"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adalet, şurâ ve meşrûtiyetin temelidir

12 Temmuz 2018, Perşembe
Uhuvvet-i İslâmiye noktasında adalet-i mahza anlayışı mü’minler’in ittihadında önemli bir etkisi olduğu gibi, meşveretin, şûra’nın ve meşrûtiyetin dahi temelini oluşturan kavramlardan biri adalettir.

DİZİ YAZISI-2: ABDULKADİR SİNOĞLU

İSLÂM KARDEŞLİĞİ VE İTTİHAD-I İSLÂM (2)

İçtimaî vecihler 

Belirtmeye çalışacağımız içtimaî aşamalar imanî oklara bağlı hususlar olmakla beraber toplumsal olarak yansımalarına ihtiyaç duyulduğundan içtimaî vecihler başlığı altında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu üç kavram da birbiriyle mezcolmuş ibareler olup, birbirinin hamuru ve mayası hükmündedir. 

a) Hürriyet

Hürriyet kavramı Münâzarât adlı eserde belirtildiği üzere imanın hassasıdır, özelliğidir. Ve imanî bir özellik elbette ittihad-ı İslâm için önem arz etmektedir. Peki hürriyet nasıl imanın hassasıdır?

“Zira rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinat’a hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye, o adamın izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi o adamın şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet, bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tenezzül etmez. Bir bîçareye tahakküme dahi, o hizmetkâr tenezzül etmez.”6

Hürriyet imanın bir özelliğidir. İmanın getirdiği iki sıfat olan şefkat ve şecaat buna delildir. Çünkü bir mü’min imanından gelen şefkatten dolayı zulmetmez ve yine bir mü’min imanından gelen izzet, cesaret ve yiğitliğin tesirinden, kimsenin tahakküm ve zulmüne boyun eğmez. Hakkı gasp edip zulmetmeyen ve zorbalığın ve zorbaların boyunduruğu altına girmeyen hür değil de nedir? Bu sebepten hürriyet imanın özelliğidir, güzelliğidir. Terbiye-i İslâmiye ile olmayan hürriyet, hürriyet midir?

“Zira nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.”7

Bediüzzaman’a göre ittihad-ı İslâm’a ulaşabilmek için önce İslam toplumlarındaki her türlü istibdadın (ilmî istibdat dahil) bitmesi ve ikinci meşrûtiyet döneminde adı yeniden konulan meşrûtiyet-i meşrûanın (şeriata uygun demokrasinin) bütün İslâm toplumlarına yerleşmesi gerekir. 

Zira “Asya Kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûrâdır.”8 Yine bunun için sadece sistemin ve rejimin demokrasi ya da cumhuriyet olması yetmez. Önemli olan, İslâm’ın tarif ettiği hürriyet anlayışının İslâm toplumlarında yerleşik bir kültür ve hayat tarzı olarak tam kabul görmesidir. Nitekim Bediüzzaman hürriyet mutlak surette lâyık olduğu İslâm sıfatına bürünmezse ciddî bir tehlikeye karşı bizlere bir uyarıda bulunmuştur. “Hürriyet, terbiye-i İslâmiye ile olmazsa, ölecek; bir istibdâd-ı mutlak, yerine çıkacak.”9 Ve zaman bu cümlelerin doğruluğunu gayet vazıh bir biçimde -maalesef- tefsir etmiştir.

Bu noktalardan hareketle terbiye-i İslâmiye dairesinde toplumda vicdanen, halen ve kalen yerleşmiş hürriyet anlayışı hem insaniyet-i kübra olan İslâmiyet noktasında hem de sulh-u umumî noktasında İttihad-ı İslâm’ın köşe taşı hükmündedir. “Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet...”10

b) Adalet

Uhuvvet-i İslâmiye noktasında adalet-i mahza anlayışı mü’minler’in ittihadında önemli bir etkisi olduğu gibi, meşveretin, şûrâ’nın ve meşrûtiyetin dahi temelini oluşturan kavramlardan biri adalettir.

“Meşrûtiyet ki, adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir.”11

Terbiye-i İslâmiye dairesinde bir hürriyet anlayışının yönetim şeklindeki tezahürü olan meşrû manada meşrûtiyetin temeli yine Kur’ân-ı Kerîm’in dört temel sütunundan biri olan adalet olgusudur. 

“Kuvvet kanunda olmalı. Yoksa istibdad tevzi olunmuş olur. ‘İnnallahe hüvel kaviyyül metin’ hâkim ve âmir-i vicdanî olmalı. O da marifet-i tam ve medeniyet-i âmm veyahut din-i İslâm namıyla olmalı. Yoksa istibdad daima hükümferma olacaktır.”12

Ve güç unsuru, bir adam, bir başkan, bir padişah değil; kanunlar olmalıdır. Aksi takdirde tahakküm ve istibdadın siyasî ve içtimaî hayat sahalarında hakim rüzgâr olacağı bu cümlelerle bir konjonktür olarak ifade edilmiş. Ve maalesef Kur’ânî bir nazarla yapılan bu tesbit tarih sahnelerinde pek çok defa rol almıştır.

“İşte bu vahşiyane irticaın bu dehşetli zulümlerine karşı gelen Kur’ân şakirdlerinin Kur’ân’ın yüzer kanun-u esasîsinden ‘vela teziru vaziratün vizra uhra’ âyetinin ders verdiği kanun-u esasîsi ile adalet-i hakikiyeyi ve ittihadı ve uhuvveti temin etmeğe çalışan ehl-i iman fedakârlarına “mürteci” namını verip onları müttehem etmek; mel’un Yezid’in zulmünü, adalet-i Ömeriye’ye tercih etmek misillü en vahşi ve zalimane bir engizisyon kanununu, beşerin en yüksek terakkiyatına ve adaletine medar olan Kur’ân’ın mezkûr kanun-u esasîsine tercih etmek hükmündedir.”13

Adalet olgusuna duyulan ihtiyaç fıtratın bir gereği olduğu gibi gerek imanî, gerek içtimaî vecihler içinde vurgusu sıkça yapılmaktadır. Meşrûtiyet ve hürriyet kavramlarının tecessüm edebilmesi için adalet olmazsa olmaz bir nitelik taşımaktadır. İslâm Kardeşliği dahi adalet-i mahza hakikatiyle doğru şekilde özümsenebilecek, pekişebilecek, uygulanabilecek bir kavramdır. Bu minvalde adaletin bir çok noktada ön sart niteliği taşıdığını belirtmekle beraber, Kur’ân’ın adalet ölçülerinin şahıs ve toplum üzerinde faal olması ile ittihad olabilecektir. 

c) Meşrûtiyet

Meşrûtiyet (Cumhuriyet-Demokrasi) Münâzarât’ta ifade edildiği gibi, üç temel unsur ile ifade edilmiştir. Meşrûtiyet; meşveret, adalet ve kuvvetin kanunlara hasredilmesi bloklarının ayakta tuttuğu bir yönetim şeklidir. 

Meşrûtiyet milleti ilgilendiren kararların tek bir kişi veya grup tarafından değil, milletçe verildiği, tepeden inme ve dayatmacı yöntemlerin geride kaldığı hak ve hürriyetlerin kemaliyle yaşanması gereken veya buna imkân veren bir sistemdir.14

Yani meşrûtiyetin özünde milletin belirli konularda ittifakı söz konusu olmaktadır. Aynı zamanda meşrûtiyet; meşveret ve şûrânın yönetim şekli olarak bir disiplin haline gelmesi anlamını da taşımaktadır.

Yine ‘Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır.’ ifadesine bakacak olursak meşrûtiyet –bugünkü manasıyla demokrasi- Asya’nın baht hazinesinin anahtarı hükmündedir.

Ve aynı zamanda demokrasinin özüne lâyık bir demokrasi (isim ve resimden ibaret olmayan bir demokrasi) meşrûtiyet-i meşrûanında ön şartı olma hususiyetindedir.

İslâm beldelerinde şahıs yönelimli sistemler yerine meclisin kuvvetli olduğu yönetim sistemlerinin vücud bulması dış etkileyenlerin şahısları kullanmasına mani olacağı gözlemlenebilir bir hakikattir.

Öte yandan meşrûtiyetin zıt kutbu olan istibdat kavramı, meşrûtiyetin gerekliliğinin anlaşılması noktasında önemli bir kavramdır.

 “Ne kadar iyilik var, Meşrûtiyetin ziyasındandır. Ne kadar fenalık var, ya eski istibdadın zulmetinden, yahud Meşrûtiyet namıyla yeni bir istibdadın zulmündendir.”15

Bu noktadan hareketle iyiliğin meşrûtiyetin ziyasından, fenalığın ise istibdadın zulmetinden ve zulmünden tevarüs ettiği beyan edilmiştir. İttihad-ı İslâm ki İslâm toplumlarında ortaya çıkan fenalıkların bir reçetesidir. O halde İttihad-ı İslâm dahi meşrûtiyetin ziyasındandır. Meşrûtiyet ittihadın hizmetkârıdır. 

İttihad-ı İslâm’a engel teşkil eden durumlar

1. İman zaafiyeti. 2. İstibdad. 3. İnhisar. 4. Cehalet. 5. Zaruret.  6. İhtilâf. 7. Nemelâzımcılık. 8. Kin-Adavet. 9. Unsuriyetperverlik-Menfi milliyet fikri. 10. Ehl-i imanı birbirine bağlayan manevî bağlardan gafil olmak. 11. İçtimaî manada gaye-i hayalin zihinlerde yer edinmemesi.

SONUÇ

“Azametli bahtsız bir kıt’anın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.”16

İttihad-ı İslâm bir reçetedir. Fakat reçetenin marazların def’ine vesile olması için bazı faaliyetlerde bulunulması gereklidir.  Misalen, bir tabibin yazdığı reçetenin hastalığın şifasına vesile olabilmesi için o reçetede yazılan ilâçların mahir bir eczacıdan temin edilmesi gerekmektedir. 

İşte şifahane ve eczahane olan Kur’ân, işte o şifahane ve eczahanedeki tiryakları cilâlayan en tesirli özü asrın fehmine sunan Risale-i Nur, işte şifahanede ve eczahanede dellâl olan Bediüzzaman. Âlem-i İslâm’a düşen bu mahir eczacının sözüne kulak vermek, ona müracaat etmektir.

Sonuç olarak, İttihad-ı İslâm’ın imanî vecihler tohumuyla kalplerde yeşermesi ve içtimaî vecihlerin o tohuma can suyu olması gerektiğini belirterek Âlem-i İslâm’ın İttihad-ı İslâm’ın önünde engel teşkil eden mezkûr marazların reçetesi için  muasır bir tiryak olma husûsiyeti taşıyan Risale-i Nurlar’a ivedilikle başvurmasını Cenâb-ı Hak’tan temenni ediyoruz. Bu noktada Türkiye’nin vazifesi çok ehemmiyetlidir. Tarihçe-i Hayat adlı eserin Hariç Memleketler kısmında Pakistanlı Nur Talebesi M. Sabir İhsanoğlu’nun belirttiği üzere:

“Türkiye, İslâm dünyasının garbî kal’asıdır. Türkiye’siz ittihad-ı İslâm mümkün değildir.”17

Cenâb-ı Hak bu hakikatlere muvafık hareket etmeyi ihtilâflardan usanmış, fakat ümidini sinesinde diri tutan Nur’un hadimlerine nasib eylesin. 

“Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûrâ kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda’ya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmîn...”18

Dipnotlar:

6. Eski Said Dönemi Eserleri,  Münâzarât, İstanbul, YAN 2010, s. 238.

7. a.g.e. s. 236.

8. Eski Said Dönemi Eserleri, Hutbe-i Şamiye, İstanbul, YAN 2010, s. 355.

9. Eski Said Dönemi Eserleri, Münâzarât, İstanbul, YAN 2010, s. 308.

10. a.g.e. s. 239. 

11. Eski Said Dönemi Eserleri, Makalat, İstanbul, YAN 2010, s. 51.

12. a.g.e. s. 52.

13. Emirdağ Lâhikası II, İstanbul, YAN, 2013, s. 625.

14. Güleçyüz Kâzım, Kurtuluş Reçetemiz: İttihad-ı İslâm, YAN, İstanbul 2011.

15. Eski Said Dönemi Eserleri, Münâzarât, İstanbul, YAN 2010, s. 215.

16. Mektubat, İstanbul, YAN 2013, s. 793.

17. Tarihçe-i Hayat, İstanbul, YAN 2013, s. 1119.

18. Eski Said Dönemi Eserleri, Hutbe-i Şamiye, İstanbul, YAN  2010, s. 356.

 

Okunma Sayısı: 7402
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı