"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İlk okuma

Akif ARSLAN
27 Aralık 2015, Pazar
Zübeyir Gündüzalp Yarışmasında üçüncülüğü kazanan hikâye.

Ben okumak için yaratılmışım. Ne zaman yeni bir kitaba başlayacak olsam, önce usulca ellerimin arasına alır sonra gözlerimi kapatıp derince içime çekip koklarım kapağını.. O koku beni benden alıp sanki kitabın içerisinde bir cümle, bir harf haline getirir. Sanki kitabın içerisinde, kitabın cümleleri, satırları arasında hayalî bir seyahate çıkarım.

Ne ilginçtir ki ben okumayı yaşıtlarımdan geç öğrendim. Herkes ilkokul birinci sınıfı bitirdiğinde okuma-yazma bilirken ben daha sökememiştim. Babam o yaz uzun uğraşlar neticesinde öğretmişti bana. Benim için küçük olmak okumayı bilmediğim yaşlardır. Okumayı öğrendikten sonraki yaşlarımı hep büyük hatırlamışımdır ve o yaşlarda kendimi öyle de hissetmişimdir. Bazıları “şu yaşta bunu yaptım, bu yaşta bunu yaptım” diye sıralar ya hani. Benim için bu süreç okuma ile başlamıştır. Okumaktan önce okumaktan sonra..

Bilemiyorum 5 yaşında mıydım 6 mı? Küçüktüm onu biliyorum. Babamı, başının etini yiyip uzun ısrarlarım neticesinde parka götürmeye ikna etmiştim. O da, yanına bir kitap alıp öyle çıkmıştı evden. Salıncakta sallanıyor, kumlarda debeleniyor, neşeli çığlıklarla bağırıp çağırıyordum.. İçimdeki o bitmek tükenmek bilmeyen çocuk enerjisini boşaltmak için elimden gelen ne varsa yapıyordum sanki. Babam da bir bankta oturmuş bacak bacak üstüne atmış kitap okuyor arada kafasını kaldırıp beni kolaçan ediyordu. Ben de oyun oynarken arada dönüp babamı. Sonra, o çocuk enerjimi tüketip yoruldum ve soluklanmak için babamın yanına geldim. Babam kitabı kenara koyup üstümü başımı silkeledi, “aslan oğlum” diyerek dağılan saçlarımı düzeltti. Sonra tekrar kitabı eline aldı. Okumaya devam edecekti ki 

-“Ben de okumak istiyorum” dedim babama...

Belki oyundan sıkıldığımdan farklı bir meşgale ile uğraşma arzusu belki de karizmatik bulduğum babama benzeme isteği bilemiyorum. Babam da gülümseyerek

-“Daha küçüksün olmaz” dedi.

Çocuk inadı işte, vazgeçmedim hemen.

-“İstiyorum, istiyorum” diye yerimde zıplamaya başladım.

Babam da fazla uzatmadan,

-“Tamam o zaman al oku bakalım” diyerek uzattı elindeki kitabı. 

Elime alıp şöyle sağına soluna baktım. Kapağında resim var mı diye bir önünü bir arkasını çevirdim. Resim olmadığını anlayınca da sayfalarını tek tek çevirip kontrol ettim. Ama hiçbir sayfada resim bulamadım. Babama bakıp dudağımı büzerek üzüntümü ve okumak istediğimi belli etmeye çalıştım.

-“Gözlerini kapat” dedi.

Kapattım. Kitabı ellerimin arasına koyup elleriyle ellerimi tuttu ve 

-“Kokla bakalım ne kokuyormuş” dedi.

Sorgulamadan kokladım.

-“Bilmem...kokuyor işte.” dedim. -“Peki içinde ne yazıyordur bunun? Düşün bakalım. Kim bilir neler var içinde neler. Ne güzel şeylerden bahsediyor. Ne güzel şeyleri anlatıyordur bu kitap”.

Gözlerim kapalı, ellerimin içinde kitap, babamın anlattıklarını dinliyordum. Babam öyle bir anlatıyordu ki, insanın okuma isteği daha da artıyor, merak duygusu daha da bir alevleniyordu.

-“Belki de yaşadığı güzel bir hatırayı, gezdiği güzel bir yeri anlatıyordur ” gibi şeyler söylüyor, uzun uzun anlatıyor arada şöyle tekrarlıyordu: 

-“Bunu yazan yazar birileri okusun diye yazmış değil mi bu kitabı?”

Ben de sadece, o her bu soruyu sorduğunda

-“Evet” diyordum.

Başka da birşey demeden gözlerim kapalı sükûnetle babamı dinliyordum. Sonra o uzun uzadıya anlattığı güzel şeyleri bitirdi.

-“Gözlerini açabilirsin” dedi..

Açtım...

Sonra, “Sana okumayı öğreteyim ister misin?” diye soruverdi.

Herhangi bir cevap vermememe rağmen hal dilim bağırarak “evet” diyordu. Babam da bu sese kulak verip:

-“Tamam o zaman haydi gidiyoruz” dedi.

Arabaya atlayıp yaklaşık 15 dakikalık bir seyahatten sonra ilçenin en yüksek tepesinde olan tek kütüphanenin oraya çıktık.

-“Şimdi bu kütüphanede okumayı öğreneceksin..kapat bakalım gözlerini tekrardan..” 

- “Evet, şimdi kütüphaneye girdik ve kitap önünde duruyor. Kokla bakalım şu kitabı” dedi ilkinde istediği gibi. 

Çıktığımız tepe yemyeşil ve envaî çeşit çiçekle bezenmiş bir tepeydi. Yüksek olduğu için de çok tatlı bir havası vardı. Gözlerim kapalı babamın önümde tuttuğu kitabı kokladım. Ama o tepenin muhteşem çiçek kokularından ve serin havasından başkası girmedi burnumdan içeri. Tekrar kokladım:

- “Baba, kitabın kokusunu alamadım, ama mis gibi çiçek kokuyor burası.” 

O kokuyu hâlâ unutamam. Sonra babam herhangi bir cevap vermeden anlatmaya başladı:

- “Evet işte bu karşındaki kitabı yazan yazar sen oku diye yazmış. Anlatıyorum şimdi ne yazdığını dikkatle dinle. Gözlerini açtığında okumayı artık biliyor olacaksın.” 

Sihirli bir oyun gibiydi... Gözlerimi açınca okumayı biliyor olacaktım. Çocukluk işte, hemen inanıvermiştim babama. Babam uzun uzun anlatıyor, öyle tasvirler yapıyordu ki anlattıklarını kafamda açıkça resmedebiliyordum. Herşeyi en detayına kadar izah ediyor. Neyin niçin olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu. Heyecanla onu dinliyordum. Öyle ki kitap okumayı öğrenmek için buraya çıktığımızı dahi unutmuştum. Tahmin ediyorum yaklaşık 15-20 dk gözlerim kapalı babamı dinledim. Sonra

-“Gözlerini açabilirsin” dedi parkta dediği gibi...

Açtım. Açtım ve karşımda gördüklerime inanamadım. Karşımda kitap falan yoktu. Gözlerim kapalıyken ılık ılık esen rüzgârları yüzümde hissettiğimde kütüphanenin açık pencerelerinden gelen rüzgârdır diye düşünmüştüm. Ama en üst katındaki kantinin terasında ilçeye bakan tarafındaydık. Sadece ilçenin o muhteşem manzarası... İlçenin ortasından geçen nehrin nazlı kıvrak kıvrak akışı, söğüt ağaçlarının aheste aheste ılık rüzgârlarla hafiften sallanmaları. O altın sarısı buğday tarlaları. Mis gibi çiçek kokuları ile karışık buram buram başak kokuları. Birden anladım ki babam burayı anlatıyormuş, anlattıkları bizim ilçeymiş. Buraya çok kez gelmiştik, ama bu bakışla ilk defa bakıyordum. Manzarayı seyrediyor babamın anlattığı detayları manzarada buldukça daha da heyecanlanıyordum. O manzara benim için önceden sadece “bizim ilçe” iken şimdi muhteşem bir san’at eserine dönüşmüştü. Muhteşem yazılmış bir kitap!

- “Kitap karşında oğlum. Şimdi de sen oku bakalım şu kitabı” dedi babam.

Ben de gördüklerimi babamın anlattığı detaylarla birlikte anlatıyor ve bundan müthiş bir keyif duyuyordum. Elindeki kitabı uzatıp

-“Al bunu” dedi.. 

-“Bunu okumayı da ilkokula başlayınca öğretmenin öğretecek” dedi. Ama ne ilginçtir, dedim ya onu da koca yıl öğretmenimden değil bir yaz babamdan öğrenmiştim.

Evet, ben okumak için yaratılmışım ve okumaya kâinat kitabından başladım. Evet, hiçbir yazar okunmasın diye yazmaz kitabını. Bu kitabın yazarı da okunsun diye yazmıştı kâinatı. Ben de o günden sonra O yazarın hayranlarından birisiydim artık.

Ne zaman yeni birisini okuyacak olsam gözlerimi kapatıp kitabın içerisinde bir cümle bir harf haline gelirim. Ve gözlerimi açarak kitabın içerisinde, kitabın cümleleri, satırları arasında hayalî bir seyahate çıkarım. 

Okunma Sayısı: 1836
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı