"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İran’ın kurtuluşu da ‘Bediüzzaman Modeli’nde

03 Ocak 2018, Çarşamba 00:04
İran’da ekonomik sıkıntılar gerekçesiyle başlayan protestolar, rejim karşıtı eylemlere dönüştü. Genel Yayın Müdürümüz Kazım Güleçyüz, İran’ın bu durumdan ancak Bediüzzaman Modeli ile çıkabileceğini vurguladı.

İran’daki gelişmeleri scope yayınında değerlendiren Genel Yayın Yönetmenimiz Kâzım Güleçyüz, “Yaşanan olayların çok derin bir arka planı var” dedi.

Güleçyüz değerlendirmelerini, Bediüzzaman Said Nursî’nin Emirdağ Lahikası’nda yer alan, merhum Başbakan Adnan Menderes’e yazdığı mektubu hatırlatarak yaptı. Güleçyüz yayında şunları söyledi; “İran ciddi karışıklıklara sahne oluyor bugünlerde.Yumurta fiyatlarındaki yükselişin artması bahanesiyle başladığı belirtilen olaylarda son haberlere göre 18 ölü var. Ve çok ciddi bir gerilim var. Bunu günlük sebeplerle açıklamak çok yüzeysel olur. Aslında çok derin arka planı var İran’da yaşanan hadiselerin. Yıllar öncesine uzanan bir zemini var. Üstadın birçok meselede olduğu gibi bu konuda da çok öngörüleri, ikazları var. 50’li yıllarda Menderes’e yazdığı bir Emirdağ mektubunda çok ilginç bir cümleye rastlıyoruz diyor ki: ‘İran ve Mısır’daki hissedilen hâdise ve buhranlar bu esastan ileri geldiği anlaşılıyor.’ Nedir bu esas? Bunu Başvekil Adnan Menderes’e Üstad’ın yazdığı bir mektup başlığıyla okuyoruz Emirdağ Lahikasında: ‘Gayet kısa birkaç esası, İslâmiyetin bir kahramanı olan Adnan Menderes gibi dindarlara beyân ediyorum: Birincisi: İslâmiyetin pek çok kanun-u esâsîsinden birisi, ‘Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez’ âyet-i kerîmesinin hakîkatidir ki, ‘Birisinin cinayetiyle başkaları, akrabâ ve dostları mes’ul olamaz.’ Halbuki şimdiki siyaset-i hâzırada particilik taraftarlığı ile bir câninin yüzünden pek çok mâsumların zararına rızâ gösteriliyor.” 

Suç ve cezanın şahsîliği prensibine uyulmazsa...

“Bir câninin cinayeti yüzünden, taraftarları veyahut akrabâları dahi şenî gıybetler ve tezyifler edilip bir tek cinayet yüz cinayete çevrildiğinden, gayet dehşetli bir kin ve adâveti damarlara dokundurup, kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile mecbur ediliyor.” Zulmediyorsunuz, bu kin, düşmanlık, intikam hissini besliyor, misliyle mukabele duygusuna yöneltiyor. Bu, çağımızda özellikle diktatörlük, baskı rejimiyle yönetilen ülkelerin en temel meselesidir. Suç ve cezanın şahsîliği prensibine riayet edilmiyor, zulümler genişletiliyor, yaygınlaştırılıyor, sonra içinden çıkılmaz hale geliyor. Artık bir kan davasına dönüşüyor. “Bu ise, hayat-ı içtimâiyeyi tamamen zîr ü zeber eden bir zehirdir ve hariçteki düşmanların parmak karıştırmalarına tam bir zemin hazırlamaktır.”

Ayetullah vesayeti ve ‘din adına’ baskı

İran örneği üzerinden gidecek olursak, Mısır’da aynı benzer gelişmeler var. İran uzun bir dönem şahlık rejimiyle yönetilmiş ve onun baskılarını, zulümlerini yaşamış. 1979’daki Humeyni Devrimine kadar. Humeyni, o zamana kadar Paris’te sürgünde. Yine bugünküne benzeyen ayaklanmalarla Şah devrilmiş ve peşinden Humeyni sürgünden dönmüş, onun liderliğinde yeni bir rejim kurulmuş. Bu rejim din adamlarının yapılanmasına dayalı. Ve hâlâ bu sistem devam ediyor. Bir tarafta seçilmiş Cumhurbaşkanı Ruhani, öbür tarafta Ayetullah ekibinin başındaki Hamaney var. Ve esas ülkenin belirleyici gücü o. Seçimle gelenler Hamaney’in iradesini çok aşamıyorlar. Bir Ayetullah vesayeti var. Ruhani de belki o sınıftan biri, ama esas iktidar Hamaney’de. Devrim muhafızları var. Zorla tesettür meselesi. Sokakta başını açan kadınlara cezalar. Bunu yumuşatma haberleri çıkmıştı geçen. Baskı üzerine kurulan bir dinî hayat.  Avukatımız Kadir Akbaş birkaç sene evvel İran’a seyahat yapmıştı. İzlenimlerini aktarırken, taksi şoförü, Müslümanlıktan nefret ettiğini söylemiş. Din adına yapılan baskı dinden nefret ettirir hale getiriyor insanı. Ve şu anda böyle bir potansiyel var. Negatif bir enerji birikmiş durumda. Ve ufak tefek sebeplerle hemen patlamaya hazır. 

Üstadın müsbet hareket metoduna ihtiyaçları var

Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman birçok sebep iç içe geçmek suretiyle böyle bir tabloyu ortaya çıkardı. Ama esas işin arka planında yatan en önemli sebep suç ve cezanın şahsîliği prensibini dikkate almayan uygulamalar. Devrim Muhafızlarının yaptığı hoyratlıklar vs. Ve bunların İran halkında meydana getirdiği reaksiyon. Onun için Üstadın ‘müsbet hareket’ prensibinin, hukuk ve adalet vurgularının, suç ve cezanın şahsîliği prensibine ısrarla dikkat çekmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz. İran’ın da netice itibariyle Üstadın müsbet hareket metoduna ihtiyacı olan ülkelerden birisi olduğunu görmüş oluyoruz. Hakikaten Türkiye Üstadın bu metodu sayesinde bir çok meseleyi atlatmıştır. Temennimiz o ki, İran da bu hadiseleri suhuletle atlatabilsin. Dışarıda ellerini ovuşturarak bekleyen şer odaklarına fırsat verilmesin ve huzura sükûna kavuşsun. Bunun da yolu gene her yerde olduğu gibi müsbet hareket ve Üstadın yolunun esas alınmasıdır.”

Amerika ve İsrail İran’ı hedefe koymuş

İran çok kritik bir süreçten geçiyor şu anda. Bunu İran baharı diye isimlendirenler var. Arap baharı diye yaşanan hadiselerin Tunus’u, Mısır’ı en son Suriye’yi ne hale getirdiği belli. İran da şu anda din adına yapılan bir baskı rejiminin yıllara uzanan birikiminin patlamalarıyla karşı karşıya. Üstad ne diyor: “Hariçteki düşmanların parmak karıştırmalarına tam bir zemin hazırlamaktır.” Burada Trump boyuna twit atıyor. İran halkı rejime karşı özgürlük istiyor falan diye. İran’ı zaten hedefe koymuş bir ikili var. Amerika ve İsrail. Kendileri için en büyük tehlike olarak görüyor ve gösteriyorlar. Özellikle Trump’ın iş başına gelmesiyle beraber, zaten Ortadoğu karıştı. Suud, Yemen, Katar krizi. Peşinden Trump tarafından Kudüs’ün İsrail’in başkent ilan edilmesi. Şimdi Trump yönetimiyle Netanyahu yönetimi İran’daki gelişmeleri ellerini ovuşturarak büyük bir keyifle izliyorlar.

Diğer bir sebep Suriye sorununun çözüm yoluna girmesi

Bir başka şey de İran’ın Rusya ve Türkiye’yle beraber Suriye’deki iç savaşı bitirme noktasında bir mutabakata varmış olmaları. Astana ve Soçi Zirvelerinde bunu olgunlaştırma noktasına gelmiş olmaları. Suriye ile ilgili haber pek çıkmıyor artık. Ve oradaki gelinen noktada  Esad rejimi ülkenin büyük bir çoğunluğunda hakimiyeti sağlamış durumda. IŞİD askerî olarak bitirildi açıklamaları yapıldı. Suriye’de böyle bir noktaya gelinmiş olmasından duyulan rahatsızlığın da bir yansıması olarak görülebilir İran’ın kendi içinde karıştırılması.

Haber: Kübra Örnek - Ülker Yılmaz Caba

kubraornek33@gmail.com

ulkery.caba@ye­ni­as­ya.com.tr

 

Etiketler: kazım güleçyüz
Okunma Sayısı: 3224
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    3.1.2018 09:31:51

    Bolsevik fitnesini unutamayiz, ve hala devam ediyor!!..; ve onlara ulkesini, siyasetini maateessuf kiralayan, taa1950'lerden beri, pan-arab, pan-iran, pan-turk, menfi milliyetcilikle halkini galeyanla sokaga doken, populist, guya halkci, ismen musluman adi tasiyan, sohrete mustak, maceraci, suhuletten musbetlikten uzak bedbaht liderleri !!.. heyhat Bediuzzamani anlayamadilar, velev simdiki cahil takibcilerine Hidayetullah..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı