"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İneğin kuyruğuna bağlanmış hayat

31 Ekim 2016, Pazartesi
Evet “süt fabrikaları olan”1 inek, keçi ve koyunu evlerimizden uzaklaştırdıktan sonra evlerimiz ve köylerimiz de boşaldı.

Otuz kırk sene önceye kadar köylerde her evde inek, koyun veya keçi bulunurken şimdilerde bazı köylerde bu sayı üçü beşi geçmiyor. Bunun içindir ki, artık hayvan yavruları da bebekler gibi ilgi görmekte. 

İnsan arkadaşı ve hizmetkârı olan bu hayvanları evlerden uzaklaştırınca bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Çünkü “hayat-ı hayvaniye hane hayatının direğiydi.”2 Demek biz evlerimizden inek, keçi ve koyunu kovmakla o gün hanemizin direğini yıkmışız. Gerçi farkına vardık, ama ne çare ki, iş işten geçti. Kaçtığımız gübre kokusunu, her köye gittiğimizde arar olduk. Yaylada yaktığımız tezek yok oldu. Gübre olmayınca toprağımız verimşizleşti. Bazı ağaç türleri ortadan kalktı. Gübre olmayınca solucan olmadı, sonrasında kuşlar olmadı. Böylece hem kuş seslerinden hem de hayvan seslerinden mahrum kaldık. Sağlığımızı tehdit eden aşırı bir tembelliğe düştük. Artık köylerimizin de şehirlerden farkı kalmadı. Böylece nüfus da azaldı. 

Şimdi bakıyoruz ki, fıtratımıza aykırı davranmanın cezasını çekiyoruz. Meğer o aşağıladığım hayvanlar çok farklı imiş. “Sekiz nev-i hayvanat-ı mübarekeyi size hazineyi rahmetten, güya Cennetten ni’met olarak indirilmiş, gönderilmiş. Çünkü o mübarek hayvanlar, bütün cihetleriyle bütün beşere ni’met olduğundan, saçından bedevilere seyyar haneler, elbiseler, etinden güzel yemekler, sütünden güzel, leziz taamlar ve derilerinden papuçlar vesaire hatta gübreleri mezruatın erzakı ve insanların hahrukatı (yakacak) hükmünde olup, güya o mübarek hayvanlar tecessüm etmiş ayn-ı ni’met ve rahmettirler.” 3

Cenâb-ı Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de isimlerinden bahsettiği hayvanlardan insanların uzaklaşması maddî zararının dışında muhtemel başka zararları da vardır. Meselâ insanın bir hayvana su vermesi, onu doyurması, onu okşaması insanı ruhen rahatlatan davranışlardır. Öyleyse bugünün şehirde yaşayan, toprak görmeyen hayvanların da ancak resimde görebilen insanların hırçınlaşmasının bir payı var diyebiliriz. Hatta İlahiyat Fakültesi hocalarımızdan Murat Daryal Beyin “Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri” isimli eserinde kurban kesen toplumlarla, kurban kesmeyen toplumların sporlarının dahi farklı olduğundan bahseder. Kurban kesmeyen toplumların sporları boks gibi kan akıtan ve sert spor dalları olduğundan bahseder.

Evet tahribatta insanın eli uzun olduğu için zararı omurgalı hayvanlara da dokunmaktadır. Her iki bir yılda yayınlanan “yaşayan gezegen” raporuna göre 2020’ye kadar omurgalı canlıların yüzde ikisi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. BBC Türkçe’nin haberine göre Londra Zooloji Enstitüsü (ZSL) ile Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ortaklaşa hazırladığı rapora göre 1970’ten sonra % 58 oranında azalma olmuş. Özellikle tatlı su canlılarının nüfusunda çok ciddî bir düşüş gözlemlenmiş. 1970’ten bu yana nüfuslar % 81 azalmış. Tatlı su kaynaklarının kullanım biçimi ve barajların inşası bu canlı türlerinin haayat alanlarını yok ediyor. 4 

Eğer kalpten “şefkati cinsiye” çıkarsa o insanlar “hem nevinin hem de arzın fesadına çalışmış olur.”

Dipnotlar:

1- Şuâar, 143, Said Nursî.

2- Sözler, 356, Said Nursî.

3- Lem’alar, 363, Said Nursî.

4- Diken com. tr, 27 Ekim 2016.

Okunma Sayısı: 2361
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı