalet bu kadar olur!” (Mesnevî-i Nuriye)
Evet, Allah’ı inkâr edenlerin ortak hezeyanı enelerinin emrine girmiş olmaları. Enaniyetleri o denli şişmiş ve kabarmış ki hakikat ne derece büyük olursa olsun küçük bir kılın göze düşünce güneşleri setretmesi gibi kendi nazarında setrediyor Cenâb-ı Allah’ın varlık hakikatini. Elhasıl Üstad Hazretleri bizleri uyarıyor.
Bu uyarıyı dikkate almak gayet elzemdir kanaatindeyim:
“Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet ene’ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor.” (Mektubat, 29. Mektup)