"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dünya yükünü çekmeye geldim

16 Mayıs 2018, Çarşamba 00:07
Bazı insanlar vardır yaşantılarıyla çağları sırtında taşır.

Sabırla dünya yükünü omuzlar. Kında kılıç gibidirler. Kında cemalî, çıktıklarında celâlîdirler. Halil Yürür bunlardandır. Halil 1930 yılında Antalya’da doğar. 16’sında Gönenli Mehmet’ten ders almak için İstanbul’a gelir. Kendi sesini arar. Nur yolunun izini sürer. Gâh coşkun, gâh çaresiz halleriyle cami mermerlerini inletir. Üzerinde dünyayı fethedecek azim cesaret, heybet ve haşmet vardır. Yarım hafızlık desen onda, tecvid desen onda, Herkül gibi fiyakalı yürüyüş de caba. Fatih olmaya ne kalmış şunun şurasında. Yürü Halil, kim tutar seni…

Yürüyecektir yürümesine de küçük bir sorun vardır. Halife yoktur ortada. Sokak sokak arar. Bir dükkânda kırmızı kaplı kitap dikkatini çeker. Karıştırır. İbre tavana vurur. Bunu yazan Halife olmasın? “Bunu yazan hayatta mıdır?” “Hayatta.” Aha, kuş kafese girdi. Fakat aklı bir karış havadadır. “Önce Bediüzzaman’a git, sonra nereye gidersen git.” der kendi kendine.

Üstadı araştırır. Tam da aradığı zât olduğunu anlar. Soyunu öğrenince eli ayağı titrer. Ahdi vardır. Efendimizin (asm) sülâlesinden birini bulursa sürünerek yanına gidecektir.  Fakat arkadaşının yalvarmalarına dayanamaz, trene razı olur. Isparta’ya varır. Otele yerleşir. Sabah erkenden kapı çalar. Gelen Bayram Yüksel’dir. “Üstad çağırıyor.” Üstad’ı sarıklı, kılınçlı, devlete fizikî yardım edecek; genç, dinamik ve kuvvetli bir adam zannediyordur. Bu duygularla Üstad’ın kapısına varır. Dünya padişahıymış gibi heybetli şekilde odasına süzülür. “Şöyle gür bir sesle selâm vereyim de nasıl bir kahraman olduğumu görsün” der içinden. Birden sesi düğümlenir, ‘dınk’ diye kesilir. Allah Allah, Halil’e ne oluyor böyle! Titremeye başlar. Dağ gibi Halil yığılıp kalır. Ceylan ve Bayram ağabey devrik padişahın kollarına girerler. Üstad’ın dizinin dibine getirirler. Biraz kendini toplarlar. Aşk ve hürmetle Üstad’ın elini öper. Üstad, Halil’e sarılır. Yüzünü, gözünü çocuk gibi sever, okşar. Boyunun ölçüsünü almıştır. Padişah gibi girdiği odadan er gibi çıkacaktır.

Yapacak iş çok, fakat adam yoktur. Bir gün köye gider. Gecikmeli olarak Üstad’ın kapısını çalar. Üstad kırılmıştır. Kırıldığına cezası ilgisini kesmektir. Halil kapıda kalmıştır, ama ondan başka da kapısı yoktur. Sokak başında akşama kadar aç, susuz, ağaç gibi bekler... Halil’i gören gözler “burada bir âşık yatıyor” diyordur. İçi yanıyordur. Minarede ezanlar, Halil’de salâlar okunur. Akşam namazından sonra birden hava aydınlanır. Üstad’ın kapısından nurlu bir baş güneş gibi çıkar. Halil’in içine güneş doğar, karanlık dağılır. Üstad yine Halil’i ipten almıştır. Üstad’ına koşar. Hasret ve özürlerle öper.

Dünyanın terk ettiği Halil ve Zübeyir

Halil hayatının merkezine hizmeti koyar. Üstad’ı Sultan sayar. Veziri Zübeyir Gündüzalp’e göre hayatını ayarlar. Birlikte kalmaya başlarlar. Risale teksir ederler, dağıtırlar. Gündüzalp’in birçok hususiyetine şahit olur. Bir ara Üstad, Zübeyir’e “Seni dinlemezlerse bir dağa çekilirsin.” der. İhtimal ki o gün gelmiştir. Zübeyir, Halil’e seslenir, “Eşyalarımı topla.” Eşyaları toplayıp bisiklete sarar. Çamlıca’daki eve giderler.

Zübeyir, Üstad’dan ayrı kalmaya dayanamayacağı için önce vefat etmek ister. Üstad acı sırrı ifşa eder. “Sen hemen ölmeyeceksin, azap çekeceksin, çile çekeceksin.” Bir gece Zübeyir ve Halil dersten çıkarlar. Saat gecenin biridir. Zübeyir “Camide namaz kılalım” der. Hava öyle soğuktur ki tir tir titremektedir. Buz gibi muşamba üzerinde namaz kılacaklardır. Halil dayanacak gibi değildir. “Eve gidelim, sıcacık yerde kılalım” diye iç geçirir. Ama emir büyük yerdendir. Buz gibi suyla abdest alır. Namaz bitince Zübeyir, Halil’e döner. “Kardeşim, işte biz böyle sürüne, sürüne öleceğiz.”

Hizmet ehli ya dünyayı terk etmeli ya da o dünyayı. Bir ara Zübeyir, Halil’e “Kardeşim dünya seni terk etmiş.” der. Öyle üzülür ki adeta bayılıp tekrar dirilir. Epey sonra aklı başına gelir. Üstad’a verdiği sözü hatırlar. “Gençliğimi bu yolda geçireceğim.” Yıllar sonra da şöyle diyecektir, “Dünya benimle barışmıyor, terk etmiş, küsmüş.” Bir gün Zübeyir dünyasını değiştirir. Dokuz yıllık birliktelik sona erer. Halil çözülür, ağlamaya başlar. Zübeyir’i kabre indirir. Emaneti emin ellere teslim eder. O günden sonra cansız ceset gibi dolaşır, çile çeker.

Otuz yıl yarı aç, yarı tok hizmet eder. 52 yaşına gelmiştir. Üstad ve Zübeyir dünyadan çekilmiştir. Artık dünya iyice çekilmez olmuştur. Dünyadan tamamen vazgeçmenin eşiğindedir. Dünya Halil’e kendini kabul ettirememiştir. Hizmet sevgilisi olmuş, evlenememiştir. Bütün dünyası hizmettir. Fakat biri vardır ki Halil onun yirmi yıldır duâsıdır. Beni Halil ile evlendir, diye yanıp yakılmaktadır. Bir gün duâlar gerçekleşir. Halil’le tanıştırılır. Evlenirler. Durumu iyidir, Halil’in rızkını temin eder. Bunun üzerine yıllar önce yaşadığı bir anıyı hatırlar. Bir gün Üstad, Halil’e el kadar ekmek verir. “Bir kadın getirdi. Bu benim yirmi günlük yiyeceğim kardeşim.” O kadar bereketlidir ki Halil’e bir ay yeter. İşin sırını 25 yıl sonra çözer. “Bir kadın tarafından, sana dünya malı verilecek.” O kadının bu kadın olduğunu anlar.

Dünya iyilerle barışmak, kendine alıştırmak istemez. Bilirim içinde bir Aslan Halil yatar. Dünya seni sarıp sarmalasın, herkes seni anlasın istersin. Üstad’a yoldaş olanın başkasına ihtiyacı var mıdır... Zübeyir, Halil Yürür’ün şahsında herkesi tebrik ve teselli ediyor. “Öyle çilelerle, cefalarla ve lûtf-u İlâhî sayesinde gördüğün hizmetler bire bin kıymetindedir.” Zübeyir’i kabre ev arkadaşı Halil koymuştu. Zübeyir gibi yaşadıktan sonra cenazeler ortada kalmaz be Halil’im. Gün gelir, dünya seninle barışır. Gönülevindeki cenazeni kaldırır.

Okunma Sayısı: 4241
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Erhan zeybek

    16.5.2018 15:34:31

    Allah razı olsun

  • Gündüz Alp-2

    16.5.2018 12:59:15

    Son Süvari'nin eri olma bahtiyarlığını yaşamış iki bahtiyarın hayat karelerinden aktardığın hayat dersi ümit ederim ki bizlere ibretlik bir ders olur. Dünya evine giren ile Gönül evine giren ayrı ayrı şeyler istiyor. Biri Dünya gözü öteki Gönül gözü ile bakıyor dünyaya. Üçüncü bir grup da vardır ki onlarda "At gözlüğü" ile seyrediyor âlemi. Siz her ne kadar "Dünya yükünü çekmeye geldim!" deseniz de bizim Yunus da yükü hafifletmek için :"Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım" diyor. Hizmet yüküne el atıp omuz veren Halil (dost) edalı eroğlu erler gibi kahramanlara ne mutlu! Dünya budur. Kimi "üç talakla boşar" kimi "katolik nikahı" ile nikahlar. Değişmez gerçek ise: Dünya ahiretin tarlasıdır. Selam, dua ve muhabbetle...

  • Gündüz Alp

    16.5.2018 12:36:15

    Değerli Mustafa bey kardeşim, öncelikle sizin ve herkesin mübarek Ramazan ayını kutlar; barış ve huzur vesilesi olmasını dilerim. Her zamanki gibi -özellikle şu zamanda çok muhtaç oluğumuz- teselli verici, maneviyatımızı kuvvetlendiren güzel bir yazınızı daha okuduk Eline ve yüreğine sağlık. "Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur" demişler. Yazınız beni çocukluk yıllarıma aldı götürdü. TV'nin olmadığı o zamanlarda hemen her evde bir radyo vardı. Anadolu'nun aşk, sevda, hasret, yürek acısının terennüm edildiği Anadolu türkülerini duyardık. Çokça duyduğumuz bir türküydü: "Gine gam yükünün kervanı geldi/Çekemem bu derdi(de yavrum) bölek seninle./Eremem Lokman'a çaresiz kaldım/Çekemem bu derdi (de yavrum) bölek seninle.." Derdin de dünyanın da yükü ağırdır. Başkaları el atmaz, omuz vermez ise zor çekilir. Hele "zaif ve naifler!" için hepten zordur.

  • Bahadır

    16.5.2018 10:51:31

    Sevgili Mustafa Bey, sizlerin mübarek ramazan-ı şeriflerinizi tebrik ederim.. Kalb-i yazılarınız biz gönlü kırık mahzunlara, mağdurlara ve bu zamanın gariplerine ümit vermekte, imanımıza şevk katmakta ve gönlümüze inşirah salmakta.. Şunu bilin ki yazılarınızı gözyaşlarımızla kalbimizle okuyoruz.. Size ve diğer hakikatbin yazarlarınıza müteşekkiriz.. İyi ki varsınız.. Cenab ı Allah Bediüzzaman hazretlerinin her daim sadık kalan talebelerini ve bu zamanın dünya yükünü çeken garipleri'ni muahafaza buyurması duasıyla.. Allah a emanet olunuz..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı