"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

8. Gençlik Kongresi’nin ardından

Ali VAPURLU
11 Mayıs 2017, Perşembe
Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin; “Bir milletin gençliği ne zaman Kur’ân ve ondan lemean eden ilimlerle techiz ve tahkim edilmiş ise, o vakit o millet terakki ve teâli etmeğe başlamıştır.” sözünden hareketle diyoruz ki;

Bir dâvânın gençliği olmazsa geleceği olmaz, gençlik bizim geleceğimizin teminatıdır. Bu sebeple Yeni Asya Gazetesi ve Risale-i Nur Enstitüsü’nün tertiplediği 8. Gençlik Kongresi gibi programlarla hem gençliğimize sahip çıkmış oluyoruz hem de onların istidad ve kabiliyetlerinin gelişmesi için çalışıyoruz.

Bediüzzaman Hazretleri, hayatı boyunca; hak, adalet, meşveret, liyakat ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibaret olan, hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan, meşrûtiyet-i meşrûa anlamındaki mana-yı dindar cumhuriyeti esas alan, Asr-ı Saadeti ve sahabe mesleğini kendisine rehber edinmiştir.

Hem de; yine Bediüzzaman Hazretleri; çağımızda Sünnet-i Peygamberiyeyi (asm) esas alan bir Asr-ı Saadet Müslümanı olarak, asr-ı evvel olan Asr-ı Saadeti, hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat, hem de cihad anlayışları hususunda; asr-ı ahir olan içinde bulunduğumuz asra, taşımıştır.

Bundan dolayıdır ki; “Amellerin hayırlısı vasat olanıdır.” Hadis-i Şerifini hayatı boyunca kendisine rehber ittihaz ederek, ifrat ve tefritlerden beri olarak hatt-ı vasat ve istikametteki Cadde-i Kübra-i Kur’âniye mesleğini takip etmiştir.

Onun içindir ki; dönemindeki mevcut rejim ve idareye karşı, kendisine sunulan onca maddî imkânlara rağmen, tefrit anlamında teslimiyetçi bir yaklaşım içinde olmadığı gibi, ifrat anlamında da devletin asayiş kuvvetlerine karşı isyancı ve ihtilâlci bir anlayışa da hiçbir zaman iştirak etmemiş ve talebelerini de iştirakten men etmiştir.

Ancak idarecilerin doğru bulmadığı anlayış ve yaklaşımlarına fikren ve ilmen muhalefetini de hayatının sonuna kadar devam ettirmiştir.

Bunun içindir ki; Bediüzzaman Hazretleri vasiyetnamesi mesabesindeki en son mektubunda bu hususa şöylece açıklık getirmiştir.

“Aziz kardeşlerim,

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-i İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. (…) Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz.”

“Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı maneviyedeki fark pek azîmdir” diyen Bediüzzaman Hazretleri;  “Bir kaç cani yüzünden, devletin emniyet kuvvetleri ile mübareze ederek, asayişin ihlâl edilmesinin neticesinde, pek çok masumların zarar göreceğinden dolayı, Kur’ân’ın hak, hakikat, şefkat gibi esaslarının, bizi bu kabil bir siyaset anlayışından men ettiğini” söylemiştir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin, bütün yönleri ile kendisine model ittihaz ettiği, Asr-ı Saadetin güneşi olan Peygamberimiz’in (asm), Adalet ile ilgili şu Hadis-i Şeriflerinin de fevkalâde ehemmiyetli olduğunu düşünüyorum;

- “Yerler ve gökler adaletle ayakta durur.”

- “Adalet ile iş gören kimseye müjdeler olsun.”

- “Aleyhinizde de olsa İnsanlara karşı adaletli davranın.”

- “Adalet güzeldir, fakat idarecilerde olursa daha güzeldir.”

- “Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız.”

- “Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz.”

Yine bu cümleden olarak; Bediüzzaman Hazretleri’nin, zulmen hapishane hapishane dolaştırılıp, mahkemelerde yargılandığı 28 sene boyunca, adaletin gerçekleşebilmesi için yaptığı müdafaalarda, her fırsatta adalet ve hukukun üstünlüğünü nazara vermiş olduğunu görmekteyiz.

Onun içindir ki; Bediüzzaman Hazretleri’nin adaletin gerekliliği ve hukukun üstünlüğü ile ilgili yapmış olduğu şu gelen tesbitlerinin de fevkalâde ehemmiyetli olduğunu düşünüyorum şöyle ki;

Asr-ı Saadet’teki hürriyet ve adalet ve müsavat anlayışına kat’i bir delildir ki;

 “Hazret-i Ömer, hilâfeti zamanında, adî bir Hıristiyan ile mahkemede birlikte muhakeme olundular. Hâlbuki o Hıristiyan İslâm hükûmetinin mukaddes rejimlerine, dinlerine, kanunlara muhalif iken, mahkemede onun o hâli nazara alınmaması açıkça gösterir ki; adalet müessesesi hiçbir cereyana kapılmaz, hiçbir tarafgirliğe kaymaz. Bu, din ve vicdan hürriyetinin bir ana umdesidir ki, komünist olmayan Şarkta, Garpta, bütün dünya adalet müesseselerinde câri ve hâkimdir.”

Hem de; “Saadet-i beşeriye, dünyada adalet ile olabilir. Adalet ise doğrudan doğruya Kur’ân’ın gösterdiği yol ile olabilir. ‘Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlâhiye namına ve hakaik-ı İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve manevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, Ye’cüc ve Me’cüclere teslim-i silâh edecekler’ diye kalbe ihtar edildi.”

Hem de; Bediüzzaman Hazretleri adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin farkını ve izahını şöylece ortaya koymaktadır;

Adalet-i Mahza anlayışı şudur ki; “‘Kim bir cana kıymamış ve yeryüzünde fesat çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.’ (Maide Sûresi: 32) Âyetin mana-i işarîsiyle, bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez.

“Adalet-i izafiye ise; küllün selâmeti için, cüz’ü feda eder; cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. (…) Fakat, adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez; gidilse, zulümdür.”

Hem de; Bediüzzaman Hazretleri’nin günümüzdeki idarecilere de ışık tutacak ve ölçü olabilecek şu gelen Kur’ânî ve içtimaî tesbitlerinin de nazar-ı dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Şöyle ki; “Beşerin vahşet ve bedevilik zamanındaki, bir kanun-i esasisi budur, bir tâifeden, bir cereyândan, bir aşîretten bir ferdin hatasıyla, o tâifenin o cereyânın o aşîretin bütün fertleri mahkûm ve düşman ve mes’ul tevehhüm ediliyor.

Vahşiyane bu mezkûr kanun-i esâsîye karşı ayn-ı adalet olan Kur’ân’ın bir kanun-u esasisi ki: “Birisinin hatasıyla başkası mes’ul olamaz.” Kardeşi de olsa, aşireti ve taifesi de olsa, partisi de olsa, o cinayete şerik sayılmaz. Olsa olsa, o cinayete bir nevi tarafgirlik ile yalnız manevî günahkâr olup, ahirette mes’ul olur; dünyada değil.” Onun içindir ki;

“Hükümet ele bakar kalbe bakmaz.” düsturu her zaman göz önünde bulundurulması gereken bir hakikattir.

Hem de; “‘Zalimlere meyletmeyin aksi halde ateş size de dokunur’(Hud Sûresi: 113) âyet-i kerimesi fermanıyla, zulme değil yalnız alet olanı ve taraftar olanı belki edna bir meyledenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü rıza-i küfür küfür olduğu gibi zulme rıza da zulümdür.”

Bu duygu ve düşüncelerle programımızın hizmet-i İmaniye ve Kur’âniyemiz hakkında hayırlara vesile olmasını dilerim.

Okunma Sayısı: 1592
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı