"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur, bilincin bilgisidir-1

Ali ATAÇ
17 Nisan 2018, Salı
Amerika kıtası kıtamıza göre yenidünya olarak biliniyor Amerika’lılarda kendilerine göre yeni bir dünyayı keşfetmek için yıllarca uzaya uydu aracı ve adam gönderdiler yeni dünyalar aradılar.

Dünyamızın uydusu Ay’a ve güneş sisteminden Mars’ta kadar gittiler. Fakat oralarda da aradıklarını bulamadılar Oralarda aradıklarını bulamayan insanlık; hayal kırıklığına uğradı kendi iç dünyalarına dönüp kendi nefsinde ve iç dünyasında ahreti aramaya ve araştırmaya başladı. Yani Amerikalılar ya da onların şahsında insanlık; Bediüzzaman’ın Mesnevî-i Nuriye’de ’’Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme’’(1) hakikatini artık idrak etme noktasına gelmiştir. Onun için bu amaçla California Üniversitesi, Riverside(UCR) ahiret için fon ayırıp‘’Immortality Project’’(Ölümsüzlük Projesi) adı altında ahireti araştırıyor(22.03.2018 günkü gazeteler). Teknoloji zirvesindeki insanlığın bugün inançsızlık yüzünden içine girdiği ve bir türlü içinden çıkamadığı çaresizlik girdabını gösteriyor.

Sözler’de; Onuncu Söz yani Haşir Risalesi’nde ‘’Hazırlanınız; başka, daimî bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbetten bir zindan hükmündedir’’(2)uyarısı ise; aklı başındaki her insanı ahreti düşünmeye sevkeden bir başka gerçektir.

Amerika ve dünya da bütün bunlar olup biterken; Türkiye’nin gündemi ise; (bugünlerde) Kur’ân-ı Kerim’in tefsiri edilmesi yer alıyor. Bu amaçla Diyanet İşleri Başkanlığı ‘Bilgiden Bilince’adı altında bir çalışma başlattı. Bu çalışma ve proje Diyanet camiası için takdire şayan bir hedef ve ideal olabilir. Ama böyle bir hedef ve ideale varabilmek için takip edilecek yolu ve yöntemin gerçekçi olmasını gerektirmektedir. Aksi takdirde; niyet ne kadar iyi de olsa ameli kötüye gidebilir. Dini istismar ve suistimal etmek istiyenler için bir fırsat kapısını aralayabilir.

Hem Kur’ân-ı Kerim’in tefsiri edilmedi mi, edilmemiş mi? Edilmiş ise, şayet yeni bir tefsireniye ihtiyaç var ? Yeniden tefsir edilirse, kime göre tefsir edilecektir? Bana göre ve sana göre bir tefsir elbette herkese göre ve herkes için bir tefsir olacak!

Fakat Kur’ân’ın asrımıza bakan ve insanlığın çağdaş anlayışına göre bir tefsiri ve bir manevî bir mu’cizesi olan Risale-i Nur’un var ve herkesçe biliniyor ve bilinmektedir. Peki niye yeni bir tefsiri meselesi gündeme geldi? Gerçekten böyle bir tefsire ihtiyaç var mıdır?

Evet, eğer Türkiye ve dünya gerçeklerine sırtımızı değil de, yüzümüzü çevirirsek; yüz otuz parça ve altı bin sayfalık tefsir olan Risale-i Nur Külliyatı meydanda olduğu görülebilir! Bundan sonra yapılacak ve yapılabilecek tefsirler ise; ancak Kur’ân’ın Türkçe’ye bir çeşit tercümesidir. Bundan başka hasiyet ve hususiyeti de taşımaz!

Çünkü‘’Risale-i Nur Külliyatı, Kur’ân’ı Kerim’in cihanşumul bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh,onda o mübarek ve İlâhi bahçenin nuru, havası, ziyası ve kokusu vardır’’(3)

Kur’ân-ı Kerim’in ayetleri ihtiyaca göre nazil edildiği gibi, onun mânevî bir mu’cizesi Risale-i Nur’larda ihtiyaca göre telifiyle tefsir edilmiştir.

Bediüzzaman’ın talebelerinden merhum Zübeyir Gündüzalp Konferans’ta; ’’Evet, yirminci asırda küllî ve umumî bir rehberlik vazifesini görecek Kur’ânî bir eserin müellifinin şu hususiyetleri haiz olmasını esas ittihaz ettik. Bu hasiyetlerin de tamamıyla Risale-i Nur’da ve müellifi Bediüzzaman Said Nursî’de mevcut olduğunu gördük’’(3) diyor ve bu hususiyet ve hasiyetler de sırasıyla şöyle anlatıyor:

Birincisi: Müellifin yalnız Kur’ân-ı Hakîm’i kendisine üstad edinmiş olması…

İkincisi: Kurân-ı Hakîm, hakikî ilimleri havi bir kitab-ı mukaddestir. Ve bütün asırlarda insanların umum tabakalarına hitap eden ezelî bir hutbedir. Bunun için, Kur’ân’ı tefsir ederken, hakikatın safî olarak ifade edilmesi ve böylece hakikî bir tefsir olması için, müfessirin kendi hususî meslek ve meşrebinin tesiri altında kalmamış ve hevesi karışmamış olması lâzımdır. Ve hem de Kur’ân’ın manalarını keşifle tezahür eden Kur’ân hakikatlerinin tesbiti için elzemdir ki, o müfessir zat her bir fende mütehassıs geniş bir fikre, ince bir nazara ve tam bir ihlâsa malik bir allâme ve gayet âlî bir deha ve nüfuzlu, derin bir içtihad ve bir kuvve-i kudsiyeye sahip olsun.

Üçüncüsü: Kur’ân tefsirinin tam ihlasla telif edilmiş olması ki, müellifin Cenab-ı Hakkın rızasından başka hiçbir maddî manevî menfaati gaye edinmemesi ve bu ulvî hâletin müellifin hayatındaki vukuatlarda müşahede edilmiş olması,

Dördüncüsü: Kur’ân’ın en büyük mu’cizelerinden birisi de gençlik ve tazeliğini muhafaza etmesidir; ve o asırda inzal edilmiş gibi, her asrın ihtiyacını karşılayan bir veçhesi olmasıdır.

İşte, bu asırda meydana getirilen bir tefsirde, Kur’ân’ı Hakîm’in asrımıza bakan veçhesinin keşfedilip, avamdan en havassa kadar her tabakanın istifade edebileceği bir üslûpla izah ve ispat edilmiş olması,

Beşincisi: Müfessirin Kur’ân ve iman hakikatlerini cerhedilmez delil ve hüccetlerle ispat ederek tedris etmesi, yani pozivitzmi(ispatiyecilik) bir esas ittihaz etmiş olması,

Altıncısı: Ders verdiği Kur’ânî hakikatlerin hem aklı, hem kalbi, hem ruhu ve vicdanı tenvir ve tatmin vre nefsi musahhar etmesi ve şeytanı dahi ilzam edecek derecede kuvvetli ve gayet beliğ, nafiz ve müessir olması,

Yedincisi: Hakikatlerin derkine de mâni olan benlik, gurur, ucb ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp, tevazu ve mahviyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp, tevazu ve mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlâklara sahip kılması,

Sekizincisi: Kur’ân-ı Kerîm’i tefsir eden bir allâmenin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetine ittiba etmiş olması ve Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebi üzeri ilmiyle âmil olması ve azamî bir zühd ve takva ve azamî ihlâs ve dine hizmetinde azamî sebat, azamî sıdk ve sadâkat ve fedakârlığa, azamî iktisad ve kanaate malik olması şarttır. Hülâsa olarak, müsessirin Kur’ânî risaleleriyle, risalet-i Ahmediyenin(asm) azamî takva ve azamî ubudiyeti ve kuvve-i kudsiyesiyle de velâyet-i Ahmediyenin lemaatına mazhar olmuş hadim-i Kur’ân bir zat olması…

Dokuzuncusu: Müfessirin Kurânî ve şer’î meseleleri beyan ederken şu veya bu tazyik ve işkenceyi nazara almayan, herhangi bir tesir altında kalarak fetva vermeyen ve ölümü istihkâr edip dünyaya meydan okuyacak bir iman kuvvetiyle hakikati pervasızca söyleyen İslâmî şecaat ve cesarete malik olan bir müfessir olması gerektir.

Hem idam plânlarının tatbik edildiği ve bir tek dinî risale neşrettirilmediği dehşetli bir devirde , bilhassa imha edilmesi ve söndürülmesi hedef tutulan Kur’ânî, şer’î esasatı telif ve neşret etmiş olduğu meydanda olmakla bir mürşid-i kâmil ve İslâm’ın bu asırda hakikî bir rehber-i ekmeli ve Kur’ân’ın muteber bir müfessir-i azamı olmuş olması lâzımdır.

İşte bu zamanda, yukarıda mezkûr dokuz şart ve hususiyetlerin, müellif Said Nursî’de ve eserleri olan Nur Risalelerinde aynıyla mevcut olduğu, hakikî ve mütebahhir ulema-i İslâm’ın icma ve tevatür ve ittifakıyla sabit olmuştur. Ve hem intibaha gelmekte olan bu millet-i İslâmiyece, Avrupa ve Amerika’ca malûm ve musaddaktır’’(4).

Günümüzde Türkiye’ de ve İslâm Âleminde ve dünyada Kur’an-ı Kerîm’in tefsirini yapacak ve yapabilecek ‘’kuvve-i kudsiye’’ye gibi has ve hususiyete sahip görevli şahıs veya hey’et bulunmuyor. Hem asrımız çağdaş anlayışına göre tefsir edilmiş Kur’ân’ı Kerim’in manevi bir mu’cizesinin hazır plan ve proğramı bütünü meydandadır. Devletin televizyon kanalları ile Diyanet’in tv kanalı; her gün yayın yapıyorlar. Fakat sanki bu memlekette ne Risale-i Nur gibi bir tefsir ve ne de Bediüzzaman Said Nursî gibi bir müellifi bulunmuyor. O kadar yabancı ve mesafeliler ki hiçbiri orallı değiller. Gündem ise; Kur’ân’ı Kerîm’in tefsiri edilmesi…

İnsanlık inançsızlık çaresizliği içinde kıvranırken ve ahiretin varlığını araştırıp dururken ;bizde de Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiriyle kamuoyu gündemi oluşturmaya çalışılıyor.

Dipnotlar:

1-Mesnevî-i Nuriye s. 208

2- Sözler s.98

3- Tarihçe-i Hayat s. 39

4- Konferans s. 16-21

Okunma Sayısı: 1517
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı