Nur Talebesi olmanın hepimizce malûm bazı düsturları vardır.
Bunlar Risalelerde detaylı olarak farklı farklı kısımlarda ya tabirsel anlamda ya da detaylı olarak tanımlama manasında geçmektedir. Üstad Hazretleri “meslek ve meşreb” tabiriyle bunlara yer veriyor.
Mesleğimizi ve meşrebimizi en genel manada Üstad Hazretleri şu şekilde tanımlıyor: “Mesleğimiz haliliye olduğu için meşrebimiz hıllettir.” (21. Lem’a) Diğer her husus bu tabirden yola çıkarak elde edilmiş elmas düsturlardır.
Risale-i Nur ışığında Nur Talebelerinin en önemli düsturlarını sıra gözetmeksizin şu şekilde ifade edebiliriz:
1- İhlâs
2- Uhuvvet-Tesanüd
3- Terk-i enaniyet
4- Siyasetten uzak durmak
5- Meşveret
Beşinci maddede ifade ettiğimiz “meşveret”, aslında içerisinde bir çok düsturu birden barındırıyor. Meşverete itibar etmeyip meşveret kararlarını hiçe saymanın ve meşvereti itibarsızlaştırmaya vesile olmanın neticeleri nelerdir? “Meşveret etmek ve meşveret kararlarına riayet etmek” düsturuna aykırı tavırlarımız, bizim aslında hangi düsturlara da aykırı hareket ettiğimizi gösterir?
Şimdi bunlar üzerinde durmaya çalışalım:
İhlâs Düsturuna Aykırılık:
Meşveret etmek ve kararlarına uymak “vacip” olduğundan Allah’ın emridir ki bu emre uymayan o hususta ihlâsını kaybetmiştir. Bir farklı deyişle “ihlâs düsturu”na aykırı hareket etmektedir. Çünkü ihlâs, sırf Allah rızası için yapmak demektir. Cenâb-ı Hakk’ın emrettiğine uymayan nasıl “sırf Allah rızası için yapmış” olabilir ki?!
Uhuvvet ve Tesanüd Düsturuna Aykırılık:
Birlikte alınan karara zıt davranmak tesanüde terstir, uhuvvete terstir. Kardeşlerinde fani olan bir Nur Talebesi, kardeşlerinin ortak kararlarına riayet eder, etmelidir de. Etmeyen, uhuvvetten ve tesanüdden nasıl bahsedebilir ki? Onlarda fani olamayıp, kendinde ve meşvereti yapılmamış bir hususta fani olan nasıl “tefani” sırrına mazhar olabilir?!
Terk-i Enaniyet Düsturuna Aykırılık:
Meşvereti umursamayıp kale almamak, aslında “sırf kendi fikirlerine ters geldiğinden dolayı” enaniyetine yenik düşme hezeyanıdır. “Bana göre mantıksızsa, ben yapmam” ya da “Meşveret kararlarına ancak bana mantıklı gelirse uyarım” diyen nasıl tevazu sahibi olabilir ki? Belki de en tehlikelisi olan “Ben enaniyetten dolayı değil, bu karar yanlış olduğu için uymuyorum” diyerek farkında bile olmadan kendisine, Üstadın “üst akıl” olarak işaret ettiği meşveretten daha üst bir akıl vasfı vermek suretiyle enaniyet bataklığının değil kıyılarında gezmek, bizzat o bataklığın içerisine atlar.
Siyasetten Uzak Durmak Düsturuna Aykırılık:
Kendi siyasî tarafgirliği yüzünden, Cenâb-ı Hakkın uyulmasını vacip olarak emrettiği ve bir Nur Talebeliği düsturu olan “meşveret”ten, sırf “Benim desteklediğim filan siyasî partiyi meşveret desteklemiyor” diyerek vazgeçmektir ki, bu da açık şekilde “siyasete ilişmek” ve “siyasî tarafgirlik”tir. (Enteresandır: Ne zaman iktidara Siyasal İslâmcılar gelmişse o zaman meşveret itibarsızlaştırılmaya çalışılmış veya bazıları tarafından itibara alınmamaya başlanmış. Halbuki Risale-i Nur, Siyasal İslâm’ı açıkça desteklememektedir.)
Buradan hareketle kurulacak şu cümle, bir Nur Talebesi açısından çok talihsiz bir cümle değil midir:
“Nur Talebesi olmanın bir çok düsturu vardır, Nurcu olmayı sadece meşverete riayet etmek olarak sınırlandıramayız. İhlâs, uhuvvet, tesanüd, terk-i enaniyet gibi daha mühim düsturlara riayet etmek daha önemlidir. Adam bunlara riayet ediyor, sadece meşveret düsturuna aykırı tavır sergiliyor. O kadar da oluversin”!!!