"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân’ın kanunları ezelden geldiğinden, ebede gidecektir

Risale-i Nur'dan
11 Mart 2018, Pazar
Evet, Kur’ân’ın düsturları, kanunları ezelden geldiğinden, ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir; daima gençtir, kuvvetlidir.

Meselâ, medeniyetin bütün cemiyat-ı hayriyeleri ile, bütün cebbarâne şedid inzibat ve nizâmâtlarıyla, bütün ahlâkî terbiyegâhlarıyla, Kur’ân-ı Hakîm’in iki meselesine karşı muaraza edemeyip mağlûp düşmüşlerdir.

Meselâ, • “Namazı dos doğru kılın, zekâtı verin.” (Bakara Sûresi: 43.) • “Allah alış verişi helâl, faizi ise haram kıldı.” (Bakara Sûresi: 275.)

Kur’ân’ın bu galebe-i i’câzkârânesini bir “Mukaddeme” ile beyan edeceğiz. Şöyle ki:

İşârâtü’l-İ’câz’da ispat edildiği gibi, bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin madeni bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin menbaı dahi bir kelimedir.

Birinci kelime: “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne.”

İkinci kelime: “Sen çalış, ben yiyeyim.”

Evet, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avâm, yani zenginler ve fakirler, muvazeneleriyle rahatla yaşarlar. O muvazenenin esası ise, havas tabakasında merhamet ve şefkat; aşağısında, hürmet ve itaattir. Şimdi, birinci kelime havas tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir; ikinci kelime avâmı kine, hasede, mübarezeye sevk edip, rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selb ettiği gibi; şu asırda, sa’y, sermaye ile mübareze neticesi, herkesçe malûm olan Avrupa hâdisat-ı azîmesi meydana geldi.

İşte, medeniyet, bütün cemiyat-ı hayriye ile ve ahlâkî mektepleriyle ve şedid inzibat ve nizâmâtıyla, beşerin o iki tabakasını musalâha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müdhiş yarasını tedavi edememiştir. Kur’ân, birinci kelimeyi esasından vücub-u zekât ile kal’ eder, tedavi eder; ikinci kelimenin esasını hurmet-i riba ile kal’ edip, tedavi eder. Evet, âyet-i Kur’âniye, âlem kapısında durup, ribaya “Yasaktır!” der. “Kavga kapısını kapamak için, banka kapısını kapayınız!” diyerek, insanlara ferman eder. Şakirdlerine, “Girmeyiniz!” emreder.

Sözler, Yirmi Beşinci Söz, s. 459

Medrese-i Yusufiye Mektupları

Vahdetinizi ve tesanüdünüzü muhafaza etmelisiniz

Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Musîbet Arkadaşlarım!

Sizin içinizde mübarek âlimler ve âlicenap müdebbirler ve hâlis fedakâr şakirdler bulunmasından büyük bir itimad ile size güveniyordum ki, kuvvetli ve dessas ve kesretli düşmanlarımıza karşı vahdetinizi ve tesanüdünüzü muhafaza edeceksiniz diye istirahat ederdim, sizin ile meşgul olmazdım. 

Bir kaç noktayı beyan etmek lüzum oldu:

• Birincisi: Tahliyeniz uzamamak için, ben Ankara’ya bir şey gönderip müracaat etmeyecektim. Fakat mahkeme, mahrem ve gayr-i mahrem risaleleri ve eski ve yeni mektupları karıştırarak Ankara’ya gönderdiğinden, mecburiyetle, buradaki ehl-i vukuf gibi mahrem risaleleri esas ederek oradaki ehl-i vukuf aleyhimize hükmetmemek için mahremlere, hususan Beşinci Şuâ’ın Süfyan ve İslâm Deccalı hakkında gayet kuvvetli cevap veren Müdafaat Risalesi’ni ve felsefe-i tabiiyenin verdiği küfr-ü mağrurâneyi ve iman aleyhinde cür’etkârâne tecavüzünü kıran Meyve Risalesi’ni o makamata göndermek zarurî ve lâzım idi.

• İkinci Nokta: Aziz kardeşlerim, sizin bu ehemmiyetli mektubunuzun cevabını yazarken, benim elime aynı mektubu verdiler. İkinci Noktaya başladım, kaldı. İşte tamam ediyorum, dikkat ediniz.

Eğer bu fikrin faydasız avukatınız tarafından tervîci varsa, her halde mahkûmiyetimize taraftar olanların bir tedbiridir ki, Ankara’daki ehl-i vukuf buradaki ehl-i vukuf gibi, neşrolunmayan mahrem ve hususan Beşinci Şua risalelerini esas edip, bütün Risale-i Nur’a teşmil edip müsadere etmek ve Beşinci Şuâ’ın meselelerini, Risale-i Nur’u okuyan bütün bîçare talebelerin dersleridir diye, onları benim suçumla tam bağlamak için dehşetli bir plândır. Beni konuşmaktan men etmek ve yazdıklarımı müsadere ile Ankara’ya göndermemek fikriyle müdür ve müdde-i umumî muavini müşkülât vermeleri kuvvetli bir emaredir ki, müdafaatın cerh edilmez cevapları yetişmeden Ankara aleyhimize hüküm vermek içindir.

• Üçüncü Nokta: Zaten meseleyi uzatacak ehemmiyetli kitapları ve evrakları ve müdafaaları dahi Ankara’ya göndereceğini, mahkeme reisi o gün söyledi. Elbette şimdi yetişmiş. Şimdi benim muntazam ve izahlı iki müdafaanamem gitse, belki meseleyi çabuk halleder, mesele uzanmaz, tâcil eder; çabuk, aile sahipleri kurtulurlar. Fakat ben ve benim gibi alâkasızlar kurtulmaya değil, belki hakaik-ı imaniyeyi mülhidlere, mürtedlere karşı müdafaa etmek için, en müsait bir yer olan hapiste kalmak lâzımdır.

Şuâlar, On Üçüncü Şuâ, s. 357

Okunma Sayısı: 2308
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ahmed said

    11.3.2018 06:45:57

    yani kısacası Kur'an kanunlarının reforme edilmesine ihtiyacı yoktur,Zira zaman geçtikçe o gençleşiyor,her ihtiyaca cevap veriyor,dünü bu günü yarını müsavidir.yapılacak herhangi bir reform ise arzi olup ,nefis ve hevanın tatminidir semavi olamaz kötü niyetin dışa yansımasıdır.Buna alet olanlar da mesuliyetten kurtulamazlar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı