"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstibdat çok surette kendini gösteriyor

Risale-i Nur'dan
13 Temmuz 2018, Cuma
Sual: “Neden şu inkılâb-ı hükûmet, her şeyde bir inkılâb getirdi?”

Cevap: “İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadırlar.” (Keşfü’l-Hafâ, 2:311.) sırrınca, istibdat herkesin damarlarına sirayet etmişti, çok nam ve suretlerde kendini gösteriyordu, çok dam ve plânlar istimal ediyordu. Hatta benim gibi bir adam, ilmi vasıta edip tahakküm ediyor idi veyahut sehavet-i milliyeyi sû-i istimal ederdi. Veyahut şu şeyh gibi necabeti sebebiyle herkes onun hatırını tutarak –tutmakla mükellef bildiğinden– tahakküm ve istibdat ediyordu.

Sual: “Demek öldürmemize, hükûmetin istibdadına yardım eden başka istibdatlar da varmış?”

Cevap: Evet, cehaletimizin silâhıyla asıl bizi mahveden, içimizdeki garip namlarla hüküm süren parça parça istibdatlardı ki hayatımızı tesmim etmişti. Fakat yine kabahat, o küçük istibdatların pederi olan istibdad-ı hükûmete aittir.

Sual: “Beyler, ağalar, müteşeyyihler iki kısımdır; farkları nedir?”

Cevap: İstibdat ile Meşrûtiyet kadar farkları vardır. Ben dahi Meşrûtiyet ve istibdadı müşahhas olarak size göstermek istediğimden şu iki kısmı timsal olarak beyan ediyorum.

Sual: “Nasıl?”

Cevap: Eğer büyük adam, istibdat ile kuvvete veya hileye veya kendisinde olmayan, tasannuan kuvve-i maneviyeye istinaden halkı isti’bad ederek havf ve cebrin tazyiki ile tutup insanı hayvanlığa indirmiş; daima o milletin şevkini kırar, neşelerini kaçırır. Eğer bir namus olursa, yalnız o şahs-ı müstebitte görünür; denir ki “Falan adam şöyle yaptı.” Eğer bir seyyie olursa, kabahat bîçare etbaa taksim olunur. İşte şu mahiyetteki büyük, hakikaten büyük değildir, küçüktür; milletini küçüklettiriyor. 

Zira milleti her sa’yi suhre gibi işliyor, hatır için gibi yapıyor, iyilik etse de riya karıştırıyor, müdahene ve yalana alışıyor, daima aşağıya iniyor. 

Zira sa’y-i insanînin buharı hükmünde olan şevk, müntafi oluyor. Ağaları ve büyükleri, omuzlarına biner tâ yalnız görünsün, onların etlerinden yer, tâ büyüsün. O milletin gonca misal istidâdâtı üzerine o reis perde olup ziyayı göstermiyor. 

Belki yalnız o neşv ü nema bulur, inkişaf eder, açılır. Eğer müşahhas istibdadı görmek arzu ediyorsanız, işte size şu...

ESDE, Münâzarât, s. 165-166

LÛ­GAT­ÇE:

ceb(i)r: Zorlama, zor kullanma.

dam: Tuzak.

etba: Tâbi olanlar, uyanlar; halk, yönetilenler.

havf: Korku, korkma.

isti’bad: Köleleştirme, esir alma.

istibdat: Keyfîliğe, zora ve baskıya dayanan idare şekli, diktatörlük, despotluk.

müdahene: Dalkavukluk.

müntafi olmak: Sönmek.

müteşeyyih: Şeyhlik iddia eden.

necabet: Asalet, soyluluk.

neşv ü nema: Büyüme ve yetişme, gelişme.

riya: İki yüzlülük, gösteriş.

sa’y: Çalışma.

sehavet-i milliye: Milletin cömertliği.

seyyie: Kötülük, suç, fenalık.

suhre: İsteksiz ve zoraki.

şahs-ı müstebit: Baskı uygulayan kişi.

tahakküm etmek: Baskı yaparak hükmetmek.

tasannuan: Yapmacık olarak.

tesmim etmek: Zehirlemek.

Okunma Sayısı: 2123
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı