Üstad Hazretleri, şahsiyeti ve eneyi bir buz parçasına benzetiyor. Eninde sonunda eriyecek bir buz parçası.
“Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevî hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahip olmak için, bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur; o havuzdan da istifade edilmez.” (Kastamonu L.) Nefislerin enelere hükmettiği zamanlardayız. Halbuki bizdeki ene bize ait olmadığı gibi emaneten veriliş sebebi de hakikate ulaşmada merdiven olmaktır. Ama zaman ahirzaman ve maalesef devir emanete hıyanet devri.. Onun içindir ki eneler hakikate ulaşmaya vesile değil hakikatten uzaklaşmaya hizmet eder olmuş.
Üstad Hazretleri, şahsiyeti ve eneyi bir buz parçasına benzetiyor. Eninde sonunda eriyecek bir buz parçası. Hepimizde mevcut bu buzları ortak akılla hareket edip birlikte ortak bir havuza attığımızda elbetteki erime havuz içinde olacak ve zayi olmaktan kurtulacak. Hem de istifade edebileceğimiz “tatlı, büyük bir havuzu kazanacağız”. Ama zaman dehşetli olunca boğuştuğumuz imtihanlar da o nisbette dehşetli oluyor. Şahsiyetimiz ve enemiz, nefs-i emmaremizin atına binince kendini dev aynasında görüyor. Sanıyor ki eriyince çıkan su okyanus olur.
Halbuki Üstad Hazretleri bu hususta bizleri uyarıyor ve diyor ki: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet ene’ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, etrafına toplandığımız hizmet-i Kur’ânîye, ene’yi kabul etmiyor, nahnü istiyor. “Ben demeyiniz, biz deyiniz” diyor.” (Mektubat)
Evet zaman ahirzaman ve mevsim eneleri havuza atma mevsimi.. Nasıl ki her bahar mevsiminde yeryüzü yenileniyor, her yer çiçek cümbüşü ile rengârenk oluyor, kış mevsiminden yaza geçerken nasıl ki buzlar eriyor ve ırmaklara akıp, oralardan da denizlere doluyor, zayi olmuyor.. Bizler de bu baharı bir milât kabul etmeli ve bir yenilenme kararı almalıyız. Haydi enelerimiz erirken uhuvvet ırmaklarına akıversin ve o ırmaklar da dolduruversin tesanüd ve şahs-ı manevî okyanuslarını.. Boşa akıp zayi olmasın.
Unutmamalıyız ki mesleğimiz uhuvvettir! Ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetimizi kardeşlerimizin nefislerine tercih etmektir. Kendi nefsimize itibar edip o zan ile hareket etmek mesleğimize zıttır ve bize yakışmaz. Bir Risale-i Nur Talebesi böyle alçak ve zararlı bir şeye elbetteki tenezzül etmez.
Ancak Üstadımız bizleri uyarıyor:
“..herkeste nefs-i emmâre bulunur..bir derece hükmünü icra eder..nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar..Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.”
Haydi, hep beraber bahar temizliğine... Enelerimizdeki nefs-i emmare müzahrefatından dip köşe arınalım ve enelerimizi şahs-ı manevî havuzu olan meşveretimizde eritelim.