"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vefat yıldönümünde Abdülmecid Nursî'yi rahmet ve dualarla yad ediyoruz...

11 Haziran 2017, Pazar 19:24
Büyük İslam Alimi-Mütefekkiri Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin 15 sene ders alan küçük kardeşi, Nursî ailesinin mümtaz değeri, âlim, fâzıl ve çok önemli bir şahsiyeti Abdülmecid Nursî Ünlükul'u 50. vefat yıldönümünde rahmet ve dualarla yad ediyoruz.

***

İlk ağızdan Abdülmecid Nursî

Vefatının ardından bir rüzgâr gibi, bir rüya gibi geçen 48 yıl. Bu yılki makaleme, ilk ağızdan duyduklarımı ve gördüklerimin birkaçını taşımak istiyorum.

Aslında onları zikretmekle aciz makalem şenlenmekte ve değer kazanmaktadır. Abdülmecid Ünlükul Hocamız ve ağabeyimiz satırlara sığmayan bir âlim, bir gönül ehli, bir gerçek mü’mindi. Bir vefa borcunun silinmez mührü olan hakkında yazdığım eser, bunun en güzel şahididir.

Halen hayatta olan kızları, ablamız, emekli öğretmen Saadet Ünlükul (Kaynak), diğer manada Hz. Bediüzzaman’ın yeğeni diyor ki; “Uzun ve yorucu bir ömür yaşayan çok değerli babamı sayfalar ve satırlarda anlatmaya imkân yok. Çünkü o bir derya idi. Babamın en çok hoşlandığı şey de; oturup beraber çay içmemizdi. Bize her zaman şöyle der di: “Size taş atana siz ekmek atın. Evet, bizim ailenin ömrü hep böyle geçti.” Abdülmecid Efendi’nin Konya İmam-Hatip Okulu meslek dersleri talebelerinden Prof. Dr. Hayreddin  Karaman Beyle 1978 yılında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsündeki mülâkatımda dedi ki, “Hocamız Abdülmecid Efendi Arap edebiyatına derin vukufiyeti vardı. Hatta soy ismi kanunu çıkınca kendi isminin Türkçesi anlamına gelen “Ünlükul” koyması Arapçaya vakıfiyetinin nadir misallerindendir. 1940’larda Ürgüp’te Hz. Bediüzzaman’ın ikaz ve himmetleriyle tercümesine başlattığı iki muhteşem eseri olan İşaratü’l-İ’caz ve Mesnevî-i Nuriye için Nur’un ilk ve büyük talebelerinden Em. Albay Hulusi Yahyagil’e Elazığ’daki evinde sordum: “Acaba Abdülmecid Efendi bu tercümeler karşısında bir madde talebi olmuş mudur?” 

Cevaben: “Asla olmamıştır. Kaldı kı kimden isteyecek? Hz. Üstad hem hocası ve hem abisi. O eserlerin tercümesi her iki muhterem üstadın tercümeleridir. Manevî füyuzatı ayrıdır vs.”

2015 Türkiye’sine dönüyorum. Bu İşaratü’l-İ’caz eseri için kıyametler koptu. Bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığından. Halbuki Hz. Bediüzzaman 1951 yıllarında dönemin Diyanet İşleri Başkanı merhum A. Hamdi Akseki’ye merhum Mustafa Sungur Ağabeyle gönderdiği eserin mukaddemesinde diyor ki, “...İstikbalde yapılacak yüksek bir tefsire bir örnek ve bir me’haz olmak üzere...” 

Maalesef yıllardır takip ederim. Gerek ‘Türkiye Diyanet Şûrâ’sı ve gerekse âlem-i İslâm Diyanet Şûrâsı bu tarz bir tefsiri ortaya çıkaramadı. Şimdi bizim başkan kalkmış 64 yıl sonra, “Basalım mı, basmıyalım mı?” gibi çok entrikalı işlerle uğraştı ve uğraşmaktadır. Risale-i Nurlarla uğraşanların akıbeti! yorumsuz, çok geniş doküman var. İşte yazılı görsel basın... 1967’de Haziran 11’deki vefatında ikinde namazında Kapu Camii’nde dönemin müftüsü merhum ve meşhur Tahir Büyükkörükçü Hoca kürsüden, “Muhterem cemaat bugün vefat eden zat, Hz. Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecid Efendi’dir. Büyük âlimdir. Bugün bir âlim ölmedi, bir âlem öldü” hitabında bulundu. Konya İmam Hatip Okulunda öğretmen arkadaşlarından merhum M. Fatih Göktay ise “O kadar âlim ki, onun Arapça notlarını kendisinden bizzat alır, diğer sınıflardaki öğrencilerime iftiharla ders olarak verirdim. O gönül yıkan değil, gönül yapandı” diyordu.

Hz. Bedüzzaman’ın meslek ve meşrebini tavizsiz bir ahenk içinde deruhte eden merhum Zübeyir Gündüzalp, mükerrer defalar bana dedi ki, “Kardaşım! Sıhhatim ve şartlarım müsait değil. Eğer Konya’da olsam Abdülmecid Efendi’ye hizmet eder, bütün Külliyatı Türkçe’den Arapça’ya, Arapça’dan Türkçe’ye tercüme ettirirdim. Çünkü Hz. Üstad’ın tarzına, üslûbuna en yakın o, elinde yetişmişti.”

İlk ağızdan bu yıl bu kadar. 83 yaşında Konya’da Hakk’ın rahmetine kavuşan Ağabey ve Hocamıza binler Fatihalar…

Halil USLU

***

Yeni Asya Gazetesi Araştırmacı Yazar Halil USLU, Bediüzzaman Said Nursi’ nin kardeşi Abdülmecit Nursi Ünlükul’ u anlattı.

***

Abdülmecid Nursî (Ünlükul)

Bediüzzaman’dan 15 sene ders alan küçük kardeşi Nursî ailesinin mümtaz şahsiyeti Abdülmecid Nursî, Bediüzzaman’ın küçük kardeşidir.

Nursî hanedanının, diğer değerli fertleri gibi Abdülmecid Efendi de âlim, fâzıl ve çok değerli bir şahsiyettir. Ağabeyi Bediüzzaman’ın hayatta iken onu gören ve onun ilminden ve hilminden feyz alan Abdülmecid Efendi, Bediüzzaman’ın te’lifatı arasında yer alan İşaratü’l-İ’caz ve Mesnevî-i Nuriye adlı eserlerine mütercimliğini üslenmiş ve yapmıştır.

Bu vesileyle Bediüzzaman’ın “Risale-i Nur’un fidanlığı” diyerek tasvip buyurduğu bu kıymetli eserin başlarında Abdülmecid Efendinin şöyle bir itizarını okumaktayız. 

Abdülmecid Nursî imzasıyla şunları kaleme almıştır: “Risale-i Nur Külliyatı’ndan el Mesnevî-yü Arabi ile muanven, büyük Üstadın cihanbaha pek kıymettar bu eserini de Allah’ın onun ve inayetiyle Arabiden Türkçe’ye çevirmeye muvaffak olmakla kendimi bahtiyar addediyorum.”1

Bediüzzaman’ın neseben küçük kardeşi ve (kendi tabiri ile) on beş sene ondan ders alan bu bahtiyar şahsiyet, aynı zamanda alçak gönüllü ve son derece tevazu sahibidir. Ağabeyi Bediüzzaman nesebî kardeşliğinin yanı sıra onunla manen de alâkalıdır. 

Yazdığı bir mektupta kardeşi Abdülmecid’in şahsında ona peder, valide ve kardeşlerine alâkadarlığını izhar eden mektup şöyledir: “Seni isminizle en has talebeler ve kardeşler içinde dahil edip, her sabah ne kazanıyorsam peder ve valideme hakiki ve çoğu âlem-i berzahta bulunan kardeşlerime verdiğim gibi senin defter-i âmaline yazılmak için dergâh-ı İlâhiyeye niyaz ediyorum. Sen dahi benim uhrevî kazancına dahil et.”2

Abdülmecid Efendi, ağabeyi Bediüzzaman’a hasret duyar. Ona yazdığı bir mektupta duygularına şunları ekler ve der ki:

“Ellerinizi öper, duânızı isterim. Dünyadan dargın nefsinde aciz olan Abdülmecid’e güzel bir üstad ulvî bir mürşid olacak yeni eserleriniz geldi. Lâfzî bir üstadı kaybettimse de manevî müteaddit mürşidleri buldum diye kendimi teşhir ettim. Hakikaten irşad edecek nurlu eserlerdir. Allah çok razı olsun.”3

Ülkemizin muhtelif yerlerinde çeşitli okullarda meslek dersleri hocalığı vazifesinin deruhdesi yanında İlçe Müftülüğü vazifesi  de yapar.

İkameti de çeşitli mekânlarda vuku bulmuştur. 

Tarihi sırası ile aşağıdaki beldelerde ikamet etmiştir:

“1885-1895 Nurs Köyü, 1895-1900 Arvas, 1900–1914 Van, 1914-1917 Şam, 1917-1920 Diyarbakır, 1920-1927 Van, 1927-1936 Ergani, 1936-1940 Malatya, 1940-1955 Ürgüp, 1955-1967 Konya.”4

Ağabeyi Bediüzzaman’la Bitlis derelerinde Ruslarla yapılan savaşa da katılan Abdülmecid Efendi, bu muharebelerde yara alarak gazi olmuştur. 1900-1914 yılları arasında kendi evinde kaldığı Van’da, Bediüzzaman’da bir müddet bu evde kalmıştır. Eşi Rabia Hanıma daha fazla zahmete medar olur düşüncesiyle kaldığı bu evden Nurşin Camii’nde kalmaya başlamıştır. 

Abdülmecid Efendi’nin güzel bir evi vardı Van’da. Bu ev Akköprü Mahallesi’nde Dere denilen mevkide bulunmaktaydı. Geçtiğimiz yıllarda biz bu evi Van’da iken gidip bulmuş, harabe haline gelen evin bir fotoğrafını çekmekle yetinmiştik.

Abdülmecid Efendi, Van’da evliya torunu olan Van’lı Şeyh Gazali Baba olarak bilinen mana erinin torunu olan Rabia Hanımla burada evlenmiştir. Rabia Hanım ve Abdülmecid Efendi’nin izdivaçlarından Selahaddin, Fuad, Nihad ve Saadet isimlerinden beş çocuğu dünyaya gelmiştir.

Bediüzzaman küçük kardeşi Abdülmecid için “Eski Said’in birinci talebesi bulunduğun gibi, yeni Said’in dahi Hulusi ile beraber yine birinci safta talebelerisiniz.” der.

Abdülmecid Efendi yaşadığı hayat süreci içinde doğduğu köye sağlığında iki defa gitmiştir. Nurs Köyü’ndeki araştırmalarımızda Nurs’lularca bize beyan edildiğine göre, bu ziyaretlerin birincisi 1948 yılında, ikincisi ise kardeşi Molla Mehmed’in vefatı münasebetiyle 1951 yılındadır.

Muhteremin evlâtlarından olan Suad’ın, evlâtlarından Seyda Ünlükul halen hayatta olup çok değerli bir sima olarak İstanbul’da mukimdir.

1967 yılında Konya’da vefat eden Abdülmecid Efendi’nin mezarı Konya Üçler Kabristanı’ndadır. 

Mezar taşında şunlar yazmaktadır:

“Risale-i Nur’un müellifi Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin neseben küçük kardeşi ve on beş sene ondan ders alan ve Mesnevî-i Nuriye ile İşarat-ül-İcaz’ın mütercimi ve eski Diyanet İşleri Reisi Ahmed Hamdi Akseki’nin “Dünyadan böyle bir âlim geçmedi” dediği Abdülmecid Nursî Ünlükul ruhu için Fatiha”5

Muhterem Sofi Mirza ve muhtereme Nuriye Hanım izdivaçlarından dünyaya gelen Abdülmecid Efendi, babası, annesi ve büyük ağabeyi Bediüzzaman’ın ilim ve irfandan nasiplenmiş onlara lâyık bir evlâd olma künyesi içinde Rabb-ı Rahimine saadet içinde göçüp gitmiştir.

Abdülmecid Nursî’nin sayılacak daha çok hususiyetleri bulunmaktadır. 

Önemli hususiyetleri arasında bir kaçı şöyledir:

Abdülmecid Nursî, ağabeyi Bediüzzaman’la Rus ve Ermenilere karşı savaşır ve gazi olur.

Van’da bulunduğu yıllarda Van’ın işgali dolayısıyla Şam’a hicret eder. En büyük ağabeyi Molla Abdullah’la birlikte Hacca gider.

Diyarbakır Askerî Rüştiyesinde Arapça muallimlik vazifesini ifa eder.

1920-1927 yılları arasında Van’da geçici olarak Van’da Gümrük Müdürlüğünde vazife yapar.

İlim, edep, tevazu ve maneviyatta derya olan Abdülmecid Efendi daha anlatmaya, anmaya ve anlaşılmaya değer değerli bir beyefendidir.

Rahmete vesile olur düşüncesi ve niyazı içinde kalarak, 11 Haziran 1967 yılında Konya’da vefat eden merhum Abdülmecid Ünlükul’un çok yakın ve candan bir aile dostu olan Yaşar Gökçe’nin onunla alâkalı duygu dolu bir hatırası ile yazımızı sonlandıralım. 

Şöyle ki; “Üstad’ın Urfa’ya hareket ettiği gün, öğleden sonraydı. Abdülmecid Efendilerin Mevlânâ Meydanına çıkan bir sokaktaki evlerinin üst katında hep beraber oturuyorduk. Kapıları çalındı, kapıya bakan Saadet, Üstad Hazretleri’nin teşrif ettiklerini ve aşağıda arabada beklediklerini haber verdi. Abdülmecid Efendiyle beraber hepimiz kapıya indik. Üstad arabadan,

Abdülmecid ben Urfa’ya gidiyorum. Belki bir daha görüşemeyeceğiz. Bana hakkınızı helâl ediniz, buyurdular.

Abdülmecid Efendi:

Seyda bizim sana ne hizmetimiz oldu ki hakkımız olsun. Asıl sen bize hakkını helâl et. Bizi sen okutup yetiştirdin, dediler.

Bunun üzerine Üstad:

Senin de Rabia’nında bende çok haklarınız vardır. İkinizde bana hakkınızı helâl ediniz, buyurunca karşılıklı helâlleştiler.”6

Yakın tarihin insanlığa armağan ettiği en değerli simalardan biri olan merhum Bediüzzaman’ın kardeşi, rahmetli Abdülmecid Nursî’ye (Ünlükul) vefatının 48. sene-i devriyesi münasebetiyle Allah’tan gani gani rahmet ve mağfiyet diliyorum.

Kaynaklar:

1- Mesnevî-i Nuriye, YAN, s. 9.

2- Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Timaş:1/695.

3- Barla Lâhikası, YAN, s. 29.

4- Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi, YAN, Giriş Bölümü.

5- Emirdağ Lâhikası, s. 124.

6- Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 4/288.

Mustafa Öztürkçü

Etiketler: abdülmecit nursi
Okunma Sayısı: 1777
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı