"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İktidar uğruna neler yapılmış?

Mehtap Yıldırım Yükselten
10 Haziran 2018, Pazar
Politikacılar çoğu zaman seçimi kazanmak uğruna bin bir hile ve yalanları göze alırlar. Hatta seçmenlerinin hayatını bile hiçe sayarlar. İnternet sitelerinde yer alan tarihî bir hadise bunu güzel bir delil olabilir.

1902 yılının Mayıs ayında Fransa’ya bağlı Martinique Adası da seçime hazırlanıyordu. Bir tarafta, adadaki beyaz üstünlüğünü temsil eden ve uzun zamandır iktidarda bulunan İlerici Parti, diğer tarafta Martinique’in siyah ve melez çoğunluğunu temsil eden, yeni kurulmuş Radikal Parti vardı. Üç yıl önceki 1899 seçimlerinde, Amedee Knight adlı siyah bir adam senatör seçilmişti. İlerici Parti, başka hiçbir siyahın siyasî bir mevkiye çıkamamasını sağlamaya kararlıydı. Zengin ile yoksul, siyah ile beyaz arasındaki çekişme kızışıyordu.

Siyasî kızışma artarken, adadaki Plee Yanardağı da kızışmaya başladı. Yanardağ ağzından küller fışkırıyordu. Endişelenen ada halkı göç etmek istedi, ama Vali Mouttet buna izin vermedi. Çünkü göç etmek için sadece beyazların maddî imkânı olduğunu biliyordu. Beyazların göç etmesi de seçimi kaybetmesi demekti.

Gazetelere baskı ve rüşvetle yalan haber yayımlatılıyor. Beyazların göç etmesini engellemek için adanın en büyük gazetesi Les Colonies ile anlaşarak yanardağın tehlike unsuru olmadığına ve giderek büyüyen panik ortamından Radikal Parti’nin sorumlu olduğuna dair haberler yayımlamaya ikna etti. Gazetenin, valinin ricasını kabul etmekten başka şansı yoktu, çünkü Mouttet gazetenin reklâm gelirlerinin büyük ölçüde düşmesini sağlayabilecek konumdaydı. Ancak, durum ne yazık ki çok tehlikeliydi. Dağdan sıçrayan kıvılcımlar dağ köylerini yok etmişti. Amerikan elçisi, Washington’u tehlikeden haberdar etmek için bir telgraf çekti. Fakat telgrafı durduran Vali Mouttet, patlamaların yatıştığını ve tehlikenin sona erdiğini belirten kendi mesajını yolladı. Ne yazık ki gerçek böyle değildi. Şehir sakinleri adayı terk etmek istediler ama Mouttet, St. Pierre halkının adayı terk etmesini engelleyen emirler vermişti.

Siyaset uğruna şehir kül oluyor

7 Mayıs gecesi vali, halkın güvenini kazanmak için şehri ziyaret etti ve bir otelde konakladı. Dağdan kül yağmaya devam ettiği için o gece durumun ciddiyetini kendi gözleriyle gören Mouttet adayı terk etmek gerektiğinin farkına vardı. Bunu insanlara açıklamak için sabahı bekledi. Fakat artık çok geçti. Sabah saatlerinde Pelee Dağı patladı ve yanardağdan fışkıran alevler dakikalar içinde şehri yok etti. Volkan, büyük ve siyah bir duman püskürttü. Kabaran dumanın içinde şimşekler çaktı. Daha da kötüsü, volkanik gaz ve parçalardan oluşan yakıcı bir çığ dağdan aşağı inmeye başladı. Sıcaklığı yedi yüz dereceyi aşan çığ, saatte yüz kilometrenin üstünde bir hızla ilerliyordu. Dünyanın şehirden duyduğu son söz, St. Pierre telgraf operatörünün Fort-De-France operatörüne saat 08:02’de çektiği “Gidin” mesajıydı. Sadece bir dakika sonra, Pouyer-Quertier gemisindeki bir telsiz operatörü şu mesajı çekti: “Pelee patlaması sonucu St. Pierre yok oldu. Yardım gönderin.” St. Pierre saniyeler içinde alevler içinde kaldı. Uzaktan, yanmakta olan insanların alev topundan kaçıp kendilerini denize atarak kurtulmaya çalıştıkları görülebiliyordu. Kavrulmuş etleri, suya girdikleri an cızırdıyordu. Limana ve ticaret gemilerine akan alev duvarı, suya yayılarak, oraya kadar kaçmayı başarabilmiş olanları da öldürüyordu. Kurtarma ekipleri geç kaldılar. Elbette, kurtarma ekiplerinin de pek bir faydası olmazdı. Felâket, yirminci yüzyılın en büyük patlamasıydı.

30 bin kişi öldü Vali Mouttet ve eşi de dahil olmak üzere, otuz bin kişinin tamamı canlı canlı yanmıştı. Ölülerin çoğu çıplak halde bulundu. Giysileri üstlerinde buharlaşmıştı adeta. Isı o kadar yüksekti ki her türlü cam ve çelik bile erimişti. Şehir tamamen yok olmuştu. Alevlerden kaçmak isteyen insanlar kendilerini denize atsa da bir faydası olmadı. Denize akan alevler o insanları da öldürdü.

Olayın en ilginç kısmı

Kurtarma ekipleri, bölgeye ulaştığı zaman sadece 3 kişiyi canlı bulabildi. Bunlardan biri şehrin dışında yaşayan bir kadındı. Bir hendeğe sığınarak kurtulmuştu, ama yaraları ağır olduğu için kısa bir süre sonra öldü. Bir tanesi yine şehrin dışında yaşayan bir adamdı ve evinin bodrumuna saklanmıştı. O da ciddî şekilde yaralanmıştı ve çok fazla yaşayamadı.

En ilginç kısmı ise burası... Felâketten son sağ kurtulan kişi ise 19 yaşında bir idam mahkûmuydu. Ciparis, beyaz bir Fransız’ı öldürmek suçundan ölüm cezasına çarptırılmış bir siyahî idi. 8 Mayıs sabahı asılacaktı. Yani, patlama günü! Elbette, cellâtları onu götürmeye asla gelemediler. Kaderin bir cilvesi olarak, Auguste Ciparis, şehrin içinden tek sağ kurtulan kişiydi. Onu yargılayanlar, onu ölüm cezasına mahkûm edenler ölmüştü. Onun ölümünü bekleyen 30 bin kişiden her biri ölmüştü o gün. Ama 8 Mayıs 1902 günü öleceğini bilen tek kişi olan Ciparis yaşıyordu. Daha sonra öğrenildiğine göre, Ciparis’e af çıkmış ve cezası hafifletilmiştir.

Bu tarihî olay, içinde ne çok mesaj barındırıyor. İktidar hırsı yanıp tutuşanları, zengin-fakir, siyah-beyaz adaletsizliğini, ölüm bir anda gelip hepsini yakıp yok ediyor. O gün öldürülecek olan mahkûmun tek kurtulan kişi olması da, kimbilir “Hâkim zulmeder, kader adalet eder” sözünün bir tecellisi..

Okunma Sayısı: 4753
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı