"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çağımızda adil bir hâkim: Ali Rıza Balaban

11 Temmuz 2018, Çarşamba 00:04
Ali Rıza Balaban Hukuk Fakültesi’ni okurken Şekercihan’da Bediüzzaman’ı ziyaret eder.

1943 yılında Bediüzzaman ve talebeleri “Gizli cemiyet kuruyor. Halkı hükümet aleyhine çeviriyor.” gibi bahane ve planlarla itham edilerek Denizli Hapsine atılır. O günlerde Balaban, Mahkeme Reisi olarak Denizli’ye tayin edilir. Ali İhsan Tola’ya göre bu kasıtlı bir uygulamadır. Bediüzzaman gibi bir ulvî şahsiyeti Balaban gibi hamiyet sahibi biriyle cezalandırarak kararın toplum nezdinde kabulünü sağlamaktır.

Balaban başkanlığında hâkim heyeti kurulur. Heyet çok ağır baskı altındadır. Ankara’dan kesin emir vardır; Bediüzzaman ve talebeleri idam edilecektir. Balaban, Üstad ve talebelerinin masum olduğuna inanmaktadır. Hatta zaman zaman hapishanedeki Nur Talebelerini ziyaret etmektedir. 2 hâkimse baskı altında kaldığından idam ister. Balaban olayı soğutmaya, kararı ertelemeye çalışır. Balaban’ın bu tavrı heyetin tepkisini çeker. Bediüzzaman’ı koruduğu şeklinde yorumlanır. Reis bu algının farkındadır. Bir gün bu algıyı yıkmak için bir oyun oynar. Bir celsede Üstad’a sert çıkar. Buna şahit olan maznunlar üzülürler. Fakat Üstad sakindir. Talebelerini teselli eder. “Mahkemenin kalbini Risale-i Nur fethetmiştir. Reis bunu kasten böyle yapıyor, ta ki kimse ondan şüphe etmesin...”

11. duruşmada Savcı ceza talebinde bulunur. Balaban atik davranarak duruşmayı erteler. 12. duruşma yaklaşırken hâkimlerden birisi hastalanır. Balaban, Hesna Şener’in merhametli, cesur ve adil biri olduğunu bilmektedir. Durumu kendisiyle paylaşır. “Gel kızım, bizim heyete dâhil ol. Ben Bediüzzaman’ı tâ talebeliğimden, İstanbul’da olduğum zamanlardan beri tanıyorum. Temiz, vatansever ve âlim bir din adamı. Araştırmalarımızda da onun hiçbir suçunun ve zararlı-tehlikeli hiçbir tarafının olmadığını gördük. Hakkında âdilâne bir karar verelim.” diyerek heyete atamak ister. Hesna, Üstad hakkında araştırma yapmış, kitaplarını okumuştur. Teklifi seve seve kabul eder.

Duruşmadan bir gün önce Üstad Polis Memuru Süleyman’ı çağırır. “Adliyeye gidebilir misin?” Süleyman “memnuniyetle”, deyince mesajını iletir. “Git, Hâkime Hesnâ Hanımı bul. Benim ona hususî selâmlarımı söyle. Ayrıca de ki, o benim dünya ve ahiret kardeşimdir.”

Hâkimler kararı konuşurken Süleyman gelir. Hesna pervasızca Üstad’ı savunmaktadır. Mutlaka beraat vermeleri gerektiğini, aksi halde vicdanlarını ve meslek haysiyetlerini çiğnemiş olacaklarını, Bediüzzaman’ın ilm-i hakikat sahibi olduğunu, duvarın ötesini de gördüğünü, böyle bir zata vicdan sahibi hiçbir hukukçunun ceza veremeyeceğini söylemektedir. 

Süleyman’la göz göze gelirler. “Beni Bediüzzaman gönderdi.” Bir anda ortam buz keser. Bu ne güzel tevafuk böyle Allah’ım. Hüngür hüngür ağlamaya başlar: “Anlat!”, der, “anlat o ilm-i hakikat sahibi zatın ne dediğini…”

Süleyman öyle güzel şeyler anlatır ki kimsenin konuşacak mecali kalmaz. Sonunda Balaban söze girer. “Arkadaşlar, mesele tavazzuh etmiştir. Bunun üzerine söyleyecek başka söze hacet yoktur. Ben de Hesna Hanımla aynı kanaatteyim. İstanbul’da Hukuk Mektebi’nde okurken, bu zatı görmüş ve biraz da olsa tanımıştım. Mübarek ve muhterem bir zattır. Ona ceza veremeyiz. Toplantımız bitmiştir. Nihaî karar verilmiştir. Hayırlı, uğurlu olsun.”

Tarihî bir hizmet

15 Haziran 1944 tarihinde 12. duruşma yapılır. Duruşmaya duyan gelir. Ciddî bir kalabalık melek-misal adliye binasını doldurur. Üstad başlangıçta hastalığını gerekçe göstererek duruşmaya çıkmak istemez. “Gelemeyeceğim” diye istida verir. Bilâhare heyetin müsbet tavrını hissedince istidasını geri alır. Balaban “Ey Said Efendi, istidayı geri mi alıyorsun?” diye tebessümle mukabele eder. Duruşma sonunda Balaban kararı açıklar. ‘Müddeiumuminin iddianamesinin tamamen reddine, mahkûmların beraatına karar verildi!’

Üstad ve talebeleri karara çok sevinir. “Sağ ol, var ol” sesleri altında salondan çıkarlar. Karardan sonra bütün gün Balaban’ın çok sevinçli olduğu görülür. Bu karar bundan sonra Bediüzzaman, Risale-i Nur ve talebeleri hakkında açılacak dâvâlara emsal olur.

Hasan Feyzi, Üstad’a yazdığı mektupta dâvâda emeği geçenlerden isim isim bahseder. Üstad da cevabî mektubunda teşekkür eder. “Feyzi’nin mektubunda isimleri bulunan ve bilhassa hâkim-i âdil ile beraber hakikî adâlete çalışanlar… değil yalnız bizi, belki Anadolu’yu ve âlem-i İslâm’ı mânen minnettar eylemişler. Onlar, bizim gibi Risale-i Nur’a sahiptirler...” “Evet, hâkim-i âdil… bir-iki senede, yirmi sene kadar hizmet-i Nuriyeyi yaptılar; Nurun şakirtlerini ebede kadar minnettar eylediler. Cenâb-ı Hak, onlardan ve beraberlerinde Nura hizmet edenlerden ebeden razı olsun. Âmin.” 

“Hâkim-i âdil namını alan malûm zatı ve lehimizde onunla beraber çalışanları, bu hakikî adalete hizmetleri için âhir ömrüme kadar unutmayacağım. Altı yedi aydır onları da aynen mânevî kazançlarıma şerik ediyorum.” “Onlar Risale-i Nur’un bundan sonraki hizmetine tam hissedardırlar.”

Üstad’ın hediyesiyle yeşeren bereket

Tahliyeden bir yıl sonra, İbrahim Fakazlı Denizli’ye gelir. O gün çok şiddetli yağmur vardır. Fakazlı, Delikli Çınar meydanında Balaban’ı görür, elini öper. “Hz. Üstad’a gideceğim, bir emriniz var mı?” Koca Reisin gözleri yaşarır. “Çok selâmlarımı söyleyiniz, bize duâ etsin.” Fakazlı, selâmını iletir. Üstad çok memnun olur. Ziya Sönmez’e yazdığı mektupta Reise Risale hediye edeceğini belirtir. “Ve Hâkim-i Adil olan zata Risale-i Nur’un ekser eczalarını ona hediye etmek için yazdırmaya karar verdiğimi söyleyiniz.”

Üstad sözünü tutar. Birtakım Risale gönderir. Balaban okuduktan sonra Nefi Akyazılı’nın kayınpederine hediye eder. Bu zât İzmir’in manevî havasının kirlendiğini hissedince evlâtlarını korumak için Bozyaka’da etrafı duvarla çevrili ev yaptırır. 

Akyazılı Vakfı kurulunca birçok evi, dükkânı ve arsa ile beraber Bozyaka’daki bu yeri de vakfa bağışlar. O günlerde Ahmet Feyzi Kul’un etrafındaki bir grup Nur Talebesi hizmet binası için arsa aramaktadır. Bazıları, bu arsanın küçüklüğünü gerekçe göstererek uygun görmez. Fakat sonrasında heyet de hizmet binası olarak kullanılması yönünde görüş belirtir. İlerleyen dönemlerde burası gerçekten büyük hizmetler görür. Böylece Balaban’ın hediye ettiği Nur Külliyatı dolaylı da olsa birçok insanın Nurlar’la buluşmasına vesile olur.

Resim: Hayreddin Ekmen - Yeni Asya

Etiketler: bediüzzaman
Okunma Sayısı: 5671
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-2

    11.7.2018 09:28:24

    18.yy Almanya'sında bir değirmencinin, keyfi ve hukuksuz bir muamele karşısında Kral'a karşı söylediği "Berlin'de hâkimler var!" sözünü bir ülkede bir vatandaş her şartta ve her yerde söyleyebildiği zaman, o ülkede, hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğü gerçek anlamda ve uygulamalarıyla var demektir. 1944 Türkiye'si ile "hâkim-i âdil" bir zat. Birbirine zıt iki vaziyet gibi görünebilir. Fakat âdil, cesur ve erdemli olmak şartlarla ilgili konu değildir. İlmin izzeti, hukukun verdiği hak dersi, vicdan hürriyeti gibi değerler zaafa ve erozyona uğramadığı sürece -geç de olsa- adâlet tecelli eder. Hoş "geciken adâlet, adâlet değildir." Fakat öyle zaman olur ki, gecikse de bir "lütuf" gibi görünür. Âdil, cesur, erdemli, fikri hür, vicdanı hür bireylerin ve güzel günlerin gelmesi dileğiyle...

  • Gündüz Alp

    11.7.2018 09:07:46

    Değerli Mustafa bey kardeşim, günümüz için de mesajlar ve dersler çıkaracağımız güzel bir yazınızı daha okuduk. Eline ve yüreğine sağlık. Denizli ne mübarek bir şehirmiş ki, Bediüzzaman gibi bir Zatı aylarca misafir etmiş ve Denizli Mahkemesi, o günün diktacı ve baskıcı rejim şartlarında verdiği beraat kararı ile Anadolu'yu ve İslâm dünyasını ebede kadar minnettar eylemiş, dualara mazhar olmuştur. Bu olaydan alınacak nice ders ve ibretler vardır. Demek yargı gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız, yargıçlarda âdil, cesur ve erdemli olurlarsa; sistem antidemokratik unsurlar içerse de tam adalet tecelli ediyor. Mülkün temeli adâlet olduğu gibi bekası da adâlet ile kâim ve dâimdir. "Hâkim-i âdil" denilen zat hakkında karar vereceği Zat'ı tanıdığından tam bir vicdan hürriyeti, kanaati ve rahatlığı ile "beraat" kararı veriyor ki, geleceğin yargıçlarına da -âdeta- "siz de böyle hareket edin!" diyor. Binler rahmet duasıyla anıyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı